14 Şubat: Tükettikçe Sevgiliyiz!

“Tüketim yoluyla toplumsallaşmış birey, artık toplumsal olarak bütünleşmiş bir birey değildir. O, başkalarından farklılaşarak “kendisi olmayı” istemeye kışkırtılan bir bireydir. O, ortak durumun sorumluluğunu ortak bir eylemle üstlenmeyi reddedişiyle herkese benzeyen ve toplumsal olarak tüketime yönlendirilen bireydir.” Andre Gorz

Sevginin yozlaştırıldığını, daha doğru bir ifadeyle sevginin de toplumsal koşullara göre yeniden biçimlendirilip piyasaya sürdürüldüğünü biliyoruz. Herşeyin mallaştığı, değer yargılarının malın durumuna göre değiştiği, yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesinin piyasa tarafından belirlendiği kapitalist bir çağda yaşıyoruz. Doğal ki, sevgimizin yahut nefretimizin nedenini de bu koşullar belirliyor. Sahip oldukça seviyor, sahip olamadıkça birbirimizden nefret ediyoruz.

Peki 14 Şubat Sevgililer Günü denilen şey nedir, neyin nesidir? Bilindiği kadarıyla ilk olarak Roma Katolik Kilisesi’ne dayanan bu gün Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkıyor. Bize son derece saçma gelen bu durum, kapitalizmin tahakkümünün artmasıyla birlikte tamamiyle piyasanın canlandırılacağı bir güne dönüştürüldü.

Gerçekten de öyledir. Neredeyse her güne doğum günü, anneler günü, babalar günü gibi bir kutlama sığdıran kapitalizm, propagandası sayesinde herkes bugünleri niye, niçin kutladığını bilmese de kutlamak zorunda hissetmektedir. Günler öncesinden başlatılan bu propagandalar gerek televizyon, radyo, gazete reklamlarıyla, gerekse de mağazaların camekanını süsleyen ”Sevgililer Gününe Özel Fırsatlar”, ”Sevgilini Mutlu Et” gibi afişlerle kitlelerin dikkatini çekmekte, buna zorlamaktadır. Bugünleri kutlamayı reddedenlere ise kötü gözle bakılmakta yahut sevgisinden şüphe duyulmaktadır.

Ölüm yıldönümü anmalarının hafızayı tazelemek amacıyla yapıldığını anlayabiliriz ama bu tür günlerin kutlaması hangi hafızanın tazelenmesidir? Örneğin Sevgililer Günü denilen günde sevgimizi mi hatırlayacağız, yoksa asıl sevgilimizin kapitalizm olduğunu ve onun için piyasayı canlandırmamız gerektiğini mi?

Bir kapitalistin kendisine kar getirecek olan Sevgililer Günü’nü önemsemesini anlayabiliriz ama kendisine hiçbir şey katmayacak, aksine kendisini zarara uğratacak olan böylesi bir günün ezilenler tarafınan popüler bir halle kutlamasını anlamakta zorlanabiliriz.

Hele ki kadınların ikinci cins görüldüğü, hemen her gün tecavüze ve şiddete uğradığı bir ülkede Sevgililer Günü’nün ne gibi bir anlamı olabilir?

Sokrates’in uyarısıyla sorgulanmayan hiçbir şey yaşanmaya değmeyecekse, sorgulamadan kutladığımız bugünler neye değecektir?

Şüphesiz ki kutlamalar iyidir, yaşamı ve insanı hareketlendiren, canlandıran bir yanı vardır ama bu kutlamaları bize dayatılmış günlerde ve maddiyata dayanan hediyelerle yaptığımızda o hareketlilik ve canlanma insan yaşamı için hiçbir şey ifade etmez. Aksine onu tüketen ve yozlaştıran bir yanı vardır.

Sevgililer Günü doğrudan tüketim kültürüyle ilgili bir durumdur. Sevgiyi üretemeyenlerin başvurduğu ama daha çok tükettiği bir gündür Sevgililer Günü!

Ne diyordu şair: Her şey sermaye için sevgilim!

Baran Sarkisyan

 

Yorum Yapın