’38 xo vira mêke

Tarihin her sayfası bir katliamla ve o katliamdan sızan acılarla dolu. Okullarda hiç anlatılmayan veya bir zafer olarak bahsedilen yakın tarihin ’38. sayfasını açıyoruz, kan var, çoluk çocuk, genç yaşlı, erkek kadın Dersimlilerin kanı. Onbinlerce. Bu akıtılacak kanın haberini önceki sayfalardan da biliyoruz, Dersim bir çıbandır, o çıban temizlenecek diyen. Sonraki sayfalardan da biliyoruz, Dersim’in kayıp kızlarının bugünlere uzanan çığlıklarından.

Dersim kendine ait kültürü, inancı olan bir şehirdir. Kendine özgü bir özerkliği vardır, bu Osmanlı’dan bu yana böyle bilinir, öyle kabul edilir, Dersim üzerine defalarca sefer düzenlemiştir ama zafer kazanılamamıştır. Onları her seferinde Dersim’in dağları korumuş, Munzur kucak açmıştır.

Misak-i Milli denilen sınırlar içerisindedir Dersim ama aynı zamanda da dört dağ içindedir. Ve bu sefer düşman korkunçtur, Dersim millileştirilecektir. Millileşmenin adı asimilasyondur. Asimilasyonun adı da modernleşme olmuştur. Modernleşme dedikleri şeyi de silahla yapacaklardır. Nazım’ın burjuva, İbrahim’in faşist dediği Kemal böyle buyurmaktadır. Katliamın boyutu inanılmazdır, anlatılması güçtür. O yüzden tanıklıklara, belgesellere, belgelere, rakamlara, ayrıntılara başvuruyoruz. Biz bugün anlatılanlardan anladığımız kadar biliyoruz. Tanıklar şöyle der: “Bizi Kerbela’ya götürüyorlar sandık, meğersem Kerbela’yı bize getirmişler.” Tanıklar daha çok şey anlatır, ama hangi biri tam olarak anlatılabilir? Kim anlayabilir? Katliama haklı gerekçeler arayanların yurdunda acıyı ifade etmek bile zorlaşmıştır. Katliam döneminde asker olan bir kişi yıllar sonra şöyle bir itirafta bulunur: “Komutan mermi pahalı kullanmayın dedi, kadınlara, çocuklara dipçikle vuruyorduk. Sonra tüfekler zarar görüyor dendi. Bundan sonra meşe kütükleri ile vurmaya başladık. Vura vura 10 yaşındaki çocukları öldürdük…”

Direnmemiş değillerdir, askerin katliam öncesi gelip topladıkları silahlardan arda kalan, saklayabildikleri silahlarla direnilmiştir ama güçleri orduya yetmemiştir. Bunun sebebi belki bazı aşiretlerin Mustafa Kemal’in askerleriyle işbirliği yapmasından dolayıdır, birlik sağlanamamasından dolayıdır, Alişer ile Zarife’nin göğsüne saplanan hançer bilinmektedir.

Daha fazla kanın akmaması ve devletin barış teklifiyle kandırılan Seyid Rıza devletin hilesine gelmiştir. Bunu anlayan Seyid, “Nu hukumat hukmato beserefo, zurekero” diye çıkışsa da çok geçtir. Hileye gelmesini hükümete söverek gösteren Seyid, kendini düşündüğünden değildir elbet, halk çok daha büyük bir katliama maruz kalacaktır. Ki öyle de olmuştur, katliamdan sonra bile Dersim kadınları köyde onca açlığın ve sefilliğin içinde, eşlerinin, çocuklarının kaybında niye ben de ölmedim diye ağıt yakmışlardır. Medeniyet dedikleri mezarsız ölüler mi demektir, Munzur’u kızıla boyayan cansız bedenler mi demektir, ağıtlar mı demektir, ağıtları bastıran onuncu yıl marşları mı demektir?

Yine de tanıklardan Dünya ana şöyle der; Rica ederim, halk halka ağlasın…

Dersim katliamıyla hesaplaşılmadı, bugün bile katliamın savunucuları vardır maalesef. Çünkü resmi ideolojiyle hesaplaşılmamıştır.

Dersim katliamının acısı hiç unutulmayacak ama bu katliamın bizlere gösterdiği yegane şey de; devlete güven olmaz.

Baran Sarkisyan

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: ’38 xo vira mêke | YURTSEVER

Yorum Bırakınız