8 Mart Sempozyumu

Yönetici: Merhaba sayın konuklar. Bendeniz, emekli ilkokul öğretmeni Bekir Tuzlu. Sekiz martınız kutlu olsun. Bugün huzurunuzda bir grup bayanla kadın sorunlarını tartışacağız. Oturuma katılanları şimdi sırasıyla oturum masasına çağırıyorum.

Susuz Çayır mahallesinin muhtar yardımcısı sayın Fatma Fetbaz hanımefendi. (Kot pantolunlu ve tesbihlidir)

Türk kadınlar derneğinin saymanı sayın Bedia Rüküş hanımefendi. (Sırtında kürk, başında fötr şapka vardır)

Sinema severler derneğinin yönetim kurulu üyesi sayın Nurinisa Zırtlıoğlu. (Son derece şık ve sigaralıdır)

Allahverdi gecekondusunun sevgili Meryem ablası, Meryem Otyemez. (Eşarplıdır)

Kadın inisiyatifi grubunun yöneticilerinden sayın Aylin Özgür.

Masada yerlerini alırlar.

Yönetici: Sayın bayanlar önce aşk üzerine tartışalım. Aşk nedir, bunu çıkaralım açığa. Bunu açığa çıkarmadığımız müddetçe, sekiz martı kavrayamayız. Konuşmacılara sırasıyla söz vermeden önce, kafalarımızın açılması amacıyla, alimlerin aşk hakkındaki görüşlerini okumak istiyorum sizlere. Ariso: “Aşk, acı çekmektir,” diyor. Antonie Bret: “Aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur,” diyor. Douglas Ferrola: “Aşk kızamığa benzer,” diyor. Victor Hugo: “Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır,” diyor. Dante: “Cehennem aşkın esiridir,” diyor. Çemişkezek’li meşhur alim Memo: “Aşk, deve kadar büyüktür ama, beşini bir eşek yeder,” Yine aynı Memo, bir başka konuşmasında: “Aşk aşkın eşeğini, yırlaya yırlaya, kendi eşeğini de terleye terleye arar,” demiş. Çorum’un deli filozoflarından Cıbıl Celayir: “Aşk, çoban kulübesinde padişah rüyası görmektir,” diyor. Evet, alimlerin görüşleri bunlardır. Önce sizden başlayalım Fatma Fetbaz hanım. Alimler böyle diyor, siz ne diyorsunuz, aşk hakkında?

Fatma Fetbaz: Alimler halt ediyor; hepsi yanlış. Bana göre aşk bir felakettir. Yani nasıl anlatayım, aşk insana hokka gibi oturdu mu, insan kudurur. İddia ediyorum, aşkın dirhemini ite yedir, kudurur. Öyle basit bir vaka değil. Yürek, serçe gibi ürperir. Göz büyür. Burnunun ucunu göremezsin. İğne deliğinden de baktın mı Hindistan’ı görürsün. Benim bildiğim aşk, budur. Gerisi, kuru takırtı, kuru laf. Değişik tipte bir terleme vakasıdır, aşk. Bunu da ayrıca bir yere kaydet.

Yönetici: Evet, siz birşey olarak, mühim bir şey olarak görüyorsunuz aşkı. Bedia hanım siz ne diyorsunuz?

Rüküş Bedia: Evet, gerçekten de bir durum olayıdır aşk. Karşı cinse, yani erkeğe duyulan taze, müstehcen bir duygudur. Şaşırırsın. Ne yapacağını bilemezsin. İpten kuşak kuşanır, ipe un sermeye kalkışırsın. Bana sorarsanız, şahsen derim ki, aşkla oynanmaz, kesinlikle oynanamaz.

Yönetici: Evet, doğrudur. Ortaya güzel görüşler çıkıyor. Şimdi de size soralım Nurinisa hanım?

Nurinisa Zırtıloğlu: Efendim ben erkeklere inanmadığım gibi aşka da inanmıyorum. İki aşıktan biri kaçıyor, öbürü de kovalıyor. O zaman ne oluyor? Kaçmaktan kovalamaya vakit bulamıyorsun. Ben çok kaçtım. Erkeklere göre aşk, iyi mal sorunudur. Mallar arasında mekik dokurlar. Katılmıyor ve inanmıyorum. Aşk, menfaattir; cevizi çift görmezse, ağaca taş atmaz.

Yönetici: Evet, katılıyorum; çok enterasan ve ekzantirik bir görüş. Siz ne diyorsunuz Meryem hanım?

Meryem Otyemez: “Ben güzele güzel demem / güzel benim olmayınca” türküsü aşkın ne olduğunu açıklıyor. Bana söz kalmıyor. Aşk, emanet eşeğe benzemez. Emanet eşeğin yuları gevşek olur. Aşk, merhametsiz bir güneştir ki kör eder. Ferhat eder, şirine giden yolda, dağları deldirir. Ayvayı ağlatır, narı güldürür. Ben, bunu bilir, bunu söylerim.

Yönetici: Evet, gerçekten de öyle. Şimdi de sizi dinleyelim Aylin hanım.

Aylin Özgür: Arkadaşların görüşlerine katılmıyorum. Aşk, sevginin en yoğun ifadesidir. Yabanlaşmanın insan ruhundan ve bilincinden sürülmesi, defedilmesi olayıdır. Evet, gerçek aşk budur. Özgürlüğü sever.

Yönetici: Evet, tümünüze teşekkür ederim arkadaşlar. Ortaya, ilginç görüşler çıktı. Şimdi gelelim toplumumuza, kadına yönelen dayak sorununa. Dayağı nasıl değerlendiriyorsunuz. Evet, yine sizden başlayalım hanfendi.

Fatma Fetbaz: Bana dayak atan cartlağın ağzını cart diye yırtarım. Münasebetsizliktir. Kanun getireceksin. Kadına dayak atan godoşun afedersin maslahatını kesip puro sigarası gibi ağzına vereceksin. Sonra da resmini çekip gazetelerde basacaksın ki aleme ibret olsun. Tek kelimeyle şerefsizliktir dayak.

Rüküş Bedia: Ay sinir oluyorum dayağa. Olur, insan halidir kafan kızar bir şaplak patlatırsın. Tamam, iki tane patlatırsın, mesele değil. Ama üçüncüye, dördüncüye ne gerek var. Karşındaki şamar oğlanı mı yani… Katılmıyorum, sıkıcı bir konu. Tasvip etmiyorum dayağı.

Nurinisa Zırtıloğlu: Fatma hanımın dayağı, şerefsizlik şeklinde açıklamasına katılmıyorum. Bilimsel bir yaklaşım değildir. Kuşkusuz çirkin bir durumdur. Alçalıştır, zavallılaşmadır, iğrençlik ve adilik durumudur. Bence dayak kesinlikle cennetten çıkmamıştır. Ay, şahsen bana kocam dayak atmaya kalkışsa, bakın dikkat edin, atsa demiyorum, atmaya kalkışsa diyorum ve kalkışsanın da altını çiziyorum. Sağa sola çekmeyin lütfen. Ha.. nerede kalmıştım. Ha evet, şahsen kocam bana dayak atmaya kalkışsa şaşırırım, kesinlikle teessüflerimi bildirir ve ağlayarak protesto ederim.

Yönetici: Evet, çok teşekkür ederim. İlginç görüşler çıkıyor ortaya. Meryem Otyemez hanım, Sayın Zırtıloğlu’nu dinlediniz, siz ne diyorsunuz bu konuda?

Meryem Otyemez: Dikkat ederseniz, bir önceki konuşmamda “ben güzele güzel demem / güzel benim olmayınca” türküsünden söz etmiştim. Bence dayak konusunda bu kadar fırtına koparmanın manası yoktur. Her kadın dayak yemiştir. Seven erkek kıskanır. Kıskanan erkek ise tımar anlamında hafiften dövebilir.

Fatma Fetbaz: Aaa aaa bak neler duyuyoruz, bir yaşıma daha gireceğim. Burada dayağı konuşuyoruz hanfendi, kocalarımızın bize buzlu ayran ikramını değil, kendine gel.

Meryem Otyemez: Ben dayaktan iki dakka sonra kendime gelirim; sense, iki saat sonra gelirsin. Dayağa dayanacak güç mü var sende.

Nurinisa Zırtıloğlu: Ay neler duyuyorum, Allah’ım. İnsanın uçuğunu depreştirecek şeyler yumurtluyorsun, Meryem Hanım; olacak gibi değil.

Yönetici: Hanfendiler rica ediyorum, müdahale etmeyin. Ortaya önemli görüşler çıkıyor. İnfiale gerek yok. Bazı hakimlerimiz bile, kadının karnından sıpasını, sırtından sopasını eksik etmeyeceksin diyor. Yani demem o ki memleketimizde bu tip şeyleri söylememiz ayıp değil, gayet doğaldır, bu tip sözler devlet adamlarımızın bile hoşuna gidiyor bazan. Buyrun Meryem hanım.

Meryem Otyemez: Ben diyeceğimi dedim. Yalnız bu masada oturan bayanların arasından bir tanesinin kocasına dayak atmasından şüphe ediyorum.

Fatma Fetbaz: Ne demek istiyorsun, açık konuş. Galiba beni kastediyorsun. Beni kastediyorsan söyleyeyim, bana dayak atmak isteyen kocayı ben iğdiş ederim, tamam mı? Öyle ağlayıp sızlamam. Hiçbir şey yapmasam bile, ısırır, kemiklerini ufalarım cartlağın.

Meryem Otyemez: Yanlış anlaşıldı galiba. Ben bu masada oturan bayanlardan bir tanesinin kocasına dayak atmasından söz etmiştim, dayak yemesinden değil…

Fatma Fetbaz: Biliyorum, yine beni kastediyorsun. Ben yutmam; kılı kıldan seçerim. Şunu herkes kulağına küpe etsin. Ben kocama dayak atmam, ama açık konuşayım, kocam bana saldırırsa, hiç affetmem, kerkenez gibi saldırırım. Saldırana, saldırılır. Ben karı değil, kadınım. Heleşe, keleşe gelmem. Dayak karşısında Nurinisa Zırtıloğlu gibi de zırıl zırıl ağlamam. Aynayı başında parçalarım o şerefsizin. Bir ara eski kocam Zirek Zeki bana saldırmaya yeltendi; nenemden kalma kocaman bir bakır kepçemiz var, öküze vursan iflah etmez bir şey yani. İşte böyle bir kepçeyle kovaladım kendisini. Kötek yemiş kedi gibi sokağa fırladı. Ondan sonra ne ben onu gördüm, ne de o beni; gidiş, o gidiş.

Nurinisa Zırtıloğlu: Müsadenizle bir şeyi belirtmek istiyorum. Fatma Hanım benim ağlamamı istismar ediyor. Ağlamak ayıp bir şey değil ki. Normal bir kadının haftada bir veya iki kere ağlama hakkı vardır. Bunu meşhur bir alim söylüyordu, kimdi, bilmiyorum, unuttum. Gebe kadınlara özellikle ağlamayı tavsiye ediyordu.

Yönetici: Hanfendiler, ortaya önemli sonuçlar çıkıyor; ancak, rica ediyorum, lütfen biraz bilimsel konuşalım, ve ayrıca karşılıklı konuşmayalım, kişisel sürtüşmelere girmeyelim. Vırvırın ve de dırdırın olduğu yerden bilim tüyer. Biraz bilimsel ve kibar olalım. Ne demek, kırarım, yırtarım, parçalarım, ufalarım. Bayanlara yakışmaz bunlar. Biraz narinane, şairane olalım.

Fatma Fetbaz: Amaan sen de uzattın. Kes sadete gel!

Yönetici: Neyse uzattığım için özür dilerim. Neyse, sıra sizde Sadet hanım. (Açık oturuma katılan kadınların tümü güler)

Fatma Fetbaz: Aramızda Sadet diye birisi yok, pusulayı şaşırdın.

Yönetici: Özür dilerim bayanlar, Aylin diyecektim şaşırdım. Buyrun Aylin Hanım sıra sizde.

Aylin Özgür: Zor, toplumu hücrelerine kadar işgal etmiştir. İnsanlık zorunluluk dünyasından, özgürlük dünyasına çıktığı oranda zor öğesinden kendisini kurtaracaktır. Zor sadece erkek tarafından kadına uygulanmıyor. Tüm ezenler dünyası, ezilenler dünyasına uyguluyor zoru. Sınıflı toplumun muhteşem ve dayanılmaz bir gerçeğidir bu. Ağa köylüye, patron işçiye, ana ve baba çocuklara, devlet tüm halklara zor uyguluyor. Kadınlara uygulanan dayak sorununu tüm bu genel ve ciddi sorunun bir parçası olarak almak gerekiyor. Zora maruz kalan her sınıf ve kategori mücadeleyi ve örgütlenmeyi gerçekleştirmek zorundadır. Ama çeşitli mevzilerle, çeşitli şiarlarla ve çeşitli taktiklerle verilen bu mücadele tüm sistemi, sömürü ve baskı sistemini hedeflemelidir. Hiçbir kadın ben bu sistem içinde dayağı ortadan kaldırabilirim diye düşünmemelidir. Ama her kadın da erkek dayağına karşı mücadelenin, son tahlilde sınıf baskısına ve sisteme karşı dolaylı bir mücadele olduğunu unutmamalıdır. Benim bu konuda öz olarak diyeceğim bu kadardır.

Yönetici: Çok teşekkür ederim. Evet sayın bayanlar, gerçekten ortaya önemli görüşler çıktı. Şimdi, üçüncü ve son bir noktayı tartışalım. Biliyorsunuz, her yerde kadınların kurtuluşu sorunu tartışılıyor. Kadınlar nasıl kurtulacak diye soruluyor. Kadınlar örgütlenmeli mi, örgütlenmemeli mi? Örgütlenecekse nasıl örgütlenmeli vs. vs. sorunlar tartışılıyor. Bu konuda sizler ne düşünüyorsunuz, bunu tartışalım biraz da… Evet yine sizden başlayalım, sayın Fatma Fetbaz hanımefendi.

Fatma Fetbaz: Ben kurtulmuş bir kadınım. Bunu herkes böyle bilsin. Kadınlara gelince, ağlamayan çocuğa meme verilmez. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Bunları söylerken, ben kadınların kurtulacağına inanıyorum demek istiyorum. Mücadele her şeydir. Musa dua okur, Harun da amin derse bu iş olmaz. Bir yumruğa iki yumrukla cevap vereceksin. Yürürken laf mı attı, çantayı başına geçireceksin. Sarkıntılık mı etmek istiyor, mor iğneyle kalçasını deleceksin. Ama bunları yapmak için de, ya örgütleneceksin, ya da yüreğine dayanacaksın. Baskıya boyun eğene, insan demem, öküz derim. Hem kadın hem de erkekler arasında bir yığın öküz var. Bunlar bol bol geviş getiriyor, kaşınıyor, kuyruk sallıyorlar. Her kadın, kocasını ya herk eyleyecek ya da terk; başka yolu yok. Zirek Zeki’yi ben herk edemedim; herk etmeye de değmezdi zaten; karaca kuraca, nohut burunlu bir adamdı.

Yönetici: Teşekkür ederim sayın Fetbaz. Gerçekten önemli görüşler çıkıyor ortaya. Evet sıra sizde Bedia Hanım.

Rüküş Bedia: Ben şahsen kadınların kurtuluşuna inanmıyorum. Onlar, yine doğuracak, yine leziz yemekler yapacaklar, yine süslenecekler. On yumrukla ağlayacak, bir öpücükle gülecekler. Yaradılış meselesidir bu. Kadın kadın, erkek de erkektir. Hiçbir kurt kendi huyundan vazgeçmez. Aslında kadınların kurtuluşu diye bir sorun yoktur. Bunu kim çıkardıysa (üst üste üç kez öksürür).Kadınlar neden kurtulacakmış, kimden kurtulacakmış ben anlamıyorum. Yirmi yıllık kocamdan mı kurtulacağım. Eşitlik deniyor, nasıl bir eşitlik isteniyor belli değil. Erkekler kahveye gidiyor da kadınlar niçin gitmiyormuş. Çok afedersiniz ama ben o zaman sorarım, erkekler kerhaneye gidiyor, o zaman kadınlar da mı gitmeli eşitlik olsun diye? Kadınlar köşe bucak satılıyor, erkekler de mi satılsın? Afedersiniz ama, kadınlar neden pezevenklik yapmasın?

Aylin Özgür: Hep düzenin pisliklerinde eşitlik arıyorsun. Dar düşünme, biraz geniş düşün.

Rüküş Bedia: Gayet geniş düşünüyorum.

Fatma Fetbaz: Çok geniş düşünüyorsun. Kafanın içi, patlıcan kebabı yaptığın tencerenin içi kadar geniş. Yaşın yaşın hıçkırıp ağlamak için yaratılmışsın.

Rüküş Bedia: Böyle yaratılmışsam, o zaman beni niçin kurtarmaya çalışıyorsun hanfendi?

Fatma Fetbaz: Biz buraya birilerini kurtarmak için gelmedik Bedia. Kurtuluşu başkalarında arayan da, başkalarını kurtarmak isteyen de yanılır, düdük gibi ortada kalır.Kendine gel Bedia. Boş bir kafa çanağıyla yaşanmaz.

Rüküş Bedia: Kocamı mı kastediyorsun?

Fatma Fetbaz: Ben seni kastediyorum; kendine gel Bedia.

Yönetici: Her neyse, karşılıklı tartışmayın sayın bayanlar, lütfen konuşanın sözünü de kesmeyin, sataşmayın, aşağılamayın. Ortaya önemli görüşlerin çıkmasına fırsat verelim. Buyurun hanımefendi, devam edin.

Rüküş Bedia: Devam edecek bir şey yok. Bu kadın sorununu çıkaran, horoz akıllı kadınlar kimse, sorunlu kadınlardır. Son zamanlarda, kadınlıklarını doyasıya yaşayamamış bu eksik tipler çoğaldı. Kazıktan boşanmış katır gibi ipini sürüyüp gezen bu kadınlar…

Fatma Fetbaz: Hoop lafını bil, şom ağızlı. (Ayağa kalkarak) Seviyesizlik etme, seviyeye şıppadanak getirilirsin. Aaa kadına bak yahu, kazak erkeklere rahmet okutuyor. Aaa aaa bir yaşıma daha gireceğim.

Yönetici: Hakaret etmeden konuşalım arkadaşlar. Toplantıyı germeyelim. Rica ediyorum Fatma’nım, oturun lütfen.

Fatma Fetbaz: Oturacak sabır mı bıraktı bende. Böyle bilmezdim bu kadını; içi çıfıt çarşısıymış meğer.

Yönetici: Lütfen oturun, Fatma’nım. Nezaket ortamını korumaya çalışalım. Ortaya önemli görüşler çıkıyor çünkü. Buyrun Nurinisa Hanım sıra sizde.

Nurinisa Zırtıloğlu: Kadınların kurtuluşu diye bir şey vardır. Aksini iddia etmek, kadınların çektikleri acıları görmemezlikten gelmek olur. Ama ben her türlü şiddete karşıyım. Medeni ilişkilerden yanayım. Her şey uygarca davranışlarla, iyilikle halledilmelidir. Erkeklerin kaba etine mor iğneyle saldırmak hanfendiliğe yakışmaz. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Sevgi her şeye kadirdir. Ayrım gözetmeksizin insanları sevmeliyiz. Kadınlar kurtuluşa sevgiyle varacaklardır. Sevgiyi silah gibi kuşanan kadının örgütlenmesine de gerek yoktur. Kadınlar örgütlenirlerse erkekler bunu yanlış yorumlarlar. “Acaba bir durum mu var, bize karşı harekete mi geçecekler?” diye yersiz kuşkulara, endişelere kapılırlar bu da nahoş olaylara yol açabilir. Diyeceklerim bunlardır.

Fatma Fetbaz: Sen de hem kaçıyor, hem davul çalıyorsun; olmaz.

Yönetici: Teşekkür ederim sayın Zırtıloğlu. Evet, Meryem Hanım buyrun sıra sizde.

Meryem Otyemez: Bazılarının kafasıyla hareket edersek vay halimize. Aile diye bir şey kalmaz ortada. Aynalar, erkeklerin başında parçalanır, mor iğneler kalçalara gömülür. Kadınların saldırganlığından erkekler süt dökmüş kediye döner. Bizim hışmımızdan titrer, altlarını ıslatırlar. Daha neler de neler. Koyunu koç, koçu da koyun yapacaklar devran değişecek. Bir zamanların tavukları horozlar gibi ötüp, horozlar gibi döğüşecekler. Vay vay daha neler de neler. Kadınlar eğer kurtulacaksa, böyle meymenetsiz görüşlerden kurtulmalılar. Kadınları örgütleyip erkeklere saldırtacaklar da durum düzelecek.

Fatma Fetbaz: Ot gib kadınsın be. Soyadını Otyemez değil de Otlayan koysalardı daha uygun düşerdi.

Meryem Otyemez: Senin soyadın da davranışlarına uygun. İki de bir fetbazlık yapıyorsun.

Fatma Fetbaz: Senin gibi ot kafalılar, kadınların kurtuluş davasını kavrayamaz. Dünyanız üç daracık oda arasında geçiyor. Yatak odası, çocuk odası, mutfak.

Meryem Otyemez: Senin gibi mahalle kabadayılığı yapacak değiliz ya. Elbet işimize bakacağız.

Fatma Fetbaz: Şirretleşme be köle ruhlu kadın! (Aylin Özgür’ün önündeki kitabı alarak Meryem’e fırlatır)

Yönetici: Arkadaşlar, arkadaşlar rica ediyorum ne yapıyorsunuz. Burası küfür ve kavga yeri değil. Burasını meclise çevirmeyin lütfen. Nazik ve bilimsel olmak zorundayız.

Fatma Fetbaz: Nazik ve bilimsel olmak isteyen buraya köle ruhlu, kütük gibi kadınları getirmez!

Yönetici: Arkadaşlar lütfen müdahale etmeyin. Söz hakkına hürmet edin. Sakin olun, hanfendiliğinizi unutmayın. Zaten fazla da konuşmak istemiyorum. Açık oturumun sonuna gelmiş bulunuyoruz. Sıra son konuşmacı Aylin hanımdadır. Buyrun arkadaşım.

Aylin Özgür: Yeryüzünde envai çeşit baskı vardır. Ama bu baskıların üç tanesi tüm baskıların şahıdır. Sınıf baskısı, ulusal baskı, ataerkil, yani patriarkal baskı. Kuşkusuz tüm baskıların asıl kaynağı da sınıflılık gerçeğidir, sınıf baskısıdır. Ezilen ezene karşı mücadele etmek, örgütlenmek zorundadır. Ezilen sınıf ezen sınıfa karşı, ezilen ulus ezen ulusa karşı, ezilen cins ezen cinse karşı örgütlenmek, mücadele etmek zorundadır. Tarihte hiçbir zaman ezenler, ezilenlerin örgütlenmesini istememişlerdir. Bu bakımdan patriarkal otoritenin, kadınların örgütlenmesine karşı çıkmasını normal karşılamalıyız. Henüz karılıktan kurtulup, aydın bir kafayla kadın olmayan kalabalıkların, ataerkil gücün saflarında yer almalarını da normal karşılamalıyız. Ancak kadınlar, kendi bayraklarına “sınıf köleliği ve cinsel köleliğe karşı mücadele!” şiarını yazmak zorundadırlar. Bu iki köleliğe karşı mücadeleyi birbirinden koparmamak, bunları ustaca birleştirmek durumundadırlar. Kadınların kendi demokratik yığınsal örgütlerini kurmaları, cinsel baskı başta olmak üzere tüm baskılara karşı mücadeleye atılmaları, ezilenlerin çıkarına olacaktır. Diyeceklerim bunlardır teşekkür ederim.

Yönetici: Ben de teşekkür ederim sayın Özgür. Açık oturumumuz burada bitmiştir. Ortaya çok önemli görüşler çıkmıştır. Sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim, sağ olun, var olun.

8 Mart 1994

Muzaffer Oruçoğlu‘nun Karyaditler adlı kitabından alınmıştır.

Yorum Yapın