Açlığın Senfonisi

Yüzyıllardır en temel sorunlarımızdan biri olan açlıkla ilgili akımlara göre olası görüşler şöyledir:
 
Dindar: kader.
Milliyetçi: vatan sağolsun.
Sosyalist: kapitalizm.
Anarşist: açsanız zenginleri yiyin.
R. Tayyip: yok öyle birşey.
 
*
 
Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları’nda açlık için şöyle der: açlık, hiçbir şey yememek değil, boğazın düğümleninceye dek yarma çorbası içmektir.
 
Neyse ki, artık hazır çorbalar var. Boğazımız düğümleninceye dek hazır çorba içmek.
 
*
 
2017 raporlarından birine göre;
 
Türkiye’de,
 
Açlık Sınırı: 1592 lira.
Yoksulluk Sınırı: 5105 lira.
 
Sadece bu rakamlardan bile yaşadığımız ülke halkının çoğunluğunun açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşadığını anlayabiliriz. Asgari ücretin 1404 liraya yükseltilmesi dahi açlık ve yoksulluk sınırında herhangi bir değişim yapmamakta. Yoksullar yine yoksul, zenginler yine zengin. Öte yandan asgari ücrete gelen zama paralel olarak tüketim ürünlerinde, vergilerde ve elektrik, su gibi giderlerde de zam söz konusudur.
 
*
 
Bugün 1 milyar 300 bin kişi açlık sınırının altında, 2 buçuk milyar insan da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Kapitalist bir kuruluş olan Birleşmiş Milletler ise açlığa getirdiği çözümü şöyle dillendiriyor: açsanız böcek yiyin.
 
*
 
Açlık ve yoksulluk sorunu özel mülkiyetin ortaya çıkışından beri yüzyılların çözümlenemez sorunu haline olageldi. Bir taraf zenginliğine zenginlik katarken diğer taraf da yoksulluğunu yoksulluk kattı. Başka bir ifadeyle yoksula düşen zenginin sofrasında ardakalan kırıntılarla yetinmek oldu. Çünkü bir tarafın zenginliği diğer tarafın yoksulluğuna bağlıdır. O tarafı ne kadar yoksullaştırırsan o kadar zenginleşirsin.
 
*
 
1822 ile 1856 yılları arasında yaşamış Georg Weerth o dönem açlığın türküsünü şu isyancı sözlerle dile getiriyor:
 
Saygıdeğer efendimiz, kralımız
Bilir misin acıklı hikayeyi?
 
Pazartesi azıcık birşey yemiştiler
Salı günü ağızlara bir lokma girmedi
Çarşamba da geçti tıpkı salı gibi
Perşembeyse büsbütün kepazelik
Cumayı hiç sorma, kralımız hiç sorma
hepsi acından öldü öldü dirildi
Hiç olmazsa Cumartesi’ye bırak
bir parçacık ekmek pişirsinler
 
Yoksa pazara varır varmaz bu millet
seni parça parça edip yutacak.
 
*
 
Neyse ki geldiğimiz yüzyılda artık kredi kartlarımız var. Ekmek almaya cebimizde para olmayabilir ama birbirinden renkli kartlarımızla bir markete gidip pasta alabiliriz. Borç yiğidin kamçısıdır nasılsa; kapitalizmin tekerliği, piyasanın aynasıdır. Dinimiz de çok şükür yerli yerinde; imtihandayız eyvallah. Soyumuzu hiç sormayın; ne mutlu soyumuza…
 
*
 
Açlığımızı kredi kartlarımızla doyuruyor, dinlerimizle unutuyor, soyumuzla gururlandırıyoruz.
 
Evet, açlığımızın senfonisi hüzünlü ama unutkan, acıklı ama gururlu bir şekilde devam ediyor.
 
Afiyet olsun.
 
Baran Sarkisyan

 

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Açlığın Senfonisi | YURTSEVER

Yorum Bırakınız