Ahmet Arif Şiirinde Diyarbakır Sevgisi

Diyarbakır, yalnızca Diyarbakır değildir. Bilenler bilir. Diyarbekir’dir de. Aynı zamanda Amed’dir de. Ahmet Arif’in şiirinde hepsidir ama. Bir uçtan diğer uca, onun en çok sevdiği kelimelerdern biri gibi ‘Sevdadır’.

Ahmet Arif’te Diyarbakır sevdası kıskanılacak kadar büyüktür. Diyarbakır Kalesi’nden notlar düşer tarihin ve insanlığın belleğine. Diyarbakır Kalesi, yalnızca mimari bir kale değildir onun şiirinde. Aynı zamanda yoksulluğun, acının, sevdanın, direngenliğin, mertliğin de kalesidir. Diyarbakır Kalesi dünyalar içre bir dünyadır!

Elbette “kurdun kuşun bileceği hal değil”dir bu. Yollarında hep “kara fermanan”lar dolaşan bir halkın yazgısıdır aynı zamanda Diyarbakır. Bir halkı anlatır Ahmet Arif, kentiyle bütünleşmiş bir halkı. Destansı anlatır. Ritmik ve folklörik tüm öğelerini mısralarından çığlık çığlık taşırır. “Yarin bahçesi tarumar” dır, bin yıldır, on bin yıldır tarumardır. Bunu anlatır. Acısını, sevincini, umudunu usta işi bir tablo gibi resmeder belleklere. Cemal Süreya, Ahmet Arif’le ilgili kaleme aldığı bir yazısında, “Hollanda’ya gittiğimde orada Van Gogh’un sarılarının kaynağını bulmuş ve daha çok sevmeye başlamıştım. Van Gogh’un resimlerindeki sarıları.Çünkü Hollanda’daki coğrafya’nın yeryüzü şekillerinin, bitkisel örtünün sarıları Van Gogh’u içimde somutlamış ve bir yere oturtmuştu. Onun çalışmasını gözümde daha da büyütmüştü… Ahmed Arif’in şiirinde de, şiirini yaparken kullandığı araçlarda da, anlattığı yerlerin, yapıtına koyduğu hayatın çok tutarlı bir bileşkesini görüyorum…” diyor. Bu “tutarlı bileşke” esas olarak kaynağını Ahmet Arif’in beslendiği coğrafyanın özelliklerinden almaktadır. Diyarbakır’a gitmeden, hadi diyelim Diyarbakır’ı bilmeden, hissetmeden, Ahmet Arif’in dizelerindeki esmeriliği, karalığı, sertliği, naifliği, hasreti, fukaralığı, asiliği, mahsunluğu, yiğitliği, dürüstlüğü anlamak, anlamanında ötesinde sevmek zordur. Ahmet Arif coğrafyasının tüm bu özelliklerine sevdalı ve bağlı olduğu içindir ki, derinden işleyebilmiştir bunları o mısralara. Marco Polo, “bütün şehirler Venediktir” demiş! Ahmet Arif’te de bütün şehirler Diyarbakırdır. Ankarayı’da, Çukurova’yı da öyle özümleyerek sever. Aynı dille anlatır. Yüreğinin potasında birleştirir, güçlü bir sele dönüştürür. Ondan öyle yalın “Anadoluyum ben biliyor musun” diye seslenir egemenlere!

Bir Diyarbakır vardır uğruna döğüşülen. Döğüşülen ve hep döğüşülen. Dünyanın başka bir ucunda, zındanların en dip köşelerinde, dağların zirvelerinde Ahmet Arif’in Diyarbakır’ı vardır yüreklerde bilinçlerde. En zor anlarda, en sevinçli anlarda, en yokluk zamanlarında çıkarılır koklanılır. Bu artık gelmiş geçmiş her kuşak için bir gelenektir. Bunu sağlayan yalnız onun şiir ustalığı değil mutlaka, aynı zamanda büyük halk sevgisi, ülke sevgisi ve büyük düşünceleridir. Demek ki şiir yalnızca kelimelerle, imgelerle, sözcük oyunlarıyla yazılmıyor!

Tanıktır Ahmet Arif’in Diyarbakır’ı. Çoğu zaman sessiz, vakur, bilge bir tanık. Sevdaların da tanığıdır, riyanın da! Döğüşenlerin de, acılarında tanığıdır. O tanığa güvenir, ona havale eder saklı sevdasını, “bir ben bileceğim oysa/ne âfât sevdim/bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi/” derken bu tanıklığı anlatır.

Bahardır Diyarbakır! Amed! Diyaribekir! Bahardır! Baharlar gibi düşlenendir. Kara kışa inat, fırtınaya, borana, çığlara inat bir badem çiçeği dalı gibi düşlenen, taze, canlı buram buram hayat kokan, insan kokan, hareket kokan, değişimin ve yeniden doğmanın halayı, hızı gibi düşlenen Diyarbakır vardır Ahmet Arif dizelerinde. Hamravat suyu donsa da, Dicle’de dört parmak buz olsa da yeni doğan bir bebek gibi koynunda sakladığı, koruduğu gelecektir Diyarbakır.

Adiloş Bebe’nin ninnisinde dünyanın en güzel kısa öykülerinden birinide yazmıştır Ahmet Arif. Diyarbakırlılar’ın, Karacadağ eteklerinde yaşayan koçerlerin öyküsünü. Bu öykü o kadar canlı, o kadar günceldir ki, halen “anam sır gibi saklar siyatiğini/’yel’ der baharın geçer/ bacım ikicanlı,ağır/güzel kızdır bilirsin/ilki bu,bir yandan saklı utanır ve bir yandan korkar/ölürüm deyi..” Adiloş Bebe’nin ninnisi bugün Lice’nin eteklerinde Ceylan’ın ninnisi de değil midir? Adiloş veya Ceylan, belki memesizlikten, soğuktan, açlıktan, belki de, “yanlış” yapılmış “aşılar”dan, ya da olmadı bir top mermisiyle, bir karanlık dipçiğiyle paramparça değil mi halen? Diyarbakır’ın çocukları, bu ustanın işkence gördüğü, açlık çektiği duvarların arkasında mırıldanıyorlar onun dizelerini ve belki mektuplarının kenarına iliştiriyorlar “Seni baharmışın gibi düşünüyorum/seni Diyarbekir gibi/nelere nelere baskın gelmez ki/seni düşünmenin tadı” dizelerini! Bahar gibi düşlenen sevgili, sevgili gibi düşünülen Diyarbekir diyalektiği böyle işliyor kuşaklar boyu! Bu öyle bir sevda ki Diyarbakırlı olmayanların, hatta Diyarbakır’a hiç gitmemiş olanların bile yüreğinin bir yerlerine Diyarbakır sevgisi ekebiliyor, hislerini, insani duygularını yitirmemiş her dünya vatandaşının orda çekilen acıların, yokluğun paylaşanı olmasını sağlayabiliyor! Destansı bir halk sevgisinin ve pırıltılı bir sınıf bilincinin mısralara dökülüşünü görüyoruz her okuduğumuzda bu mısraları!

Usta şair, kendi deyişiyle “yürek işçisi”, bu yüzyıl şairi, derin tarih bilincinden kaynaklı olsa gerek engerekleri, çıyanları, aşımıza ekmeğimize gözkoyanları da hatırlatmadan geçmiyor Diyarbakır’a. Diyarbakır, Amed asıl olarak o müthiş surlarla çevrili değildir çünkü, bunu biliyor Ahmet Arif. Asıl olarak engerekler ve çiyanlarla, aşımıza ekmeğimize göz koyan haremilerle çevrilidir. Kuşatma altında bir şehirdir Amed! Ama bu kuşatmaya karşı dimdiktir. Yüzyıllardır dimdiktir. Çocukları ve kadınlarıyla, kaldırımları ve surlarıyla, küçeleri ve eyvanlarıyla, yoksulluğu ve açlığıyla dimdiktir. Haramilerini tanır! Ahmet Arif’in dizelerine can verende budur! Künyesine kazılı namusla, ağulardan süzülmüş sabırla bekler Amed! Direnir! Daha çok şarkıya, şiire söz olur, ilham olur, imge olur, umut olur ama hepsinin içinden Adiloş Bebe’nin ninnisi farklı bir ezgiyle yükselir. Diyarbakır Ahmet Arif’i, Ahmet Arif Diyarbakır’ı aşkla sever çünkü, tutkuyla sever. Ve ikisi de bu sevgiyi fazlasıyla hakeder!

Deniz Faruk Zeren

Yorum Bırakınız