Akışkan Modern Dünyadan Bir Mektup

Giderek arkadaşlığın neşe ve hayat veren sıcaklığına inanç kaybolmakta, derinlikli ilişkilerin yerini geçici, yüzeysel, kısa, sanal, niceliğe dayalı, gözden çıkarılabilir/silip üzerine yazılabilir ilişkiler almaktadır. Bugün en değerli an, sahip olma anıdır ve herşey parladığı hızla gözden düşmektedir. Canlı kalması gereken tek şey tarzdır; bu tarz ise görülmedik bir hızla aksesuarlara sahip olmayı gerektirir. İngiltere Ulusal İstatistik Bürosu, ortalama bir gencin cep telefonu, MP3 çalar, program yükleme, saç bakımı, giyim eşyaları gibi aksesurlara, 30 yıl önceki bir gencin 12 katına denk gelir şekilde, yılda 9000 sterlin harcandığını rapor etmiştir. çocuk ve gençlerin ticarileştirilmesi, TURBO TÜKETİM dünyamızın en önemli etmenlerinden biridir; “neyi satın alıyorsak o oluyoruz” şablonundan başka türlü davranamamaktadırlar.

”Cinsellik de benzer şekilde yaşanmakta ve artık pizza siparişine benzemektedir. Halbuki şeylerin değerleri, onları elde etmek için feda edilenlerin büyüklüğü ile ölçülür” (G.Simmel).

Daha fazla sayıda insanla cinsellik yaşanıyor olsa da bu artışa paralel olarak yalnız yaşayan, yalnızlıktan ve terk edilmenin dayanılmaz acısından kahrolan insanların sayısı da artmaktadır.

Yalnızlıktan kaçarken, internet sayesinde insanlar “her zaman açık / göz önünde” hale gelmekte, salyangozun kabuğu gibi networkunu her yere taşımakta, asla tam anlamıyla ve sahiden yalnız kalamamaktadır. Bundan dolayı da, sadece insanın kendi kendisiyle kaldığında gerçekleştirebileceği keyif için kitap okumak, resim yapmak, yaratabilmek ve başka dünyaları hayal edebilmek çok zorlaşmakta, hiç tadılmadığı için de elden kaçırılmış şeyin ne olduğu hiç bilinmemektedir.

Özel alan, yani mahremiyet, aslında insanın kendi krallığı, tek ve bölünmez egemenliğinin topraklarıdır; bu topraklar kamusal alanla muhalefet halindedir. Günümüzde ise tam tersine olarak, “özel alanın” sahibinin sonsuza dek kendi edip kendi bulmaya mahkum edildiği zindanlara dönülmesinden korkulmakta ve internet/televizyon aracılığıyla mahremiyet orduları kamusal alanı istila etmeye yönelmektedir. Görünür/ünlü olmak, gizliliğe ihtiyaç/hak duymamak, başarılı addedilen hayatın en makbul ve en popüler şeklidir.

Mahremiyet aynı zamanda insanlar arası bağları kuvvetlendirmekte de bilinen en güçlü birliktelik aracıdır; sırlar, seçilmiş, az sayıda, “çok özel” birkaç kişiyle paylaşılarak “en iyi arkadaşlıklar” tesis edilir.

İnsanın sürekli ihtiyaç duyduğu güvenlik ve özgürlük, pek çok evli çifte benzer şekilde, ne ayrı ne de beraberken huzurlu olan iki haldir. Özgürlük olmadan güvenlik köleliğe mahkumiyet, güvenlik olmadan özgürlük ise çaresiz ve sinir bozucu bir belirsizliktir. Bu ikilinin böylesi zıtlıklarının taşıdığı potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye (değişim/yaratıcılık) en iyi dönüştüren modadır. Birey yeni modayı izlemesi (satın alması) sayesinde, hem kendini biricik hissedecek (özgürlük) , hem de aralarında olmak istediklerinin parçası (güvenlik) olabilecektir. Her iki arzunun birlikte var olması ve tatmin ihtiyacı, modanın sürekliliğinin dinamosudur.

Bugünkü kültür/sanat normlardan değil sunumlardan ibaret olup, baştan çıkarıcılıkla ayakta kalmaktadır: Hizmetle, halkla, ilişkilerle değil, arzular üreterek. İçinde tüketicilerin barındığı dünya, “aradığınız her şey burada” mağazalarından birine dönüşmüştür ve kültür artık o mağazada bir reyona benzemektedir.

Buna paralel olarak, Oxford akademisyenleri eski manasıyla kültürel elitin artık var olmadığını öne sürmüştür. Bir ısırık oradan, bir lokma şuradan tarzıyla koşturan seçkinler, popüler kültürü tüketen entellere doğru değişmektedirler; “şikayeti kesin, çok seçici olmayın, daha fazla tüketin” demek dışında da etraflarına iletecek mesajları kalmamıştır.

Felaket tellallığı, artık hem gelişen Kontr-Terörizm imparatorluğunun hem de “sağlık ve güvenliğin” ekmeği suyudur. Üretilen ilaçlara yeni hastalıklar uydurmak (“Sosyal fobi” icadı ve Paxil ilacının milyonlarca satılması) ve her zamanki sayıda ölümle seyreden gripleri çok öldürücü diye abartmak (ülkelerin milyonlarca doz Tamiflu stoklaması) sık başvurulan tellallıklardır.

Bilimsel çalışmalarla birçok kez kanıtlandığı üzere dünyada en yaygın ve en etkili ömür kısaltan ve psikoloji bozan faktör yoksulluk ve gelir eşitsizliğidir. Varolmayanlara tellallık yapan siyasetin/medyanın/bilimin, varolan bu ekonomik gerçeğe dair yaygın suskunluğu, son derece çarpıcı ve düşündürücüdür.

Birikmiş bilgi yığını, düzensizlik ve kaosun çağdaş simgesi haline gelmiştir. Bilginin geleneksel tasnifinde kullanılan güncellik, önem sırası, ihtiyaçlar ve otoriteler aşamalı olarak ortadan kalkmaktadır. Bu yığının içindekilerin kullanıma/tüketime uygunlukları ancak nicelikleri ile değerlendirilebilmekte; önem sırasını belirleyen tek temel kural olarak ise geçici güncellik (anlık, ayaküstü, tek kullanımlık) öne çıkmaktadır.

Dünyanın/evrenin sırlarını anlamaya ilişkin asimile edilemeyen özel galaksi ise sadece birkaç müptelaya kalmaktadır. Bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatını ve akıllara durgunluk verecek kadar zor olsa da böyle bir hayata insanlara hazırlama sanatını öğrenmemiz gerekiyor.

”Kriz özellikle eskinin ölmesi ve yeninin doğamaması olgusundan kaynaklanır; ara dönemde ise çeşitli hastalıklı belirti ortaya çıkar”(Gramsci). Yönetenler eskisi gibi yönetemezlerken, yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemezler. Gezegenin mevcut hali sürekli ara döneme işaret etmektedir ve egemenlik artık hiçbir yerde tam değildir.

Hükümetler, hemen al sonra ödersin piyasasıyla öğrenci gençlerin bile borçlandırılmasına, finans sektörünün tura gelirse ben kazanırım, yazı gelirse sen kaybedersin oyunlarına göz yummaktadır. Devletler otoriterleşirken, kişiler militerleşmektedir.

Alışkanlıklarımızın tersini yapmalı, merkezinde bireyin varolduğu düşünce tarzımızı, ilişki ve ortama ayrıcalık tanıyan etik ve estetik bir pratik çerçevesinde düzenleyen başka bir alternatife dönüştürmeliyiz.
”Çözüm varsa eğer, ancak küresel dayanışmayla oluşturulabilir. Bu konudaki en büyük yardımcımız ise, koşulları manevi teste tabi tutan ve kötüleşen durumlara çözüm üretmek için bize cesaret veren, Sisifis’u Prometheus’a dönüştürebilen, karakterimizidir”(A.Camus).

ZYGMUNT BAUMAN

Yorum Yapın