Akp Devletin Sağ Sopasıysa Chp de Sol Sopasıdır

Alevi inancına mensup bir çok çevrelerin halen CHP‘yi sol partiymiş ve kurtarıcı gibi görmeleri çözüm beklemeleri, kendi yaşadığı sorunlardan habersiz bir kesim Kürtlerin, Kürt sorununun çözümünü AKP içerisinde beklemeleriyle eş değerdir.

Kısacası CHP ve AKP  Türkiye cumhuriyeti devletinin iki ayrı kliğidir.

Türkiye Cumhuriyeti; Birinci dünya savaşı  sürecinde, daha önce alınmış karar ve  planlar, Ekim devrimi gerçekleştikten sonra, o dönemin bölgesel hakimiyetini elinde bulunduran emperyalist güçler, yani savaş  galipleri, kendilerine bağımlı  olarak ittihat terakki nin ikinci kadrolarını  birleştirerek, kendilerine bağımlı osmanlı askerlerini bir araya getirip komprador burjuvazi, Türk ve İslam ticaret burjuvazisini feodalite ile birleştirerek kendilerine yeni sömürgecilik tarzında bir devlet kurdular.

Bu devletin başına da kendilerine en sadık olan Mustafa Kemal‘i getirdiler. Anadolu Kapitalisti ve feodal aristokrasisi yani milli burjuvazisi olmayan yarı feodal bağımlı  bir toplum modelini değirmen taşı gibi kemalistlerin boynuna astılar. ittihat terakki nin ulus devlet projesini ezilen Ulusların milli azınlıkların katliamı üzerinde oluşturmaya çalıştılar.

Kemalist rejim kendi iktidarını sağlamlaştırana kadar Kürtlere ve Kızılbaş-Alevilere karşı genel anlamda pozitif sinyaller vermiştir.

Bunlar  bir taraftan Kürtlere vaad edilen muhtariyet (özerklik) diğer taraftan da  Bektaşi  tekkelerini  ziyaret ederek, istenen destek karşılığında verilen inançsal güvencelerdir.

Ama ne yazık ki, Kemalist rejim, daha iktidarını sağlama almasının ardından Kürtlere, Kızılbaş-Alevi ve Bektaşilere sırtını dönmüştür. Verilen söz ve güvencelerin hiç birini yerine getirmemiş, aksine  gözü kararmışcasına saldırılara  girişmiştir.

Keza aynı yıllar da  Diyanet İşleri kurulmuş Sunni Hanefi mezhebinden din adamları Diyanet merkezine yerleştirilmiş ve Türkiye-Kuzey Kürdistan da Sunni İslam Hanefi inancı egemen inanç biçimi olarak geniş yığınlara karşı  benimsetilmeye çalışılmıştır.

Aslında bu proje yeni bir proje değildi. İttihat-Terakki’nin yarım bıraktığı işlerin devamıydı.

Bakınız İttihatçı Sadrazam’ı (Başbakan) Talat Paşa ve baş danışmanı Ziya Gökalp’in hazırladığı rapora.  Orada Kürtlere ve Kızılbaş Aleviliğine karşı izlenmesi gereken politikalar ile Kemalist rejim tarafından izlenen politikalar arasında tam bir paralellik söz konusudur. ‘‘Kürtleri asimile etmek, sürgün etmek, Kızılbaş Alevilerinin yaşadıkları köylere camiler yapmak, inanç biçimlerini değiştirmek için dergâh-tekke vb. örgütlenmelerini yasaklamak ya da dağıtmak‘‘  gibi çok boyutlu asimile ve saldırı kararlarının aynısı neredeyse maddeleri değiştirilmeden yeni kurulan Türk devleti tarafından da yaşama geçirilmiştir. Bu anlam da uzun vadeli planlar oluşturulmuş ve katliam kararları alınmıştır.

Tek ulus ve tek inançsal kimlik yaratmanın saç ayakları böyle döşeniyordu.

Bin dokuz yüz otuzların sonlarına doğru  tek ulus ve tek inançsal kimlik yaratmaya yönelik çabaların devamında, Kürd  alevilerin yoğun yaşadığı  Dersim’de, karakollar inşa edildi, yalnızca türkçe’ye dayalı bir eğitim modeli yaşama geçirilmek istendi, köylerine camiler yapıldı. Onlara göre ezan sesi her yerde duyulmalıydı. Sonrasında kadın, çocuk,  yaşlı, genç demeden on binlerce masum insan hunharca katledildi. Dersim’in önde gelen sayılır şahsiyeti Seyit Rıza ve  oğlu,  diğer yol arkadaşları teslim olmasına rağmen bir gün içinde yargılanıp idam edildiler. Devletin Dersim’e seferi bittiğinde Munzur nehri kızıla boyanmıştı, dere yatakları, dağ, taş, tarla insan cesetleriyle doluydu.

Almanya’da İkinci Paylaşım Savaşında Yahudilere yönelik hangi politikalar uygulanmışsa, katledilme biçimlerinde farklılıklar olması ve katledilen insan sayısı gibi bir “ayrıntı”nın dışında benzer şeyler Dersim halkı için yaşanmıştır.

Bu uygulanan katliamlar,soykırımlar ve asimile politikaları birkaç diktatörün kafasında oluşturulmamıştır. Bunun öncesi var. Selçuklu Türklerinin Baba i isyanlarını kanlı bir şekilde bastırması, akabinde Osmanlı’nın Kızılbaş Alevilere yönelik geliştirmiş olduğu politikalar ve bunun zirve noktası olarak Yavuz Sultan’ın büyük katliamları, 1900’lü yıllara kadar devam eden irili-ufaklı katliamlar, İttihatçıların oluşturdukları tek millet ve tek din sistemi yaratma politika ve projelerinin ilk eseri olan, Ermenilere yönelik büyük soykırım; Bu politika ve projelerin aynı biçimde yeni Türk devleti tarafından miras alınması.

Dolaysıyla, tarihsel zincirleri bir birinden koparmadan ele almak gerekiyor. Bu noktayı anladığımız zaman, bunun geleneksel bir devlet politikası olduğunu anlayabiliriz. İsmet İnönü, Celal Bayar ve Mustafa Kemal gibi bilindik ve tanınan isimler bu devlet politikalarının sadece birer uygulayıcılarıydılar. Devletin Ermenilere, Kürtlere ve diğer azınlıklara, farklı inanç ve yaşam tarzlarına yönelik her türlü zora, baskıya, katliamlara ve asimilasyona dayanan ırkçı ve şoven politikaları belki de en iyi bu şahsiyetler nezdinde açığa çıkmıştır.

Yani, sorun bu devletin temsil ettiği egemen ulusun egemen sınıfının çıkarlarının korunmasının karşısında ki her şeyi kendisine biat ettirmek, asimile etmek, tek tipleştirmektir. Bu ideolojik aygıtı kavramadık mı, hiç şüphe yok ki, şu ya da bu tarihte esen her rüzgâr da savrulmaya müsait bir potansiyelimiz olur.

Böl, parçala, yönet!

Bu taktik, bu devletin bin yıllık geleneğinde olan, ama her farklı dönemde farklı politikalarla yeniden piyasaya sürülen klişe bir politikadır.

Günümüzde, Faşist Cunta’nın ruhuna rahmet okuturcasına, Kürd halkına ve toplumun ilerici kesimi olan, demokratlara, aydınlara,  karşı uygulanan tutuklamalar, baskılar ve katliamlar yüzyıldır hiç bir şeyin değişmediğini göstermektedir.

Demek ki; halkların  ve ezilenlerin kurtuluşu,  sistemin partilerinin ve yöneticilerinin siyasi tuzaklarına  karşı bilinçlenme de ve birlikte mücadeleden geçiyor.

Seher Yeğin

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Akp Devletin Sağ Sopasıysa Chp de Sol Sopasıdır | YURTSEVER

Yorum Bırakınız