Ali Ağaoğlu ve Yoksulları

“O gün de benim ortanca hanımın doğum günüydü. Ona sözüm vardı, Boğaz’a yemeğe götürecektim. Bir anda aklıma şey geldi. Açıkçası kanıma dokundu. Aldım hanımı, oğlanı da aldım. Aşağı yukarı 15 senedir de ben İstiklal Caddesi’ne hiç gitmemiştim. Hem benim için güzel bir nostalji oldu. Gittim, hanımla, çocukla olayın olduğu yere. Millet fakir, karanfil bırakıyor. Ben gül bıraktım.” Ve ardından gelen ”hahahaaa” kahkahaları.

Bu sözler ülkemizin saygıdeğer zenginlerinden, nam-ı diğer rantçı Ali Ağaoğlu’ya ait. Bu sözleri bir basın toplantısında Taksim’deki patlama üzerine söylüyor.

Aslında hiç şaşırmayacağımız sözlerdir bunlar. Çünkü genel olarak burjuvazinin düşünceleridir. Burjuvazinin karakter ve sınıf olarak özetidir sarfettiği bu sözler.

Evet, halkın acıları burjuvaziye göre sadece İstiklal caddesinde nostalji yapmaya yarayan bir bahanedir. Evet, millet fakirdir, çünkü onlar zengindir. Evet, fakirler yaşamını yitirenler için karanfil bırakırken o elbette gül bırakacaktır, hatta çelenk bile yaptırabilir!

Kuruçeşme’de, Boğaziçi’ne hakim bir tepede görkemli bir köşkte yaşayan Ali Ağaoğlu, bilindiği kadarıyla 2 milyar 700 milyon dolarlık bir servete sahip. Servetinin tamamı halkın emeğinin sömürüsünden ve talandan elde eden bu iş adamı daha önce de Van depremi sonrası 30.10.2011 tarihinde katıldığı bir televizyon programında “Ben de İstanbul’da çürük binalar yaptım. Ben de deniz kumu kullandım. Herkes yaptı. Yaptığım binaların çoğu Van depreminde yerle bir olanlardan daha kötü durumda.” diye itirafta bulunmuştur. Savcılık elbette harekete geçmemiş, olayın üzerini örtmüştü.

Burjuvazi böyledir. Halka düşmandır. Tek bir amaçları vardır, o da halkı iliklerine dek sömürmektir. Bazen halkın acılarını tam bir ikiyüzlülükle sahiplenir görünürler ama bazen de böyle açık verirler. Sömürüleri dolayısıyla binlerce işçiyi sefil bir yaşama mahkum ettiklerinden, inşaatlarında, fabrikalarında yaralanma, ölüm ”olağan haller” olduğundan bu tür patlamalar sonucu ölümler karşısında duygusuz ve alaycıdırlar. Ne yazık ki toplum bunlara biat ediyor, bunlara saygı gösteriyor. Zannediyorlar ki, bu ”beyefendiler” kendilerinin dostu. Daha da ötesi onların rehberi, önderi. Çünkü onlar paralılar, çünkü onlar iktidar sahibiler. Öyleyse saygın insanlar. Halkın acıları ile tek bir ilişkileri vardır; o da, bu acıların sorumlusu olmalarıdır. İstiklal’de Işid tarafından gerçekleştirilen katliam sonrası ekonominin tehlikeye düşmesiyle telaşa düşen hükümet sözcüleri halkı İstiklal’e, alışveriş yapmaya çağırmıştı. Mhp grup başkanvekili Oktay Vural ise elinde kestanelerle İstiklal caddesini turlamış, çevresindeki korumalara güvenerek ”terörden korkmuyoruz” demiştir. Halkı işte bunlar yönetmektedir.

Ali Ağaoğlu sadece sınıfının değil iktidara yakın olmanın da avantajını kullanmaktadır. Zaten genelde Ali Ağaoğlu’na yapılan ”eleştiriler” bundan dolayıdır. Sınıf bilinciyle değil yani. Çünkü daha önce Mustafa Koç’u yeren yazılar karşısında bu insanlar ”Ama o Atatürkçü”, ”Ama o Alevileri savundu”, ”Ama o sponsor olmuş” diyerek güzellemeler yapıyorlardı. Halbuki her biri aynı kirli düzenin egemen kişilikleri, sınıflarıdır. Aki Ağaoğlu’nun tek farkı sesli düşünmüş olmasıdır.

Burjuvazinin iyisi kötüsü, ahlaklısı ahlaksızı yoktur. Hepsi kötüdür, ahlaksızdır. Bir sınıf olarak burjuvazinin varlığı bile emekçiye hakarettir. Çünkü birinin çıkarı diğerinin zararınadır. Uzlaşmalarının mümkünatı yoktur. Durum bu olmasına rağmen gerek eğitim aracılığıyla gerekse devleti ele geçirmelerinden dolayı halka kendi ahlaksızlıklarını ahlak, kötülüklerini iyilik olarak benimsetmişlerdir.

Bu farkı anlamadığımız sürece, bu düzenin politikacılarına, burjuvalarına sesimizi yükseltmediğimiz sürece sömürülerek, öldürülerek ve bazen de alay edilerek yaşamaya devam edeceğiz. Belki ardımızdan bir gül bırakırlar. Kim bilir?

Biz yine de yazımızı Rimbaud’un dizesiyle bitirelim:

”Sanayiciler, soylular, vekiller geberin!”

Baran Sarkisyan

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Ali Ağaoğlu ve Yoksulları | YURTSEVER

Yorum Bırakınız