Arzu Politikasına Giriş

Ödipalleşmiş temsiliyet, insanlara yüzler vererek işler; kişi, socius’a kaydedilir ve ona verilen ve tanınmasını sağlayan görünüşe göre topluma katılır. Kapitalist kültür büyük ölçüde, yüzlerin üretimi, kaydedilmesi ve tüketimindeki arzu yatırımı ile ilgilenir. Kapitalist özne tanınmak ve beğenilmek için, kendisine ait bir yüz üretmeyi ister; filmler, televizyonlar, gazeteler ve dergiler, “medya” olmaktan çok, yüzler üreten ve kaydeden makineler olarak iş görürler, tüketici, ona iliştirilen “ün”ün esrarlı niteliğinden dolayı, ünlü bir yüzün tanınmasından ve tüketilmesinden doğrudan bir haz alır. Deleuze ve Guattari, yüzlerin üretimini, enformasyon kuramından çıkardıkları iki öğeye dayanarak analiz ederler. İlk olarak, birbirlerini dışlayıcı alternatiflerden oluşan bir şablon kurulur: Bir yüz, ya bir erkek ya da bir kadındır, yoksul ya da varsıldır, yetişkin ya da çocuktur, lider ya da tebaadır, heteroseksüel ya da homoseksieldir (1988: 177). Alternatiflerin tek bir ayrıma gönderme yapmaları anlamında, bu ayrım “ikili-tekanlamlı”‘dır (biunivocal). Yargılayan ve tanıyan özne, her zaman bu ayrımın bir tarafına yerleştirilecektir. İkinci olarak, ikili seçim şeklinde, seçici bir yanıt vardır: Bir yüz basit bir “evet” ya da “hayır” ile ya onaylanır ya da reddedilir. Daha uzak bir düzeyde bu iki işlem bir hoşgörü oluşturmak üzere birleşebilir: Bir yüz ne beyaz ne de siyahtır, Asyalı mıdır? Yoksa Arap mı? Bir yüz ne erkek ne de dişidir, travesti midir? İlk ayrımdan geçemeyen yüzler daha sonraki bir seçim düzeyinde, kabul edilebilir ve tanınabilir hale gelebilir. Bu düşünce tarzı, majoriterdir: Her yüze, başlıca Avrupa dillerinden birini konuşan, beyaz, yetişkin, rasyonel, erkek, heteroseksüel, evli bir kent sakini gibi, her zaman olumlu bir değerlendirme sağlayan sabit bir normla ilişkili olarak bir yer tayin edilir. “Majörite” kelimesinin kullanımı, çoğu insanın bu türden olduğunu ifade etmez, aksine onun, yüzselliğinin tanımlandığı ve herkesin ona göre yerleştirildiği egemen bir norm olduğunu ima eder. Bu düşünce biçimi, üretken değildir: Bu tür simülakrumlar, üretken bir makine oluşturmak üzere birbirlerine bağlanamazlar. Onun yerine, ikili-tekanlamlaştırma ve ikileştirme süreçlerinin, kendi çıkarları için onları sömüren aşkın bir makinesel aygıt tarafından benimsenmesi gerekir.

Yüzsellik, iki düşünce doğrultusunu izler. Bir taraftan toplum, daha sonra istatistiki olarak ele alınması gereken enformasyona dayanarak kayıt edilebilir. Çokboyutlu makinesel süreçleriyle birlikte, toplumu oluşturan gerçek üretimin ilişkileri görünmez kalır; toplum, istatistiklere ve eğilimlere, çok geniş molar kümelerin hareketine göre tanımlanır. Kişi, çok sayıdaki öznenin bir yüzden diğerine doğru akışına dayanarak bir toplum “bilgi”si kurar. İkinci olarak, yüz, yüzsel temsiliyeti açısından tanımlanmış bir özne oluşturmak üzere içselleştirilebilir: Yüz, bir perspektife dönüşür, öyle herkesin, kendi görüşlerine ve tercihlerine sahip olması gerekir. Kapitalist demokrasilerde, herkesin her şey hakkında bir bakış açısına, bir görüşe sahip olması istenir; herkes kendi kimliğini, yaptığı tercihlere dayanarak ifade eder. İkinci bir toplumsal kuram, çoktan seçmeli anketlere dayanarak elde edilen görüşlere göre, öznelerin, yani içseselleştirilmiş yüzlerin istatistiki analizidir. “Bilmiyorum” yanıtını verenlere bile bir yüz verilir.

Daha sonraki bir söyleşide Deleuze, ikinci Dünya Savaşı’ndan beri Foucault’nun “disiplin” toplumundan bir “denetim” toplumuna geçiyor olabileceğimizi sürer (Deleuze, 1991b: 240-7), Aile, okul, psikiyatri kliniği, hapishane ve fabrika gibi kapatma kurumları kriz içindedir ve onların yerine, rollerinin dağılması geçirilir. Tahakküm tarzları, öznenin içinde sağlam biçimde içselleştirilir; öyle ki, sonunda parçalı bir Oedipus, arzunun kişiye özel ilişkilere yatırılmasında, eğitimi sürdürmede, normalleşmiş rasyonalitede, yasalarla işbirliğinde ve özel girişimlerde daha çok etkili olur. Denetim tarzı artık kapatma değil, yüzsellik ya da kredi kartlarının üzerlerine basılanlar gibi bir sayı olan, yüzselliğin enformasyonal biçimidir. Egemen temsiliyet tarzı, paroladır: Bir yüz ya da bir sayı, basit bir ikili şablona göre, üretim, enformasyon ve tüketim araçlarına erişimi sağlar. Parolanın kendisi mali ya da kültürel birikimin derecesine, kişinin, ücret ve enformasyon üretimine erişim derecesi tarafından düzenlenebilen itibarına ve güvenilirliğine ait soyut bir nicelemeyi temsil eder. Toplumsal olan, veriler biçiminde kurulabildikten sonra, dış makinesel aygıtlar tarafindan bilimsel olarak kullanılabilir ve denetlenebilir (Guattari ve Negri, 1990:49)

Deleuze ve Guattari’ye göre, bu basit düşünme süreçleri ve öznellik biçemleri, karmaşık gösterge rejimlerinin birleşmesinden oluşturulur. Bu tür makinesel süreçlerin enformasyona dayanarak temsil edilemeyecek olmalarından dolayı, Oedipalleşmiş temsiliyet içinde, gereğinden fazla enformasyon ya da yinelenme olarak ortaya çıkarlar. Yüzün bir bileşeni, gösterenin despotik rejimidir. Bu kavramı uygulayarak, yüzler, yinelenme sıklığına göre kültüirel birikim ya da “ün” kazanırlar (1988: 115); pek çok insaın evinde sıklıkla yinelenen bir yüz, kültürel kodun belirli bir artıkdeğerin kazanır. Fakat yüzler, gösterenler gibi, birbirlerine gönderme yapabilir: Bir yüz, daha ünlü yüzlerin yanında görünüşünün yinelenmesiyle artikdeğer biriktirebilir. Bu yüzden sohbet programlarının sunucuları, kodların en yüksek değerlerine sahiptirler; yüzleri kendi programlarına davet ederek, barbar despotlar gibi bu tür değeri ihsan edebilirler. Tüm bu yüzler, aşkın gösterende, yani boş projeksiyon perdesinin beyaz duvarında, kendisini seyrettirmekten bıkmayan, tersine çevrilmiş Büyük Birader’de kaydedilerek üst-kodlanırlar.

Philip Goodchild’in Arzu Politikasına Giriş (Deleuze&Guattari) kitabından alınmıştır.

Yorum Bırakınız