Aynada Kendini Göremeyen İnsan

Entelektüel gevezelikte elimize kimse su dökemez. Kadınların ezilmişliğinden, ikinci sınıf görülmesinden, hatta bazı bölgelerde insan yerine bile konulmadığından, uğradığı tecavüz ve işkencelerden bahseder dururuz. Rakamlar, istatistikler veririz. Zaten her şeyi duygusuz, rakamlardan ibaret sanırız. Bir de önderlerimiz vardır bizim ve bir de onların sözleri. ‘’Kadınlar göğün yarısıdır’’ deriz. ‘’Kadın olmadan devrim olmaz’’ deriz. Sözlerin kime ait olduğunu da hemen belirtiriz ki, entelektüelliğimiz iyice perçinlensin.

Biz hep iyi atarız. Atarız atmasına da attığımızı tutturamayız. Sanırsınız ki, bizler Venüs’te, karşı cinsimiz Uranüs’te yaşıyor.

Niye mi?

Gevezelik ediyoruz çünkü. Karşıki mahalleye, öteki bölgeye, diğer kıtaya bakıyoruz ama bir kendimize bakmıyoruz, bakamıyoruz. Aynanın karşısına yalnızca sakalımızı kesmek veya rujumuzu sürmek için geçiyoruz. Ama hiç mi hiç bakmıyoruz kendi kafatamızı işgal eden ataerkil zihniyete.

Ataerkilliğe dayanan her hareketimizin erkek egemen düzene en azından 1 yıl daha ömür kattığını anlayamıyoruz.

Kadınlar ve erkekler olarak eleştiri ve özeleştiri oklarını iyice sivriltmek zorundayız. Yıkmayı kendimizden başlatmadığımız sürece, sözlerimiz,  hatta pratiğimiz (Örneğin, 8 Martlarda alanlara çıkmamız yahut bir kadına tecavüz ve katliam haberlerini fırsat bilerek lanet okuyuşlarımız) entelektüel gevezelikten, dostların çarşıda görmesinden öte geçemeyecektir.

Kendimizi yargılamayı öğreneceğiz. Çuvaldızı önce kendimize batıracağız. Birikimimiz, kendisine toz kondurmaz bir kişiliğe değil, kendimizi iyice bir silkelememize evrilmesi gerekmektedir. Çünkü erkek egemen düzene karşı çıkmak salt erkek şiddetine karşı çıkmak değildir. Şiddet yalnızca bir sonuçtur, lakin tek sonuç değildir. Kadını hizmetçi konumunda tutmak, yemek, temizlik işlerini kadına bırakmak da bir sonuçtur, eril dil kullanmak da bir sonuçtur, kadınların mücadelesini, yürüttüğü politikaları küçümsemek de bir sonuçtur, kadına korumacı yaklaşmak da bir sonuçtur ve daha fazlası. Ve tüm bu sonuçların nedenleri de bulunmaktadır. Genelde kendi erkini meşrulaştırmak için erkekler kadınları, ”Kadınlar en çok biribirini eziyor, birbirlerini çekemiyor, birbirlerinin dedikodusunu yapıyor, kocasının şiddetine karşı çıkmıyor, tecavüzcü erkeği doğuran da kadın” gibi sözlerle gerekçelendirmeye çalışır. Halbuki bu erkeğin tipik kendini aklama çabasından başka birşey değildir. Kadınların da erkek egemen düzen tarafından eğitilip donatıldığını gözardı etmektir. Eğer bir yanlışlık ve sorun varsa bunda hepimiz pay sahibiyizdir. Bunu da gözardı edemeyiz.

Toplumsal cinsiyet alanındaki sorun, ulusal, sınıfsal alandaki sorundan biraz daha farklıdır. Ulusal ve sınıfsal sömürü daha çok devlet eliyle bizzat yapılırken cinsiyet alanındaki sömürü arka planda devlet olmak üzere herhangi bir erkeğin herhangi bir kadını ezmesi şeklindedir. Örneğin ezilen bir ulusa mensup bir erkek yine ezilen bir ulusa mensup kadını ezebilmekte yahut ezilen sınıfa mensup bir erkek ezen sınıfa mensup bir kadını fırsatını yakaladığı anda cinsel olarak ezebilmektedir.

Bir tecavüzün koşullarını dahi toplum olarak elbirliğiyle hazırladığımızı bir an olsun aklımızdan çıkarmamalıyız. Aynadaki suçluyu görebilmeli, sistem ile mücadelemizi kendimizle olan mücadelemize paralel kılabilmeliyiz.

Baran Sarkisyan

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Aynada Kendini Göremeyen İnsan | YURTSEVER

Yorum Yapın