Bedenin Kodlanması ve Görmek

Gösteri toplumunda ‘görünen şeyin iyi olduğu, iyi olan şeyin göründüğü’ kabul edilir. Buradan gösteri toplumuna dair yüzlerce çıkarımda bulunabiliriz ama öncelikle görmek, görünmek kelimelerini deşmek gerekiyor. 

Görmek modernizmde gözle temasa indirgenmiş, iletişim dilin sınırlarına hapsedilmiştir. Görmek seyreden konumundadır. Gördüğüne karışmak, arzu akışlarını tekillikleri, toplumsallıkları içinde çoğaltmak reddedilmiştir. Bedensel görüş ise, öncelikle bedenin kimliklendirilip kodlanmasıyla, arzu akışının önüne setler koyulmasıyla sınırlandırılmış, bulanıklaştırmıştır. Bedensel karşılaşmalar imajlar, gösteriler karşılaşması arenasına dönmüştür. Gözün gördüğü yanılsamadır. 

Çocuklar bu anlamda biz kodlanmış-yetişkinlerden çok daha iyi görür, çünkü görme aracı yalnızca göze indirgenmemiştir; çocuk elleriyle, ayaklarıyla, bütün bir beden olarak görür, kavrar; ilkel bir kavrayışla bize bunu kendi meşrebince ifade etmeye çalışır ama biz anlamayız. Bir çocuk gördüğü siyah veya beyaz bir teni ırkçılıkla ötekileştirmez. Siyah veya beyaz tenliye kimsin diye de sormaz, ne işe yarar diye anlamaya çalışır. Fakat çocuk kim diye sormasa bile, biz ona kim olduğunu kodlarız: bu amca, bu teyze, bu iyi, bu kötü, bu pis. Biraz daha büyüdüğünde sen erkeksin, sen kızsın, sen Türksün, sen müslümansın, sen öğrencisin, sen işçisin, sen memursun, sen fenerlisin. Çocuk ile yetişkin arasındaki mücadele çocuğun direnci ile yetişkinin ona kod akışını sağlaması arasındaki mücadeledir. Çocuk genel geçer kodları kendi bedeninde kavratıldığında yetişkinliğe adım atmış sayılır. Kimlikli beden yetişkin bedendir, paranoyak bedendir, sabitlenmiş, arzuları bastırılmış, akışı kontrol altına alınmış bedendir. 

Yine de arzu bastırılamaz, çünkü aktif arzu ya da üreten arzu göçebedir, sızar, patlar; akışı süreklidir. Ama bu genellikle “sağlıksız” bir patlamadır. Tüketim çılgınlığı, katliamlar, tecavüzler, faşizmi arzulamalar, intiharlar… Çünkü göçebeliğe tezat olan hiyerarşik, yerleşik kodlar, akışı bozmaktadır. Öyleyse bu kod ve kimliklerden (cinsiyet, ulus, sınıf, ahlaki, dini vb) katmanlardan kurtulmamız gerekir.

Arzu, beden ve etik üzerine düşündüğünüzde kimlikler bedenin kelepçeleri, zincirleri gibi durur. Ama insanlık hala türk gücünün, iman gücünün, maddi/parasal gücünün, teknoloji gücünün, erkek gücünün nelere kadir olduğunu düşünmekle, hatta dünyayı kan deryasına çeviren eyleyişle meşgul.

Baran Sarkisyan



Referanslar:

-Guy Debord, Gösteri Toplumu

-Rolando Perez, An(arşi) ve Şizonaliz

-Gilles Deleuze, Kapitalizm ve Şizofreni

-Reyda Ergün & Cemal Bali Akal, Kimlik Bedenin Hapishanesidir

Yorum Bırakınız