Beterin Beteri

Yeter ki fırsat verilsin; bir gaddardan daha gaddar olacaktır, bir kurnazdan daha kurnaz. Böyle kişileri herkes çevresinden veya kendisinden bilir. Yeter ki fırsat verilsin bu iyilik meleklerine. Fırsat önemli bir meseledir. Cioran, ”En büyük zalimler kafası kesilmemiş mazlumlardan çıkar” diye boşuna söylememiştir. Mazlumun hayal gücü iktidarda ise bu çok doğaldır elbette. Tanrılarını bile bezdirmiştir bunlar.

Günün birinde cinayetten suçlu bulunan bir tutuklu varmış. Halk suçsuz olduğuna inandığı bu kişiyi hapisaneden kaçırarak kendisi yargılamaya başlamış, sonra gidip kendi elleriyle tutukluya önce işkence yapmışlar, sonra da darağacında asmışlar. Yargının kötücül gücü. Bir yalancı bir yalancıyı hoşgörmez örneğin, yalancı yalancıyı kıyasıya yargılar, en ağır hakaretleri savurur. Kendisiyle boğuşamayanın kötücül hali. Vergilerden şikayet eden bir vatandaşı günün birinde bakan yapalım, canından bezdirecektir halkı. Evlenene dek çocukken babasından yediği dayaktan yakınmıştır, sonra o da kendi çocuğunu dövmüştür. Şu mazoşizm ile sadizmin birlikteliği. Yoksulluğun edebiyatını yapmaktadır ama günün birinde ‘şans’ yüzüne gülüp piyangoyu tutturmuştur, yoksullardan nefret etmeye başlayacaktır. En beter homofobiklerin kendisinden bile gizledyip bastırdığı homoseksüsel eğilimi olması gibi. Bu, kraldan çok kralcılık yapmaktan da öte birşeydir. Kralcılık yapan bunu gizlemez, açıktan yapar ama ‘kötülük’ için eline fırsat geçmediği için ahlakçılık yapan ve bunun için nutuklar atan kişi kralcıdan daha beterdir. Sinsi ve riyakardır. Azgelişmiş ve kadercidir. Genellikle cehaletle dolmuştur ama bilgeleri de yok değildir. Bilgeleri daha üsturupludur, yapacağı üçkağıtçılığı kılıfına uydurarak yapar. Melville’nin Sağlam Adam’ı gibi.

”Kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu o’dur” diyen Nietzsche, haklıdır. İnsan kendinden bilir en büyük kötülüğü ve şovalyelik yaptığında, yani gösteriye başladığında tüm pisliklerini görünmez edeceğini zanneder, hedefi şaşırtır. Bunun için din adamlarını gözlemlemek yeterlidir. Hani şu din, inanç olmazsa halkı tutamayız, birbirine tecavüz eder diye vaaz verenler, ki haklıdırlar son derece. Saramago da bunu Körlük kitabında, bir anda herkesin körleşmesiyle ahlakın kırılgan yapısını çarpıcı bir şekilde anlatmıştır. Fakat dizginlenmiş ‘kötücülük’ daha beter değil midir? Günün birinde dizginlerinden kurtulacaktır. İçindeki o kötücül reaktif arzu ya kendi bedenini yiyip bitirecektir ya da başka bir bedene zarar verecektir.

Neden böyledir? Çünkü edindiği veya edindirildiği değerlerin neden bilgisiyle pek ilgilenmemiştir, sınamamıştır, kendisini ve doğayı tanımamıştır, nedenlerle değil sonuçlarla ilgilenmiştir, sadece çevreye uymuştur, hoş görülmek istenmiştir, sürü psikolojisiyle hareket etmiştir, dünya hali diye düşünmüştür. Kendisini bastırmıştır ve aşırı kodlanmıştır; birşeyin ‘çılığını yapmak, yani ahlakçılık, malcılık, dincilik gibi insanın doğal organizmasını bozan bu ‘çılık neşe ve sevgi yerine kayıtsızlık ve kin üretir. Ve bir yerde mutlaka patlar. Günlerce kakanı tuttuktan sonra patlayan bağırsakların ortaya saçtığı bok gibi.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız