Bir Meme Nelere Kadirdir?

Bir meme nelere kadirdir? Belki bu sorudan önce egemen olandan, penisten başlamak gerekir? Bir penis nelere kadirdir? Penisin iktidarındaki çağımızda bunun nelere kadir olduğu savaşlar, katliamlar, tecavüzler nezdinde gayet açıktır sanıyorum.

İranlı kadın Maryam Namazie’nin yırttığı İran bayrağı arasından görünen ucu kırmızı boyaya bandırılmış açık meme protestosu bir anda şeriat ile laiklik ikiliğinin tartışıldığı gündemi değiştirerek kadının ahlaki yapısına, derdinin ne olduğuna, protesto biçimine dönüştü. Gerçekten de laiklik ile açılan bir meme arasında ne alaka olabilirdi? Laiklik ahlaksızlık mı demekti? İran halkı yoksulluğa ve yolsuzluğa karşı ayaklanmışken bir kadının, üstelik yurtdışında yaşayan bir kadının memesini açarak protestosunu sosyal medyada sergilemesi nasıl bir hadsizlikti? Bir içsavaşın arifesinde tek derdimiz meme mi olmalıydı?

Tarih boyunca beden iktidarların disipline etmekte öncelikli hedeflerinden biri olmuştur. Çünkü bedenin arzuluyor olduğu gerçekliği, arzunun üretici, devrimci niteliği iktidarları her zaman korkutmuştur. Medreselerde, kiliselerde, kışlalarda itaate yatkın bir şekilde disipline edilen beden aynı zamanda koyafetle de disipline edilmiştir. Bir çocuğun, erkek ve kadın yetişkinin, sivillerin, resmilerin nerede nasıl giyineceğinin belirlenmesi de bu disipline etmenin araçlarından biriydi. Geldiğimiz postmodern çağda, yani 1960’lı yıllardan sonra “serbestlik” yasası geçerli olsa da kadın ve erkek bedeninin ayrı ayrı disipline edilmesi devam etmektedir. Örneğin bir erkeğin göğsü açık olması gayet doğal iken bir kadının göğsü açık olması ahlaken yanlıştır. Bir kadının etek giymesi normalken erkeğinki anormaldir. Öte yandan fitness salonları vebenzerleri ile beden gösterişlik, sağlıklılık açısından serbest disiplin araçları olmaya devam etmektedir. Moda da bunlardan biridir. Moda dışı normallik dışı kabul edilmektedir.

Kişinin kendi bedenine yabancılaşması, onu kötü, günahkar ve dolayısıyla bastırılması gereken birşey olarak görmesi çıplaklığa ikiyüzlü bir tahammül edememe durumu gösterir. En mahrem, en kutsal ama aynı zamanda en tahrip edilen bir alan olmasını beraberinde getirmektedir. Çıplak bir beden toplumda hem şok etkisi yaratmakta hem de uygarlaşmış, giydirilip evcilleştirilmiş bedene öze dönme çağrısı yapmaktadır. Uygar insan çıplaklığı değil derin dekolteyi arzulamakta, çıplaklığı kendi fantezilerinde yaşatmak istemektedir. Uygarlaşmış, evcilleşmiş insan kendini hayvani, yabani olandan üstün görmektedir. Çıplaklığa nefretin bir nedeni de budur.

İranlı kadının çıplak protestosuna geri dönersek protestoya yönelik tepkiler hayli düşündürücüdür. Çünkü bu tepkilerde bir takım solcularla sağcılar aynı düzlemin farklı açılarından tepki vermiş; aynı ataerkil ahlaktan beslendiklerini göstermişlerdir. “En ilericisinin” bile verdiği tepkide toplumda bu protestonun tepkiden başka karşılığı olmadığı, feminizmi yanlış tanıtıp zarar verdiği dile getirilmiştir. Gerçekten de eğer bu kadın bu protestoyu İran’da gerçekleştirmiş olsaydı bedeni parçalara bölünürdü. Peki kim tarafından? Öncelikle devletin kolluk güçleri tarafından değil, tam da özgürlük ve adalet isteyen protestocular tarafından. Demek ki bu protestonun özgürlükle doğrudan bir ilgisi vardır. Bir kimsenin, hem de toplumsal bir olay üzerinden yapılan bireysel bir protestonun nasıl olması gerektiği, protestosunu gerçekleştirirken nasıl giyinmesi gerektiği, neresini örtmesi gerektiğinin bildirilmesi derin bir hükmetme ve normallik anormallik ölçütünü belirleme arzusunu göstermektedir. Bir siyasi iktidarının normallik ölçüsü ile muhalif kişi ve kurumlarının normallik ölçüsünün farklı olması temelde aynı iktidar arzusunu göstermektedir.

Günümüz iktidarının artık merkezi yapıda olmadığı, her yerde ve ilişkiler arasında olduğunu Foucault’nun çalışmaları nezdinde biliyoruz. İktidar üreten bu ilişkiler ve söylemler hedefimizi öncelikle kendimize ve ilişkilerimize yöneltmemiz gerektiğini gösterir. İçindeki faşisti öldür uyarısı herkes için geçerlidir. Ne yazık ki bu yapılmadığı için faşizmi de üretmeye devam ediyoruz.

Halka hükmeden yalnızca siyasi iktidar değildir, halk da birbirine hükmetmekte, biribirini disipline edip denetlemektedir. Normallik ve anormallik tanımları ve ölçütleri de iktidar üretmektedir. En solcusunun kendisini normal diğerini anormal ya da şekillendirilmesi gereken bir beden olarak ilan etmesi onun iktidarı ürettiğini gösterir. Zira bu “en solcuların” iktidarın kendisiyle değil iktidarın kendisinde olmamasından dolayı “en solcu” olma tercihi en baştan zaten sıkıntılıdır. İktidar arzusu ile faşizm arzusu atbaşı gitmektedir.

Emma Goldman’ın “Dans edemeyeceksem bu benim devrimim değildir” sloganı üzerine düşünmek gerekir. Dans neşeyi, düzensizliği, coşkuyu, akışkanlığı ve özgürlüğü çağrıştırır; bir devrimde dahi bu dans gerçekleşemeyecekse, aksine devrimle gelen yeni düzeninin ne farkı olacaktır yeni toplumsal sorunlar dışında?

Evet, bir meme bütün iktidar ilişkilerini deşifre eden bir yapıya sahip olabilmektedir.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız