Bulanık Suda Katı Bir Atık

İnsan kendisine yarar sağlayacak karşılaşmalar yaşamamışsa veya yaşadığı karşılaşmaları kendisine yararlı kılamamışsa -nitelikli kitaplar, insanlar, olaylar, deneyimler gibi- yaşadığı kimlik bunalımdan dolayı, -ki sürekli bir kimlik dayatmasının sonuçlarından biridir bu- kendisini bir uyruk, vatandaş, mümin vd. olarak ifade etmeye çalışır. Böylelikle -geçer akçe olarak- ayağını sağlam zemine bastığını, sırtını sağlam duvara dayadığını düşünür. (Duvarsız yapamaz.) Çünkü bu kimliklerle çevresi tarafından kolayca kabul görebilir. Bu çevreler ise bozuk düzenin bozuk çarklarının dişlilerinden oluşur. Düzen bu çevrelerce yürür, yürütülür. Fakat edinilen kimlik, Ulus Baker’in de dediği gibi, bunalımla eşdeğer olduğundan varoluşunu hiçbir zaman tam anlamıyla kanıtlayamaz, sürekli bir tatminsizlik ve akabinde hınç ideolojisinin devreye girişi vardır, sürekli ötekiler yaratan, suçlayan. Böyle kişilikler hiçbir zaman kendisini birey olarak ifade edemez, bir şekilde uyruk, din, devlet adına konuşur. (Ağız kendisinin ağzı değildir, yüz kendisinin yüzü değildir, duyu alma organları kendisine ait değildir; parçalanmış bedeni standartlar tarafından organize edilir, tipik robotik yaşam, etkin oluşa değil tepkiye ayarlı) Kimliksiz ve yurtsuz kendisini çıplak hisseder ve verili düzende çıplaklık bilindiği gibi utanç kaynağıdır. Arzusu bulanık sularda doğada çözülmesi zor olan zararlı katı bir atık gibi yüzer. Dolayısıyla kendilerini hiçbir zaman gerçekleştiremez, yaratamazlar, kuvvet yoğunlukları arasında göçebe oluşları kavrayamazlar. Kimlikler, imajlar ve arasındaki bunalımda yaşayıp giderler. Ahlakçı kişiliğin kaderidir bu; etik kişilik ise bunun aksine sürekli majöriter toplumsal rolleri aşandır.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız