Ceza Felsefesi – Nietzsche, Hegel, Ulus Baker

“Bugün bize “özgür irade” fikri konusunda hiçbir af layık görülmüyor; onun ne olduğunu artık çok ama çok iyi biliyoruz: gelmiş geçmiş tanrıbilimsel üçkağıtların en şüphelisi – insanlığı tanrıbilimcilere bağımlı kılmak için… Burada böyle bir “sorumlu” kılma eğiliminin psikolojisinden başka bir şeye değinmeyeceğim. Ne zaman birileri birtakım sorumluluklar dayatmak ister, anlayın ki orada genel olarak cezalandırma ve yargılama içgüdüleri devreye girmiştir. Ne zaman bir iradeye, niyetlere, sorumluluk edimlerine, şöyle ya da böyle olma hallerine bağlanırsa hayatın akışının masumiyeti elinden alınmış demektir: irade doktirini esas olarak ceza amaçlı bir icattır – yani suçlu bulabilmek için… Bütün eski psikoloji -ki bir irade psikolojisidir- sadece ve sadece kendilerine ceza verme hakkı yaratmak, hatta daha da önemlisi bu hakkı Tanrı’ya vermek için, bir mucit tipinin, yani rahiplerin, eski toplumların şeflerinin bir tezgahıdır… İnsanlara “özgür” dediler; onları yargılamak ve cezalandırabilmek için -suçlu olmaları için… Sonuçta her tür eyleme “istenmiş” gözüyle bakılmalıydı ve her eylemin kaynağı bilinçte bulunabilmeliydi…” (Friedrich Nietzsche, Putların Alacakaranlığı)

Bilmiyorum, hallerimizi konuşmaya başlamak için yeterli bir dürtü veriyor mu? – ve hesaba katılması gereken birkaç nokta: Hegel’in bütün “ceza hukuku felsefesi” cezanın “suçlunun onurlandırılması” olduğu gibisinden harika bir fikre dayanıyordu: bir toplum birini cezalandırırsa bu onun özgür ve bilinç sahibi bir varlık olduğunun teyidiydi -ve bu hukuk sistemleri delileri ya da çocukları cezalandırmıyor… -ama delileri ve çocukları yoketmeyi sürdürdüğünü biliyoruz…

-Ve Nietzsche “biz” dediğinde anlayın ki kendisidir, ve onun düşüncelerinde kendimizden de bir şeyler bulabilirsek bizleriz…

Ulus Baker, Yüzeybilim Fragmanlar

Yorum Bırakınız