Cihatçılar Gerçek İslamcılardır

“Besle kargayı oysun gözünü!” ne kadar türcü bir atasözüyse, “Besle cihatçıları, yaksın askerlerini de o kadar gerçek!” Sen Kürdistan’da taş taş üstünde bırakmayıp masum insanları bodrumlarda yakmakla yetinmez de terörizmini komşu bataklıklara da yaymaya çalışırsan böyle melânetlerle karşılaşman kaçınılmaz olacaktı, nitekim oluyor da… Aslında olan, bu kez Kürtlere vurduğu için bir aralar Işid’i “ehven” sayanların kuyruğuna takılan ülkemin saf insanlarının çocuklarına oluyor…
Burada asıl ele alınması gereken şey, genel anlamda, İslam’da vazgeçilemez insan haklarıyla ilgili bir kavramın olmaması. İslam, “seçimlere ve demokrasiye izin vermeyen”, kişisel özgürlükleri reddeden, anti-semitik ve batı karşıtı totaliter bir ideolojidir.
Muhammed’in ölümünün ardandan bıraktığı varidatın (atları, develeri, koyunları, vb.) kaydını tutan imam-ı taberi, Muhammed’in silahlarının lâkaplarını da kaydetmiştir. Muhammed, 624 Nisan’ında Yahudi kabilesini Medine’den kovarken onlardan ganimet olarak aldığı üç kılıca, Türkçe “yırtıcı” “çok keskin” ve “ölüm” anlamına gelen adlar takmıştır. Diğer kılıçlarının ve mızraklarının lâkapları da hep şiddet ve ölüm kokar. Muhammed’in kendisinin de lâkaplarından biri “mahi” yani “mahvedici”dir: “Ben mahiyim, Allah benimle küfrü yok edecektir.” Bu bile bize İslam’ın şiddete bakış açısı hakkında pek çok şey söylemektedir. Eh, müslümanlara düşen de “Allah ve meleklerin bile çok salevât getirdikleri ve dolayısıyla kendilerinin de salevât getirmeye ve tam bir teslimiyete mecbur oldukları” (ahzâb 56) peygamberin yolundan gitmektir. Zaten Muhammed ‘barış’ ve ‘hoşgörü’ durumunu “tüm dünyanın Allah’a biat ettiği ve İslam’ı kucakladığı an”la sınırlar. Başka bir deyişle İslam’da barışa ulaşmanın yolu uzlaşmadan değil… Başka dinlere hoşgörüden değil… Gayrimüslimlere var olma ve hayatlarını istedikleri gibi yaşama izni vermekten değil, hesaplaşma, cihat ve şeriatı benimsemekten geçer. Her müslüman erkeğin görevi kâfirlere karşı savaşmaktır; yani vaaz vererek ve ikna ederek değil, gereken her yola başvurarak ve dünyanın tanık olduğu gibi mümkün olduğunca şiddet uygulayarak… İslam’ın özü budur. çünkü mesela saf suresi şöyle der: “allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Bu sizin için çok hayırlıdır. Bunu yapınız ki Allah, günahlarınızı bağışlasın…”
“Muhammed, Allah’ın son peygamberi ve onunla gelen barış da Allah’ın son mesajıdır. İslam tek gerçektir ve Allah’ın kabul ettiği tek gerçek dindir.” işte İslam’ın tek öğrettiği budur. Diğer dinler de kendilerinin cennete giden tek yol olduğunu ileri sürer ancak İslam diğer dinlerin inananlarını öldürerek, zorla din değiştirterek ve köleleştirerek bütün dinleri yok etmeye ya da boyun eğdirmeye açıkça ve fiilen inanan tek dindir. İslam’da izin verilen tek şey İslam’dır. bunları biz söylemiyoruz; İslam din adamları söylüyorlar. İslam başka dinden olanları, özellikle Hıristiyanları bir oğlu olduğunu iddia ettikleri Allah’ın tekliğini reddetmekle ve dolayısıyla peygamber ve resullerine hakaret etmekle ve şeytanî uygulamalara tevessül etmekle suçlar. Ayrıca Allah’ın yasakladığı şeylere izin veren ve iktidara getirdikleri temsilciler vasıtasıyla kapris ve arzularına cevaz veren seküler, liberal toplumları da lanetler. İslam katle Allah’ın izin verdiğini, hatta böyle yapmayı emrettiğini öngörür; başka hiç bir unsurun yaşamasına da izin vermez, çünkü içlerinde yaşayan “diğer unsurların” fitne çıkarabileceklerini varsayar; bu yüzden de fitneyle akıllarda hiç bir soru işareti olmaması için öldürmeyi mubah görür. Çünkü enfâl suresi: “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve insanların Allah’ın dininin egemenliğini kabul etmelerine kadar onlarla savaşın.” der. Kısacası, İslam’ın hoşgörü dini olduğu iddiası sadece safsata değil, özellikle müslüman olmayanlar için tehlikedir de.
“Cennet kılıçların gölgesindedir.” Bu hadisin ışığında “herkes ölecek, gerçek İslam gelene kadar” sloganını düstur edinen cihatçılar ne yapıyorlarsa kitabına uygun yapıyorlar. Bu köktendincilerin sorunu, sırtlarını kutsal kitaba dayayıp oradan aldıkları feyz ya da gazla herkesi kendilerinden aşağıda görmeleri bence. Hele de onlara dönük küçümseyici, politik doğrucu vaazlar onları zıvanadan iyiden iyiye çıkartıyor. Cihatçıların yaptıklarının Kuran’da birebir karşılığı var. eylemleri, aklı dışlayan, sadece Kuran’a iman eden ve yeri geldiğinde de bu imanlarını ayetlere harfiyen uyarak yerine getiren selefilerin eylemlerinin aynısı. Öyle ki onlar da selefiler gibi “Amelinde bir kusuru olanın imanının da bir cüzünün eksik olduğunu” iddia ediyorlar. Örneğin bir vakit namazı kaçıran ya da içki içen bir insanın imanı eksiktir. Eksik iman, iman sayılamayacağı için, bu kişi kâfirdir. Kâfirin ise canı, malı, hatta ırzı helâldir. İşte cihadçıların artık Türkiye’ye, mesela Fransa’ya ya da İngiltere’ye hangi gözle bakıyorsa aynı gözle bakmasının nedeni biraz da budur. Her iki tarafın da stratejik ve pragmatist nedenlerle birbirlerine destek olduğu dönem geçti. Artık cihatçılar Türkiye toplumunu da kendisine düşman olarak görüyor. İslam fıkhında Dar-ül Harb ve Dar-ül İslam denilen iki kavram var. Dar-ül Harb, müslümanların tehlikede olduğu, bulundukları coğrafyada seküler bir rejimin hakim olduğu dönem olup bu dönemde müslümanlar takiyye yaparak erk’le uzlaşır, barışçıl mesajlar verir ve güçlenip iktidarı ellerine geçirene kadar dengeyi korurlar. İkinci kavram olan Dar-ül İslam ise müslümanların iktidar mekanizmasını eline geçirdiği dönemdir. Bu dönem cihat dönemidir. Yani Allah yolunda savaşıp, kâfirleri öldürerek şeriat kanunlarının hakim olacağı bir İslam dünyası yaratılacak dönem. İşte cihatçı örgütler için bugün Dar-ül İslam dönemidir. Bunun dayanağını da Bakara’da bulabiliriz: “Kafirleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin, her gözetleme yerinde yakalamak için bekleyin…” Dolayısıyla cihatçıların teröründe insanlıkdışılık vardır ama islamdışılık yoktur. Hatta denebilir ki inandıkları dini kendilerince yerine getirirken herkesten daha dürüst davranmaktadırlar. Çünkü selefi geleneği demek Kuran’ı olduğu gibi, değiştirmeden hayata geçirmektir.

Atilla Tuygan

Tartışma5 yorum

  1. İslama ve peygamberlerine yamamaya çalıştığınız saçmalıkların; varlığına tüm kalbinizle inandığınız yaratıcımızın bizim için uygun gördüğü evrensel yaşam biçimi olan ve tüm peygamberlerin tebliğ ettikleri tek din olan islamla bağdaşmadığını bile bile; Kur’an’da anlatılan islamla; pratikteki islamın farklı dinler olduğunu bildiğiniz halde; Kur’an’ın insanlara, kadınlara, hayvanlara ve canlı bitkilere verdiği hakları; Batı dünyasının ancak 19.yüzyılda verdiğini bildiğiniz halde; ortalıkta islam adına vahşetler işleyen zavallıların; emperyalizmin piyonları olduklarının bile farkında olamayacak kadar bilinçsiz ve islam olarak bildikleri dinin kaynağının Kur’an değil de; uydurma hadisler olduğunu kavramaktan aciz olan fukaralar olduklarını gördüğünüz halde; neden yaratıcımızın bizim için uygun gördüğü evrensel yaşam biçimi olan islam ile; Allah’a, peygamberlere ve islam dinine hakaret niteliğinde olan uydurma hadislerin ürettiği uydurulmuş islam ayrımını yapmıyorsunuz? Yazınızda anlatığınız peygamberimizin lakapları ve diğer saçmalıklar; peygamberin ölümünden yıllar sonra uydurulmuştur. Size sadece bir örnek vermek istiyorum; Kur’an Allah ve peygamberi ile dalga geçen bir topluluk içindeyken; onlarla münakaşa etmememizi ve o topluluk konuyu değiştirene kadar o ortamdan uzak durulmasını ister ve konu değiştikten sonra tekrar o toplulukla bir araya gelmemizi ister. onlarla münakaşaya bile izin yok! onlara zarar verme söz konusu değil! ve onlarla iyi geçinmemizi istiyor! ve en önemlisi Allah’ın dini olan İslamın getirdiği hoş görü ortamı! Allah’la bile dalga geçene karşı duyulan hoşgörü! Zaten islam; barış demek bilirsiniz! Ayrıca islamda savunma savaşı dışında savaş yapılması yasaktır; bu fetihci anlayış sonradan islama yamanmıştır! Saygı duyduğum islam tarihçileri; Allah’ın dini olan gerçek islam döneminin peygamberin ölümü ile birlikte sona erdiğini söylüyorlar!
    saygılarımla.

  2. İlaveten; kafirleri nerede bulursanız öldürün ayetini bağlamından koparıp yanlış anlam veriyorsunuz! O ayette bahsi geçen kafirler (Kur’an; gerçekleri örten, görmezden gelen insanları ‘kafir’ ismi ile isimlendirir. Örneğin; Her insan Allah’ın varlığına inanır; ama bazılarımız bu inancımızın üzerini örtüp; inanmıyormuşuz gibi davranarak kafir oluruz. Başka bir örnek verecek olursak; antlaşma kuralları antlaşmayı imzalayan taraflarca bilinir; AMA SİZ BU ANTLAŞMA İÇERİSİNDE SALDIRMAZLIK MADDESİNİN OLDUĞUNU BİLDİĞİNİZ HALDE SALDIRIRSANIZ; BİLİNEN BİR GERÇEĞİ GÖRMEZDEN GELİP KAFİR OLURSUNUZ.) saldırmazlık zamanlarında ve yerlerinde (kabe gibi) saldırabilecek ve insanları öldürebilecek; gerçekleri görmezden gelebilecek kişilerdir. Ayetleri bağlamından kopararak istediğiniz anlamları yükleye bilirsiniz!; Das Kapital’den cımbızlama yöntemi ile cümleleri bağlamlarından koparıp kapitalist söylemler üretebilirim! Sizin ve geleneksel islam anlayışına sahip olan müslümanların düştüğü en büyük hata bu. Peygamberimiz ilk müslümanlara ayetleri bağlamlarından koparmadan yorumlama ve doğru bilgi elde etme yöntemini (hikmet) öğretmişti, maalesef peygamberin ölümünden sonra bu yöntem kasıtlı olarak unutturuldu ve meydan halk arasında uydurulmuş zırvalara kaldı! Dikkatimi çekti; sitenizde başka bir yazıda islam ülkelerinde kız çocuklarının evlendirilmesi ile ilgili bir yazınız var; Kur’an’ın erkek ve kız için evlenme yaşı olarak ergenliğin yeterli olmayacağını ve akli olgunluğa ulaşmadan evlendirilmemelerini istediğini hatırlatmak isterim. Burada akli olgunluk vurgusu hep ilgimi çekmiştir!
    saygılarımla

    • Bizim Hollanda’daki fasist Wilders da ayni okumalardan yapip ayrimciligin feristahi oluyor. Ama biri fasist, digeri solcu. :) Kardeslik duygulariyla cumlenizi kucakliyorum. Selam ile…

  3. Erkan, sana katiliyorum. Muhterem yazar anlamamak icin gormek istedigini goruyor, kotuyu iz’anina kalkan ediyor ve baglamdan habersizce bir okuma yapiyor. Kafasina yakin bu dine inanalar da var; ama onlari da onlarin dindaslarini vurmak icin kullaniyorlar sadece; yoksa hakikate karsilik gelen bir soz ettiklerine inandiklarindan degil. Ama bu zihniyet, “halklarin kardesligi” adina kac ocaga ates dusurduklerinden bahsetmiyor. Neyse… Kimse kolay kolay yolundan donmedi, ben de donmezem yolumdan. :)

  4. Mesela; mealen aldigi su ayeti “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve insanların Allah’ın dininin egemenliğini kabul etmelerine kadar onlarla savaşın.”, Allah’in izniyle, meramimizi anlatabilmek icin “Yeryüzünde kapitalist fitne kalmayıncaya ve halklarin kardesligini pekistirinceye kadar onlarla savaşın.” diye degistirsek, o savasilanlarin dini, dili, irki, ideolojisi de kendisi icin pek bir fark etmeyecektir. Hosgorunun h’si umurunda olmayacaktir. Bir iki kelime oynu ile, yanlis okuma yaptigindan dolayi kafasinda yarattigi oculere hemen kendi de benzeyecektir zaten. Yine de ben iyimser olayim, niyet okumayayim. Ama, cumlenin icinde “Allah”, “din” gecince kendilerinde bir antipati olusuyor. Bir de bu ayetleri, iktidarlari icin kullananlar var. Bunlarin dertleri onlarla. Ama toptanci yaklasip, biricik olma derdindeler. Olamazsiniz. Zulum tek millettir. Biz buna inaniriz. Selam ile!

Yorum Yapın