Çingeneler ve Biz Yerleşik Modernler

Çingeneler biz kentli modern insanların sahip olduğu mülke, terbiyeye, anlama, tarihe, gelecek umuduna sahip olmasa da bizim sahip olmadığımız tek şeye sahiptirler; neşeye…

Burada birbirinden iki ayrı bağımsız yaşamın anahtarı şudur; parçalanmış bedenlerle dolaylı yaşayanlarla parçalanmamış bedenlerle dolaysız yaşayanlar, başka bir deyişle yerleşik yaşam tarzı ile göçebe yaşam tarzı. 

Çingenelerin tahmini tarihi bin yıl öncesine Hindistan’a dayandığı söylenmektedir. Fakat dünyanın her yerine dağılmışlardır ve muhtemelle birbirlerinden haberleri de yoktur ve sanırım bunu bilmeye çok ihtiyaçları da yoktur. Soy bağları daha çok yerleşikler arasında önemlidir. Yerleşikler, yani bizler, doğaya, kendimize yabancılaştığımızdan soy birliğine, akrabalıklara çok önem veririz. Çingeneler sadece bazı mitlere göre yarı at yarı insan diyebileceğimiz mitolojik bir kahramanın soyundan geldiğine inanmaktadırlar. Yine de geçmişle pek bir ilgileri yoktur, kendilerine ait bir yazılı tarih olmadığından bunları pek bilmezler ve pek de ihtiyaç duymazlar. Dolayısıyla kahramanlık destanları, milli marşları, andları, kanlı bayrakları da yoktur. Ulus devlete vatandaşlık bağıyla bağlananlar için bu son derece alçaltıcı birşey olabilir. Ama neşe saçan, bel kırıp kalça kırıtan göbek attıran anonim müthiş müzikleri vardır. 

Çingene çocukların en güzel oyuncağıdır enstrüman. Neredeyse doğuştan sanatçılardır; biz kentli modernler gibi sanatı belli elit bir kesimin yaptığı ayrıcalıklı bir meşgale olarak görmezler; çalgı çengi çingenelerin yaşam tarzıdır. 

Coğrafyada kontrol altına alınamayan, denetlenemeyen tek halktır belki de. Guattari ile Deleuze’ün bahsettiği kaçış çizgilerinde organsız beden olarak yaşamaktadırlar sanki. Hiçbir kodu bünyelerinde taşımazlar çünkü. Yersiz ve yurtsuz. Çingene adını bile onlara biz vermişizdir. Azınlıklar gibi bir kimlik mücadeleleri yoktur, nesneleşme süreçlerine girmezler. Çingene çocukların kimlerden olduğunu kendileri bilir ama devlet bunu kontrol edemez; sebebi, çocuklar hep belirli ailelerin nüfusuna yazılırlar. Böylelikle takipleri zorlaşır. Yarı-göçebeliklerin bedelini hapisanelerde ödetirler.

Hırsızlıkla, uyuşturucu satmakla suçlanırlar; milyon dolarların tek gecede sömürüldüğü, dinlerle, tüketim nesneleriyle tüm dünya halklarının uyuşturulduğu bir dünyada çingenelerin bu edimleri son derece naiftir. İhtiyaç fazlasını reddederler; ama kentli modern yaşamın mülkçü-malcı anlayışından haklarını almakla yetinirler; en önemlisi işçisinden burjuvasına dek birikim hastalığına bulaşmamışlardır. Gündelik yaşarlar; bugün kazandığını bugün yerler. 

Terbiyesiz ve ahlaksız oldukları doğrudur ve bu anlamda Spinozacı bile sayılabilirler. Kendileri için faydalı olan, kudretini, varoluş çabalarını arttıran şey iyidir, aksisi kötüdür. Kuramlar üzerinden düşünmezler. Ve bir de vahşi sevişirler, beden ve ruh bütünlüğünde arzularıyla özgürdürler. 

Zannatkardırlar, eyleyişi işe, otomatiğe döndüren işlerde uzun süre çalışamazlar; devlet dairelerinde de çalıştırılmazlar ki memuriyetlik de onlara uygun değildir ama seyyar işlerde çalışırlar. Göçebeliklerinden gelen bir alışkanlıkla belki de. Gün içerisinde at arabalarıyla gözlerimizin önünden geçerler; kartonları, antika eşyaları toplarlar. Yerleşikliğin temellerinden olan tarımcılığa girişmezler. Ellerinde sepetler, aşıklara çiçek sunarlar. Çingeneler kentli yerleşik modern insanı çözmüşlerdir. Yalan dünyanın insanlarına yalan satarlar. Abe aç avucunu da falına bakayım be abee, diyerek geleceğe pek meraklı olanları bir güzel aldatır, gönlünü hoş eder, parasını alır. 

Bazen bize çok kaypak gelirler; türksek türküz, müslümansak elhammdülillah müslümanız derler ama gerçekte bu kimliklerle ilgileri yoktur, sadece uyum sağlar görünmek, modernlerle araya bir duvar örmek için alınmış bir önlemdir bu. Çünkü kimlik politikalarına ilgisizdirler. Kimlik mücadelesine girişmezler, gölge etme başka ihsan istemem der gibidirler. Nazi Almanya’sından beri devletlerin görmezden geldiği tek halktır diyebiliriz ama Sulukule’yi Toki ile dümdüz ettikten sonra Roman Açılımı yapacağını söyleyen Akp Çingenelere de el atmaya çalışmış, ama heralde Çingenelerle uğraşılmaz diyerek bu açılımdan da vazgeçmiştir. 

Çingeneler Naziler tarafından toplama kamplarında, gaz odalarında yakılıp öldürülmüşler, kimi kaynaklara göre bu soykırımda 20 bin çingene öldürülmüştür. Fakat geriye kalan çingeneler Yahudiler gibi soykırıma ve kutsal kitaplarına dayanarak devlet kurmaya girişmemişlerdir. Dediğim gibi iktidarlarla, devletlerle ilgileri yoktur. Tarih boyunca da devlet kurma girişimlerinde bulunmamışlardır. Göçebeler neden böyle bir ihtiyaç içerisine girsinler ki? Niye arzularını, bedenlerini bir devlete teslim etsinler? 

Çingeneler bir çok bilim insanının, araştırmacının ilgisini çekmiş, aralarına girip yaşamlarını öğrenmek istemiş ama sordukları sorulara her çingene farklı bir cevap vermiş. Dolayısıyla tutarlı bir yanıt bulamamışlardır. Göçebeler yerleşik modernlerle çok sıkı fıkı olmazlar ve bizlere karşı yalancılıkları kendileri için yine bir önlemdir. 

Eskisi gibi sınırları sürekli ihlal eden göçebelikleri engellense de derme çatma evleri veya çadırları atlarıyla beraber her zaman şehrin dışındadır; sanki ilk fırsatta yine göçeceklermiş gibi. Denetim toplumunun ağır baskısı altında fiziksel göçebelikleri kısmen engellenmiş olsa da zihni göçebelikleri engellenememiştir. Hala kodlanamamaktadırlar. Kimliklerle, anlamlarla, kurumlarla bedenleri parçalanamamıştır. İdeolojilere sığmamaktadırlar. Göçebelerin ideolojisi olmaz. Neşeleri edimlerine, çalgı çengiye, akşam sefalarına, sevişmelerine bağlıdır. Sosyalizm gelsin de mutlu olalım gibi dilekleri de yoktur. Geçmiş veya gelecekte yaşamazlar, an’ı yaşamaktadırlar. 

Kimsenin öncülüğüne, vicdanına da ihtiyaç duymazlar; zaten kimse de onların öncüsü olacağını, vicdanlarını kanattığını iddia etmez. Spinoza’nın dediği gibi despotların yönetmek için kederli ruhlara ihtiyacı vardır. Çingenelerde böyle bir ruh yoktur, dolayısıyla bir despotun kanlı ellerine de, iki yüzlü vicdanına da ihtiyaç duymaz. Dolayısıyla onlardan ne mazlum bir halk diye bahsedebilirsiniz ne de kahraman bir halk diye bahsedebilirsiniz. 

Yerleşikliği, kodlanmayı reddetmiş bir halk olan bir çingene bilmecesi şöyledir: Bir kız kardeşim var, bacakları yok ama koşar, ağzı yok ama ıslık çalar. Cevap, rüzgârdır. Rüzgârı kendine yoldaş eylemiş bir halk. Rüzgâr içerisinde binbir tahayyülü taşır; bir nesneye bağlanamaz; akışkandır ve bu cevap bizi yabanla olan bağımıza kadar götürür. 

Herkesin ortak ideali olan mutluluk, huzur, neşe biz modernlerin sadece idealidir ve bu ideal için asırlardır arayış ve savaşım içindeyizdir. Ama hemen yanıbaşımızda bizlerden çok farklı yaşayan, bakıp da göremediğimiz, iğrenip aynı zamanda imrendiğimiz çingeneler bu neşeli yaşamı göçebelikleri ve edimleriyle bir yaşam tarzı olarak sürdürmektedir, Spinoza’nın bahsettiği bir erdem olarak hem de. 

Baran Sarkisyan


Bu yazı Ömer Faruk’un banka soymuş bir devrimci ile Melih Cevdet’in romanından fırlamış çingene kadın Raziye’nin karşılaşmalarını konu edinen Yarabıçak kitabından, Tony Gatlif  filmlerinden, Ederlezi şarkısından ve kendi deneyimlerimden, gözlemlerimden yararlanılarak yazılmıştır. 

Yorum Bırakınız