Çocuğa yüklediğimiz sıfatlar ne getirir, ne götürür?

Bir kafeye oturup küçük çocuklu aileleri gözlediğinizde isimlerden çok aşkım, bitanem, aslanım, paşam, prensesim gibi sözcükler duymanız olası. Çocukları sevme cümleleri ise güzel kızım, yakışıklı oğlum, akıllı çocuğum, başarılı kızım.

Peki, çocuklara isimleriyle değil sıfatlarla seslenmenin nesi yanlış? Neden pek çok kişi çocuklarına bu şekilde seslenmeyi tercih ediyor? Çok mu abartıyoruz ağzımızdan çıkan her sözcüğü tartarak?

Her birimiz değişik nedenlerle çocuğumuz olsun isteriz. Bazen toplumun beklentilerini karşılama zorunluluğu bazen çift halinden aileye dönüşme isteği. Bazen gelecek ve yalnızlık kaygısı bazen kendi narsistik arzularımız. Çoğu zaman ise hepsinden bir parça. İşte önemli olan, bu nedenlerden hangisinin öne çıktığı, belirleyici olduğu. Çünkü nasıl bir ebeveyn olacağımızın ya da çocuğumuzu nasıl büyüteceğimizin ipuçları oradadır.

Çocuk sıklıkla anne babaların tamamlanmamış, terk edilmiş narsisizmlerinin –dünyanın merkezinde ve biricik olma, sevilme, onaylanma, beğenilme, kabul görme-tamamlayıcısı oluyor. Ebeveynlerin kendi erken çocukluk dönemine ait narsistik ihtiyaçları ne kadar karşılanmamışsa -yani beğenilme, sevilme, olduğu gibi kabul edilme gibi temel ihtiyaçları kastediyoruz- çocuklarından beklentileri de o derece yüksek olur.  Ne yaparsa yapsın eksik kalmış hisseden bu kişi, çocuğunu kendisinin bir uzantısı olarak görecek ve mükemmel olma arzuları çocuğunda hayat bulacaktır. Çocuğu ve dolayısıyla kendisi en güzel, en yakışıklı, en akıllı, en başarılı ve daha pek çok “en” olacaktır. Böyle bir ebeveyn aynı zamanda çocuğunun kusurlarını görmek istemez, onu olduğu gibi kabullenmekte zorlanır. Çocuğun anne babasına ait tüm bu duyguları hissetmesi de kaçınılmaz olur.

Sık sık anne babasından güzellik, güç ve başarı içerikli sözcükler duyan çocuk, bunları sahip olması gereken özellikler olarak algılar. Olması gerekenden çok daha fazla anlam yüklediği bu özelliklere ulaşamadığında ise huzursuz olur. Yeterince akıllı, güzel ya da başarılı olmadığında onlar tarafından sevilmediğini, kabul görmediğini düşünür. Anne babayı mutlu etmek adına da belki hiç sahip olamayacağı şeyler için gereksiz bir çaba içinde tükenir. Anne babanın işaret ettiği seviyeye ulaşamadığında ise yetersizlik, değersizlik duyguları hızlıca gelişir.

Başarı ve güzellik, göreceli kavramlar olduğundan çocuğun algısı da karmaşıktır. Kime göre güzel, kime göre başarılı.

Ölçü nedir?

Ölçü yaşadığımız düzen içinde maalesef “diğerleri”dir. Özellikle ekran aracılığıyla maruz kaldıkları reklamlar, popüler diziler, ünlü dolayısıyla başarılı olarak algılanan (güzel/yakışıklı/marka sahibi/) isimler ve karakterler. En kusursuz halleriyle sunulan bu figürlerle kendi bedenlerini ya da becerilerini kıyaslayan gençlere dönüşüyor çocuklar. Bizler çocuklarımıza sıfatlar yükledikçe, toplumsal cinsiyet kodlarının yaygınlaşmasına hizmet etmiş, yine yeniden üretmiş oluyoruz. Kızlar güzel, uslu, terbiyeli, erkekler güçlü,  aslan parçaları olmayı sürdürüyor. Elbette sadece biz çocuklarımıza böyle hitap ettiğimiz için olmuyor tüm bunlar. Arada bir ağzımızdan kaçıveren övgü dolu sözcükleri de çok dert etmeyelim. Ancak dozunu ayarlayalım, neye hizmet ettiğini bilelim, çocuğumuz üzerindeki etkilerini gözlemleyelim.

Peki, çocuklarımıza hiç mi övgü dolu şeyler söylemeyelim?

Söyleyelim tabii. Doğuştan sahip olduğu ya da rekabet unsuru olabilecek özellikleri yerine çalışkanlık, yardımseverlik, duyarlılık gibi öğrenebileceği, geliştirebileceği ve gerçek bir doyum sağlayabileceği erdemleri övelim.

Bir diğer sık karşılaştığımız durum ise çocuğa erişkinlerin dünyasına ait “aşkım, sevgilim, erkeğim” gibi sözcüklerle seslenmek. Çocuğu dudaktan öpmek de bunun davranışsal formu. Çocuk bunları çevresinden görür ve talep ederse de, bunların büyükler arasında yaşanabileceği anlatılmalıdır. Bu konuda gösterilecek hassasiyet, çocuğun sağlıklı cinsel gelişimi için gereklidir. Çocuğu tacizden korumak ve çocuğa kendinin korumayı öğretmek için ayrıca önem taşır. Sağlıklı olan çocuğa kendi ismiyle seslenmektir. Oğlum ya da kızım da denebilir.

Sadece çocuklara seslenirken kullandığımız sözcükler değil, yaptıkları işlere yaptığımız yorumlar da önemli. Çocuğumuz sınavda başarılı olduğunda onunla birlikte sevinelim, tebrik edelim. Çalıştığını ve karşılığını aldığını söyleyelim. Ama coşkuyla “işte benim koçum, akıllı oğlum tabii ki başaracaktın” dediğimizde çocuğa başka bir mesaj vermiş oluruz; “Akıllı ve başarılı olduğun için beni çok mutlu ettin, bu benim için çok önemli”. Çocuk tam tersi başarısızlığa uğradığında ise, anne babasında hayal kırıklığı ya da eleştirel bir tutumla karşılarsa tablo tamamlanmış olur. Çocukta böylelikle becerebildiği kadar sevildiği algısı yerleşir. Ardından sıkça gelen “peki arkadaşların ne yaptı” sorusunun karşılığı ise “senin ne yaptığını değil, diğerlerinin yanındaki değerini görüyorum” dur. Çocuk bu aşamada çalışsa bile bunu kendisi için ya da keyif aldığı/merak ettiği için değil, sizi memnun etmek için yapacaktır. Ölçüsü de artık kendi sınırlarını tartmak değil ötekileri geçmektir. Mutlu çocuklar sıklıkla anne babaları için değil kendileri keyif aldığı için üreten, arkadaşlarıyla değil kendileriyle yarışan çocuklardır. Bu çocukların anne babaları da çocuklarını bir şey olmaya zorlamadan, oldukları gibi kabul edebilmiş ebeveynlerdir.

Gülperi Putgül Köybaşı

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Çocuğa yüklediğimiz sıfatlar ne getirir, ne götürür? | YURTSEVER

Yorum Bırakınız