Çocuklar Eşit Değildir

Çocuklar, yeryüzünün en fazla istismar edildiği, aldatılıp aldanıldığı çocuklar. Güya insanlığın ortak sevgisinin vücut bulduğu çocuklar.

Saflığın ve temizliğin nakit etmediği, ilişkilerin hiyerarşiye tabi olduğu bir düzende saflığı ve temizliği temsil eden çocukların doğaları en alt tabakada bulunmalarından olsa gerek, çeşitli yollarla sürekli küçüklü büyüklü darbelerle talan edilir. Gerek aile, akrabalar aracılığıyla, gerekse de okullar, kreşler aracılığıyla eğilip bükülürler. Daha dün bir babanın 3 yaşındakine oğluna ”En Büyük Fener” dedirtmeye çalıştığını gördüm. Öyle ya, en büyük Fener, en küçük çocuk. ”Ağaç yaşken eğilir” gibi bir atasözümüz vardır. Egomuza, saçma sapan tutkularımıza, sömürüye dayalı düzene yaraması için bük bükebildiğin kadar. Yoksa, ne derlerdi atalarımız daha: ”Kızını dövmeyen dizini döver.” Sanıyorum ki, ailesinden hiç dayak yememiş yahut psikolojik baskıya maruz kalmamış hiç çocuk yoktur.

Çocukları bilmem hangi ulusal bilince, bilmem hangi dinin öğretilerine, bilmem hangi ataerkil cinsiyet kalıplarına göre yetiştirmeye kim, hangi hakla sahiptir? Çocuklar doğar doğmaz ailelerin, okulların, askeriyenin, bir bütün olarak devletin tutsağı olmuştur maalesef.

Çocukları özgürlüğe doğru büyütemiyoruz, pedagojiden anlamıyoruz. Genellikle can sıkıntısını atlatmak, monotonlaşan ilişkiye renk katmak, çevrenin baskısına dayanamamak gerekçeleriyle geleneksel olarak çocuk yapıyor, sonra o çocuğa ne kadar hükmedebiliyorsak o kadar renkleniyoruz. Fakat çocuklar direngen ve uyumsuzdur ama aşırı baskılar sonucunda çare yok ki onu kendimize benzetebiliyoruz. Her çocuk gelecekte anne babasının bugünündeki alışkanlıklarını yaşamaya yazgılı oluyor.

Kız ve erkek çocukları; biyolojik farklılıklar dışında aralarında her ne kadar bir fark olmasa da toplumsal cinsiyet kalıplarından dolayı çocuklar yine bu hiyerarşiye göre farklı yöntemlerle yetiştiriliyor. Örneğin anne, kız çocuğuna ev temizliği veya yemek yapmayı öğretmeye çalışırken erkek çocuğu bu tür ev işlerinden uzak tutar. Erkek çocuğa mavi tişört verilirken kız çocuğa pembe verilir. Kız çocuk oyuncak bebekle oynatılırken, erkek çocuk oyuncak arabalarla oynar vb. Çünkü erkek çocuk, erkektir; kız çocuğu, kızdır. Onları eşitleştiren çocuklukları gözardı ederek asırlardır küflenmiş cinsiyet ayrımına tabi tutularak eğitilip bükülürler. Bu çocuklar ileride eğer bu gibi ataerkil kalıpları yıkmak için bir sorgulamaya girmezse ezen-ezilen ilişkisini düzende tekrar ve tekrar üretmeye devam eder.

Çocukların yetişkinsiz kendi aralarında eşit olduklarını gözlemleyebiliriz ama çocukları ulusal, sınıfsal, cinsiyet, hatta mezhepsel gibi ayrımların baskın olduğu düzenlerde, çocuklar eşittir demek, en fazla kendimizi kandırmak olur. Sözgelimi, evde kendi anadili Kürdçe olan bir dili öğrenip 7 yaşında okula başladığında karşılaştığı Türkçe dersler karşısında doğal ki afallayacak, derslerdeki öğrenimi daha zor olacaktır. Alevi geleneklere göre yetişen bir çocuk sünnilerin yoğun olduğu bir okula gönderildiğinde ailesi çocuğuna aleviliğini gizlemesi yönünde temkinlerde bulunacaktır. Yoksullukla büyüyen bir çocuk zenginlikle büyüen bir çocukla karşılştığında kendisinde bir eziklik hissetmesi mümkündür. Arkadaşları okulda iken kendisi hapisanede olan bir çocuğun gireceği psikolojik bunalımın vebali kimin üstüne olacaktır?

Türkiye’de eğer çok soğuk olan rakamlarla konuşmak gerekirse, her ay 650 çocuk cinsel istismara uğruyor. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun bugüne kadar çocuk pornolarında tespit ettiği Türkiyeli çocuk sayısı, 36 binin üzerinde. Türkiye’de 50 bin çocuk seks kölesinin bulunduğu tahmin ediliyor. Evliliklerin beşte birinde 18 yaş altındaki çocuklar evlendirilmeye devam ediliyor. Sürekli değişen çocuk tutsak sayısı 2016 verilerine göre 2583. Çocuk işçi sayısı ise 708 bin. 90’lardan itibaren devlet dersinde öldürülen çocuk sayısı ise 700’ü aşkın.

Daha fazla örnekleyebileceğimiz bu adaletsizlikleri elbette 23 Nisan gibi kandırmacaya dayalı uyduruk bayramları garip bir propaganda havasıyla kutlayarak gizleyemeyeceğimiz aşikardır. Her ne hikmetse çocuk bayramı denilen 23 Nisan günlerinde çocuklara okutulan militarist, milliyetçi marşlar, şiirler dışında kimse çocuk haklarından, çocukların maruz kaldığı istismarlardan ve bu olumsuzlukları yok etmek için gerekli programlardan bahsetmez. Varsa yoksa Mustafa Kemal Paşa Çok Yaşa!

Her çocuk ulussuz, dinsiz, cinsiyetsiz, dolayısıyla mülksüzdür. Bunları biz yetişkinler olarak devletçi aklımızla edindiririz.

Çocuklar için en iyi öğütü belki de Halil Cibran vermiştir.

”Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.”

 

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız