Demokrat Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Demokratlık, neredeyse her toplumsal kesim tarafından savunulan, kabul gören bir hikmete sahiptir. Solcusundan sağcısına, darbecisinden parlamenteristine, Avrupalısından Afrikalısına, işçisinden patronuna kadar herkesin bir olumluluk anlamı yüklediği bir kavramdır demokrat olmak.

Demokrat olmak o derece sihirli bir sözcüktür ki, askeri darbe yapmış bir General bile, “Aslında ben de demokratım ve demokrasiye bağlıyım, ama koşullar başka türlü davranmamı gerektirdiği için böyleyim” demekte bir sakınca görmemektedir.

Peki, nedir o halde Demokrat olmak?

Demokrat demek, “demokrasi taraftarı” demektir. En azından demokratlığın ve demokrat olmanın sözlükteki karşılığı budur.

Nasıl ki demokrasinin kelime anlamı “halk iktidarı” ise, demokratlığın karşılığı da demokrasiden, yani, “halkın iktidarı”ndan yana olmak demektir.

Vaziyet böyle olunca da yanlışın içinde doğruyu bulmak imkânsız hale gelmektedir. Bir başka deyişle, demokrasinin ne olup olmadığını ortaya koymadan, demokratlığın ne olup olmadığını ortaya koymak imkânsızdır.

Demokrasi, etimolojik olarak Yunancadır, Yunancadaki “dimokrataia” sözcüğünden türetilmiştir; anlamı ise “Halk İktidarı”dır. Şimdi hikâyenin kendisine geçebiliriz.

Demokrasi kavramı Yunanca olduğu gibi, bu anlamıyla demokrasinin ilk uygulandığı yer de eski Yunanistan’da şehir devletleri olmuştur. Tarihte Atina Demokrasisi olarak da adlandırılan bu sistemde, bütün yurttaşlar mecliste oy verme ve fikrini söyleme hakkına sahipti. Meseleye buradan bakıldığında, Atina Demokrasisi’ni o çağın koşullarına göre oldukça ileri bir adım olarak görmek pekâlâ mümkün olabilir. Ama meselenin içyüzü hiç de dışarıdan bakıldığı gibi değildir. Çünkü burada “Yurttaş” denilirken kastedilen şehir devleti sınırları içerisinde yaşayan herkes değildir. Köleler, kadınlar ve o şehir devletinde doğmamış olanlar bu haklara sahip değillerdi. Bu haklara sahip olanlar ise, Atina nüfusunun yaklaşık olarak yüzde onunu oluşturmaktaydı.

Bu da demek oluyor ki demokrasi, hiç de öyle kelime anlamının karşılığında olduğu gibi, “Halkın iktidarı” falan değildir.

Nasıl ki demokrasinin “Halkın İktidarı” olduğu doğru değilse, demokrat olmak da “halkın iktidarı”ndan yana olmak ya da yana olan demek değildir. Çünkü demokrasi, sınıflı ve devletli toplumlarda ortaya çıkmış bir olgudur.

Marksist anlayışa göre devlet, bir sınıfın egemenlik aracı olarak ortaya çıkmıştır ve devletin işlevi, egemen olan sınıfın çıkarlarını korumaktır.

Yani sınıfların olduğu ve nüfusun (halk) karşıt sınıflara bölünmüş olduğu bir dünyada devlet, bütün halkın devleti olamaz.

Eğer sınıflar ve sınıf çatışmaları ortadan kalkar, sınıfların yerini nüfus (halk) alacak olur ise, o zaman da devlete gerek kalmaz.

Bu demek oluyor ki demokrasi, devletli ve sınıflı topluma ait bir kavram ve olgu olarak ortaya çıkmıştır. Demokrasi, kendi tarihi içerisinde farklı biçimler almış olsa da, karakterinde bir farklılık yaşamamıştır.
Örneğin ortaya çıktığı eski Yunan site devletlerinde demokrasi, yalnızca mülk sahibi olan erkekleri, yani o tarihlerde “yurttaş” olarak kabul edilen mülk sahibi erkekleri kapsayan bir hukuk iken, günümüzde, “yurttaşlık” esasını kabul eden ülkelerde yalnızca mülk sahibi olanları değil, “yurttaş” olarak kabul edilen kadınları ve çalışanları da kapsayan bir hukuktur.

Bir başka deyişle, eski Yunan site devletlerinde demokrasi, yalnızca mülk sahibi olanların kendi aralarındaki sözleşmenin adı iken, günümüzde hem egemen sınıfların kendi aralarındaki sözleşmelerinin, egemen yönetici sınıfların, örneğin batılı zengin ülkelerde ezilen ve sömürülen kitlelerle yapmış oldukları toplumsal sözleşmenin, fakirleştirilmiş ülkelerde ise egemen olanların ezilenlere dayatmış oldukları sözleşmenin adıdır.

Demokrasi, esasen bir hukuka tekabül eder. Bu hukuk üzerinden, bir yandan egemen olan güçlerin kendi aralarındaki ilişkiler belirlenir, diğer yandan ise egemenlik altında tutulanların egemen olan güçlere ve devlete karşı olan ilişkileri belirlenir.

Demek ki demokrasi, bir egemenlik biçimidir. Çağımızda iki temel sınıf mevcuttur. Bu iki temel sınıf, burjuvazi ve proletaryadır. Ancak bu iki sınıftan biri devlet olabilir. Ve ancak bu iki sınıftan birinin diktatörlüğü mümkün olabilir. Dolayısıyla da bütün toplumsal ilişkiler ancak bu iki sınıftan birinin hukukuna göre biçimlenir.

Eğer devlet olan proletarya ise, bu demektir ki toplumsal yaşam işçi demokrasisi esaslarına göre biçimlenecektir. Yok, eğer devlet olan burjuvazi ise, o takdirde de toplumsal yaşam burjuva demokrasisine göre biçimlenecektir.

Tabii ki burjuva devletinin birden fazla biçimi olduğundan, her burjuva devletinin hukuku burjuva demokrasisi değildir.

Burjuva demokrasisi, burjuvazinin sınırlı sayıdaki ülkede hayata uygulayabileceği bir rejimdir. Bir eşitsizlikler sistemi olan kapitalizmde, bir kişinin refaha sahip olabilmesi için yüzlerce insanın açlığa mahkûm edilmesi bir zorunluluk ise, aynı şekilde, aslında egemen sınıfların kendileri için icat ettikleri hukuktan egemen sınıftan olmayan bir kişinin kısmen de olsa faydalanabilmesi için, yüzlerce insanın tam bir hukuksuzluğa mahkûm edilmesi bir zorunluluktur.

Bundan dolayıdır ki esasen bir burjuva hukuku ve toplumsal bir sözleşme anlamına gelen burjuva demokrasisi, ancak dünya genelinde talan organize eden ve hegemonya kuran zengin batılı ülkelerde mümkün olabilmiştir.

İşte, demokrasi, demokratikleşme, hukuk, sosyal adalet vb. talepler dile getirildiğinde, aslında istenen, batılı ülkelerde var olan rejimdir.

Bunları birer değer olarak mütalaa edenler, kendilerini demokrasi yanlısı insanlar olarak ilan etmekte ve kendilerini demokrat olarak tanımlamaktadırlar.

Demokrat olmak, batılı ülkelerde genel geçer değerlerden yana olmak demektir. Yani, demokrat olmak, artı kapitalizm karşıtı olmak değil, kapitalizmin rafine edilmiş “batılı” halinden/türünden yana olmak demektir.

Nasıl ki geçmişte Monarşi’den yana olanlar monarşist ya da monarşi yanlısı, burjuva cumhuriyetinden yana olanlar cumhuriyetçi olarak adlandırılıyor idiyseler; burjuva diktatörlüğünün bir biçimi olan burjuva demokrasisinden yana olanlar da demokrat olarak adlandırılmaktadırlar, hepsi bu.

Elias Nin

Yorum Yapın