Dinler ve ”Karılar”

Neden peygamberler hep erkek olagelmiştir sorusuna yanıtlar aradığımızda peygamberler döneminin aynı zamanda erkek egemen bir dönem olduğu cevabını alırız. Haliyle kadın bir peygamber peydah olsa da hiçbir topluluk bu kadın peygamberi dinlemeyecek, Tanrı, sözlerini ve hakimiyetini yayamayacaktır. Buradan Tanrı’nın dahi erkek egemen toplumun kalıplarını yıkmaya gücü ve cesareti olmadığını anlıyoruz. Zaten buna pek de niyetli olmadığını kutsal sözlerinden de anlayacağız.

Peki, ataerkiyi besleyeyenin tek başına dinler olduğunu varsayabilir miyiz? Tek başına hayır. Ancak din ve ataerkinin birbirlerini besleyip geliştirdiği varsayımında bulunabiliriz ki kutsal kitaplar da bize bunu göstermektedir.

Kutsal sayılan kitapları incelediğimizde her birimiz bu kitapların eril bir mürekkebe bandırılarak yazıldığı sonucunu çıkarabiliriz. Halbuki kitabı yazan peygamber erkek olsa da bu sözler Tanrı’nın sözleri olduğu inancı vardır ve yine inanışa göre Tanrı ne erkektir ne de kadındır. Öyleyse kullanılan dilin de eril değil cinsiyetsiz olması gerekmektedir. Buradan Tanrı’nın da egemen bir erkek olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz? Belki de. Bir erkek kalemi eline almış; dünyanın sırlarını insanlığa anlatıyordur. Yaşamın her alanını düzenleyen kurallar getirmektedir. Herhangi bir imparator, diktatör gibi. Uymayanları da cehennemle cezalandıracağı tehditini savuruyordur. Ve tüm bunlar erkek egemen anlayışların dışında değildir.

Öyleyse günümüzün hakim olan din anlayışlarından kadın-erkek ilişkilerini düzenleyen kitapların içerisinden örneklerle inceleyelim.

Talmut kitabı Yahudi topluluğun hayatını düzenleyen çok önemli bir kitap olduğu söylenir. Yahudilerin 1400 yıl boyunca bu kitapla eğitildiklerini belirterek kadının Adem’in kaburga kemiğinden nasıl ve niçin yaratıldığını anlatan pasajı buraya taşımakta fatda var. Şöyle denmektedir:

Ben, kadını hafif meşrepli olmasın ve kibirden başını yüksekte tutmasın diye Adem’in başından yaratmadım. Çok araştırmasın diye de gözlerinden yaratmadım. Gizlice kulak vermesin ve laf taşımasın diye de kulağından yaratmadım. Geveze ve konuşkan olmasın diye de ağzından yaratmadım. Haset etmesin diye de kalbinden yaratmadım. Eli boş şeylere uzanmasın diye de elinden yaratmadım. Boş yere gezmesin diye de ayaklarından yaratmadım. Ben kadını Adem’in bedeninden sürekli örtülü ve gizli olan bir parçasından yarattım ki her zaman örtülü ve iffetli kalsın.” (Dr. Rab Emakuhen, Talmut’tan seçmeler, Emir Feridun Gorgani’nin tercümesi, s. 178)

Kadın öyle şeytani ki, Tanrı, kadın şöyle veya böyle olmasın diye, Adem’in şurasından veya burasından değil de kaburga kemiğinden yaratmıştır ki, örtülü ve iffetli olsun. Buradaki örtü dikkat çekicidir. Kutsal sayılan Tevrat’da da bu konuya geniş yer verilir. Kadınların örtünmesi tıpkı İslam’daki gibi şart koşulur.

Peki Hıristiyan inancında kadının yeri nedir? İncil’de Pavlus Korintlilere seslenirken toplumsal hiyerarşinin çizgilerini şöyle belirtir: ”Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek ve Mesih’in başı Tanrı’dır” (1. Korintliler, 11 /3) Dua ve yakarış sırasında da erkeklere biçlen görevler ile kadına biçilen görevler farklıdır. Şöyle ki; ”Eğer kadın örtünmüyorsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da traş etmesi ayıpsa, başını örtsün. Erkek başını örtmemelilidir. Çünkü erkek Tanrı’nın benzeyişinde olup Tanrı’nın yüceliğini yansıtır.” (1. Korintliler, 11/6-7) Erkeğin kadın için değil, kadının erkek için yaratıldığı da yine aynı bölümde yazılıp, çizilir.

İslamiyet’te kadının yeri ve işlevini yaşadığımız coğrafyanın müslüman olmasından dolayı biliyoruz. Diğer dinler gibi İslam’da da kadınlar erkeğin buyruğunda ve denetimindedir. Nisa-34’ün mealini Diyanet İşleri şöyle açıklamaktadır: ”Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.

İslam inancına göre son peygamber kabul edilen Muhammed’in cinsel yaşamını araştıran yazarların kitapları incelendiğinde Muhammed’in cinsel açıdan epey güçlü olduğu, epey fazla kadına cinsel olarak gücünün yettiği anlaşılmaktadır. Örneğin, Muhammed’in karılarından biri olan Aişe, şöyle demektedir: ”Allah senin şehvet zevkini karşılamak için ne de çabuk herşeyi sağlıyor” (Muzaffer Oruçoğlu, Sahihi Buhari Muhtasarı’dan aktarıyor. II. 311 ve cilt XI. 151, Hadis 1721) Öyle ki, bunun için ayetler dahi inmiştir. Kölesi ve oğulluğu olan Zeyd’in karısı Zeynep’le evlenebilmesi için Tanrı, Muhammed için şu ayeti indirivermiştir: “Vakta ki Zeyd onun istediğini yerine getirerek (Zeynep’i) boşadı; biz de seni (Zeynep’le) evlendirdik. Ta ki müminler için oğulluklarının eşleri boşandıktan sonra oğullukların eşleriyle evlenmelerinde bir beis olmasın…” (Kur’an, Ahzab ayet:37) Bu ayetten sonra da Muhammed kölesinin karısı Zeynep ile evlenip muradına ermiş olur. Bugün bize epey aykırı gelen bu durumlar o dönem gayet doğal sayılıyordu. Bu sebeple bu tür şeyleri inanmakta zorlansak da bu örnekler birçok erkek dindarın iştahını kabartmaktadır. Zira cennet için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.

Sanırım örnekleri çok daha fazla uzatmaya gerek yoktur.

Şüphesiz toplumsal koşulların çeşitliliği, coğrafya ve çağ farkları, siyasal rejimlerin değişimi sebebiyle teori ve pratik her zaman birbirine uymayabilmektedir. Fakat teorilerin ana hatları böyle çizilmişken cemaatin pratikte daha da vahşileceği yaşanılan örneklerle sabittir.

Dinleri neresinden tutup neresinden bakarsak bakalım kadının özgürleşmesine dair ne bu dünyada ne de ”öte” denilen dünyada kölelikten gayrıca bir yeri yoktur.

Dini anlayışlara göre kadının köleliği devam ettirilmesi bir yana kadını kendine köle / karı eden erkek de özgür sayılamaz.

Dinlerin değiştirilmez / dönüştürülmez yasasına aykırı olarak dinler ne kadar reforme edilmeye çalışılırsa çalışılsın, kadınlara ve erkeklere özgürlük çıkmayacağı, neticede insanın kul sayıldığı, bunun özgürlüğün doğasına aykırı olduğu, dahası özgür bir toplumu yaratacak koşulları sağlamadığı açıktır.

Baran Sarkisyan

Tartışma2 yorum

  1. Pingback: Dinler ve ”Karılar” | YURTSEVER

Yorum Bırakınız