Erkeği Öldürmek

Hukuk erkektir.
Keza toplum da homojen bir şekilde erkektir.
Yoksa cumhurbaşkanının zekâsından toplumsal yargılara kadar neden her şey kadının bu kadar aleyhine şekillensin?
Tanrı’nın erkek olduğu hayalinden başlayan, peygamberlerin istisnasız erkek olmasıyla devam eden ve nihayetinde tüm toplumsal algıları, değer yargılarını ve ahlak mekanizmasını testosterona boğan en la-net haliyle erke talip erkeklik, her türlü iktidar modelline arsızca sirayet eder.
Hukuk aslında varsayıldığı gibi eşitlikçi bir adalet değil, lanetli bir iktidar modelidir ve doğal olarak o da fena halde testosteron kokar.
Bin yıllardır içinde, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı ve varlığının yegâne anlamının erkeğe hizmet etmek ve ona çocuklar doğurmak olduğu yazılı kitaplara inanarak tüm ahlak algısını buna göre biçimlendiren insanlık bugünlere, kadın mevzuunda hep çuvallaya çuvallaya geldi.
O yüzden hedefinde sözde adalet olan hukuk bile bizim buralarda iş kadın-erkek arasındaki meseleleri çözmeye gelince kadın aleyhine çalışır.
Hukukun elinde tahrik diye tehlikeli bir enstrüman vardır.
Bu topraklarda o enstrümanı kadın kullanırsa başka ses çıkar, erkek kullanırsa başka ses. Şimdi evde tek başınıza bir deney yapın.
Tahrik ve kadın kelimesini yan yana getirin.
Bir de erkekle tahrik kelimesini yan yana getirin.
Sonra gözünüzde canlandırdığınız şeyden derhal utanıp, hem önyargılarınızı hem de değer yargılarınızı, hadi başlamışken tam olsun tüm yargılarınızı bir daha gözden geçirin.
Kadının tahrik olmasını sevişirken edepsizlik olarak algılayan bir toplum, doğal olarak kadından, kendisine yapılan eziyet karşısında da tahrik değil sinik olmasını bekler.
Ve erkeğin erkekliğine zeval getiren ya da erkekliğini uyandıran herhangi bir şeyden hızla tahrik olup gözü dönmüş bir şekilde saldırganlaşmasını kaçınılmaz kabul eden bir toplum da onun potansiyel katil olmasını kolayca hazmeder.
Bu beklentiler ve hazımlar cehenneminde büyüyen çocuklar doğal olarak kendi rollerini erkenden benimser, o roller nasıl icap ettiriyorsa o bilinçle büyürler.
O yüzden sevişirken de ezilirken de kendini tutan; mutsuz olan, tatminsiz olan, üzgün olan, hırpalanmış olan, deli olan, sakat olan kadın, canından olur ama kolay kolay tahrik olmaz.
Yanlışlıkla tahrik olursa bilir ki haklılığını erkek kadar kolay kanıtlayamaz.
O yüzden siner.
Yatakta, sokakta ve hatta mahkemede siner.
Şimdi…
Kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığını anlatan hikâyelere gerçekten inananlar, Cumhurbaşkanı’nın laflarına ya da hukukun kararlarına dellenmeden önce bir dursunlar ve kendi zihinlerinin derinliklerinde yer etmiş kabullenişleri bir düşünsünler.
Kadının ve erkeğin hayattaki sınırlarına dair gerçek fikirlerini bir gözden geçirsinler.
Ahlaki şartlanmalarla oluşan yargılarını masaya yatırsınlar.
Adil davranan hemen fark edecek;
Hepimizin aklı da kalbi de bin yıllardır kadını değersizleştiren, erkeği de yücelten salakça şeylerle dolu.
O içimize tıkıştırılan ve ruhumuza kaynayan, dilimize vuran ve hukuka yansıyan salaklıklar yüzünden…
Yani bizim salaklığımız yüzünden…
Buralarda hep kadınlar öldürülür ve hep erkekler ölür.
Sonra bir gün beklenmedik bir şey olur.
Kalkar bir kadın bir erkeği öldürür.
Ve elleri kelepçeli, der ki “Hep erkekler mi kadınları öldürecek?”
Salağız ya… Buna da seviniriz.
Öç alma duyusuyla bir an içimiz serinler.
“Tabii ya biraz da kadınlar öldürsün” diye seviniriz.
Kısasa kısasın hayatımızda neyi çoğalttığını neyi eksilttiğini hiç düşünmeyiz.
İşte..
Sırf biz böyle salağız diye, dünya daha yüzyıllar boyunca kadın aleyhine dönmeye devam edecek ve bizim bünyemize kabul ettiğimiz ve afiyetle sindirdiğimiz o değersiz yargılar yüzünden hiç kimse, kimsenin kimseyi öldürmediği bir dünyayı sittin sene hayal bile edemeyecek.

Mine Söğüt

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Erkeği Öldürmek | YURTSEVER

Yorum Bırakınız