Feminizmi Eleştirmek

Türkiye’de kadınların mücadelesinin kitleselleşmesinin ardından erkini yitirme kaygısına düşen erkekler kadına düşmanlıklarını feminizme karşı düşmanlık olarak ifade etmeye başladılar. Bu anti-feminist grup, elbette feministler gibi tek bir homojen yapıdan oluşmamakta; içerisinde erkeğinden kadınına, sosyalist iddiası taşıyanından milliyetçisine dek yelpazesi genişlemektedir.

Son olarak Taksim’de feministlerin yaptıkları kitlesel yürüyüş ve taşıdıkları envai çeşit dövizler sebebiyle birçok eleştiriye, daha doğru bir ifadeyle hakarete maruz kaldı. Ahlaksızlıkla, namussuzlukla suçladılar. Tıpkı herhangi bir kadının, feminist olmasa bile, erkeğin ahlakını reddettiğinde, erkeğe karşı sesini yükselttiğinde, ev işlerini yeteri kadar iyi yapmadığında, gece sokağa çıktığında, mini etek giydiğinde, imamın veya devletin onayını almaksızın sevgilisiyle seviştiğinde suçlanması gibi. Feministler toplumca tabu kabul edilen konuları dövizlere taşımış. Örneğin, orgazmın bir hak olduğunu, meme uçlarının var olduğunu, kiminle nerede nasıl sevişeceğine kendisinin karar vereceğini, çükün bir gücü temsil edemeyeceğini, velev ki ”Kezban” olduklarını, Lilith’in fahişeleri olduklarını dile getirmişler. Cinsiyet sorununa uzak olanlar için elbette bu sözler, verili tabular ve erkek ahlakı göze alındığında tepkilere yol açması doğaldır. Orgazm hak değil midir, meme uçları yok mudur? Sevişmek için kimden onay alınması gerekir? Kadınlar gece sokağa çıkmasın da evde kocasına, babasına mı hizmet etsin? Erkek kısa şort giyebiliyorken ve bu kadınları tahrik etmiyorken kadınlar neden mini etek giymesin ve neden erkekleri tahrik ediyor? Lilith’in sürtüklerindeki ironiyi anlamayanlar acaba Lilith’i tanımakta mıdır? Erkekler acaba güçlerini gerçekten çüklerinden mi almaktadır ki ”Gücünüz çükünüz değildir” dendiğinde erkeklik gururu bozuluyor? Erkekler yıllardır hoşlarına gitmeyen kadınları ”Kezban” diye aşağılarken iyiydi de kadınlar tek yürek ”Hepimiz Kezban’ız” deyince mi sorun olmuştur?

Tabii bunlar sadece özellikle öne çıkarılan dövizlerdi. Binlerin katıldığı eylemde devrimci kadınları selamlayanlar da vardı, Cizre’yi, Sur’u, Silopi’yi unutmadıklarını, emekçi kadınların sorunlarını da sahiplendiklerini haykıranlar da vardı. Fakat maksat bağcıyı dövmek olduğundan bunlar görmezlikten gelindi.

Peki feministler hiç eleştirilemez mi? Elbette eleştirilmez değildir, fakat eleştiri, eleştirdiğini yok etmek için değil geliştirmek için yapılır ki tam olarak neyi eleştirdiğimizi de bilmemiz gerekmektedir. Çünkü bilindiği gibi veya çok kesimin bilmediği gibi feministler tek bir homojen yapıdan oluşmamaktadır. Sosyalist feministler de vardır, anarşist feministler de vardır, müslüman feministler de vardır, liberal feministler de vardır.

Feminizm, en öz anlamıyla kadın ve erkeğin eşitliği uğruna mücadeleyi kapsar. Elbette sınıfsal, ulusal farklılıklara göre bu anlayışlar değişebilmektedir, fakat ortak hedef olarak ataerkinin yıkımına odaklanmaktadır. Peki bu yıkım nasıl gerçekleşecektir? İşte burada farklılıklar başgösterebilmekte ve dolayısıyla mücadele taktiklerinden kullanılan sloganlara dek değişkenlik gösterebilmektedir.

Bu noktada liberal feminist akımları yahut sınıfsallıktan arınmış bir feminizmi temsil ettiklerini söyleyenleri eleştirebiliriz.

Kadını toplumsal koşullardan bağımsız, salt ”kadın” olarak değerlendiremeyiz. Kadınların her sınıftan, her ulustan, her mezhepten oluşuna göre ortak yönleri olduğu gibi karşı karşıya bulunduğu farklı sorunlar da bulunmaktadır ve bu görmemezlikten gelinemez. Bir kadın burjuva ile işçi bir kadının, bir Türk kadını ile Kürd kadının, bir sünni kadın ile bir alevi kadının yaşadıkları sorunlarda ortak yönleri olduğu kadar farklı yönleri de bulunmaktadır. Bu farklılıklar tek bir ortak mücadele potasında eritilebilir nitelikte iken sınıfsal farklılıklar ortaklaştırılamaz.

Emekçi bir kadının özgürleşmesi burjuva bir kadının sınıfsal olarak çöküşüyken cinsiyet olarak özgürleşeceğini belirtmekte fayda var. Fakat bu özgürleşme burjuvazi ile işbirliği içinde değil, burjuvaziye karşı mücadeleyle sağlanacaktır. Kapitalizm metalaştırdığı kadından bir meta olarak vazgeçmeyecektir. Dinler ”hayırlı meta” olarak gördüğü kadını ikinci cins saymaktan vazgeçmeyecektir. Erkek devleti, kadınların mücadelesi büyüdükçe kadınlara karşı baskısının artacağından şüphe yoktur. Dolayısıyla kadın mücadelesinde devlete, kapitalizme ve dine karşı yönelmeyen bir kadın hareketi başarısızlığa uğraması kaçınılmaz olacaktır.

Feministleri erkek düşmanlığıyla suçlayanlara gelecek olursak; bu iddia sahipleri öncelikle başkaldıran kadınları kendilerine düşman bellemiş kişilerdir. Feminizm, kadının yüceltilip erkekliğin aşağılanması değil, toplumsal cinsiyet alanında doğan eşitsizliği ortadan kaldırmayı hedefleyen bir düşünce akımıdır. Her sene yüzlerce kadının erkek şiddetiyle öldürüldüğü, her saat başı kadınlaların sözlü ve fiziksel olarak taciz edildiği bir ülkede feminist akımların doğması gayet gerekli ve doğal olanıdır.

Şu bir gerçektir ki, bu ülkede feminizm kadar ataerki eleştirilmemiştir. Taciz, cinayet vakaları dahi bireysel bir suç olarak ele alınıp öyle lanetlenmiş, dolayısıyla kadınlara yönelik taciz ve şiddet tekrar ve tekrar üretilmiştir. Nasıl ki toplumsal alanda sınıfsal, ulusal sorunlar bir gerçekliktir, cinsiyet sorunu da bir o kadar gerçekliktir. Kapitalizm, faşizm nasıl ki bir sistemdir; ataerki de hukukuyla, ahlakıyla, yasalarıyla, geleneğiyle bir sistemdir. Bunları hiçbir şekilde gözardı edemeyiz Küçümseyemeyiz.

Türkiye’de kadınların kitlesel olarak mücadele yürütmesi yeni sayılır. Mücadeleleri büyüdükçe daha farklı sorunlarla, baskılarla karşılaşacak ve mücadele içerisinde daha da yetkinleşecektir. Gelen her türlü aşağılamalara, karalamalara rağmen kadın sorunun bir şekilde gündemleşmesi iyiye işarettir.

Baran Sarkisyan

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Feminizmi Eleştirmek | YURTSEVER

Yorum Bırakınız