Ferit Edgü – Güvercinler

Abi, dedi, sende de böyle oluyor mu, göğüs boşluğunda güvercinlerin kanat çırptığını duyuyor musun? Onlar kanat çırptıkça tıkanır gibi oluyor musun? Bu çok hoş bir duygu abi. Bir gün, belki soluğum kesilip ölebilirim. Ama gene de çok hoş bir duygu bu abi. Yüreğin çarpar, şakaklar zonklar, başın döner, ayakların yerden kesilir. Çünkü içindeki güvercinler, durup dururken kanat çırpmaya başlamıştır. Bilmem sende de oluyor mu abi?
Bir zamanlar olurdu, dedim. Ama nicedir yok.
Aynen anlattığım gibi mi oluyordu abi? diye sordu. Böyle, güvercinler, sanki hep senin içindeymişler de, uyuyorlarmış da birden uyanmışlar, sevinçle kanat çırpmaya başlamışlardır.
Böyle mi olurdu abi?
Hemen hemen, dedim. Anlattıklarına yakın. Kiminde güvercin, kiminde kırlangıç, kiminde serçe.
Yok abi, dedi. Güvercinin kanat çırpışı öbürlerine benzemez.
Kırlangıç süzülüp geçer. İnce kanadının bir ucu değip sarhoş eder seni, ama çok geçmeden ayılırsın. Serçe ise, çocukların bağrında kanat çırpar. Yoksul, öksüz çocukların. Bunları güvercinin kanat çırpışıyla karıştırma.
Güldüm.
Ben seni balıkçı biliyordum, meğer kuşbazmışsın, dedim.
Ne ilgisi var abi? dedi. Kuşbazlıkla şimdi bunun ne ilgisi var.
Ya ne ile ilgisi var? dedim.
İnsanlıkla, dedi.
Sanki darılmıştı.
Gönlünü almak istedim.
Peki, dedim, ne zaman başlıyorlar kanat çırpmaya bu güvercinler.
İşte orasını bilmiyorum abi, dedi. Kimi zaman durup dururken. Kimi zaman oltaya bir balık takıldığında. Kimi zaman bir insanoğlunu gördüğümde. Hiç belli olmuyor. Ya sende?
Bende mi? dedim.
Şaşırmıştım.
Bana mı sordun? dedim.
Yoksa bir üçüncü kişi mi var? dedi.
Ne sordun? dedim.
Hiç, dedi. Ben de unuttum.
İyi, dedim.
İyi olan ne? dedi.
Ha, işte hatırladım, dedi, dudaklarında hınzırca bir gülümseme.
Sende ne zaman, hangi durumlarda kanat çırpıyor güvercinler, diye sormuştum.
Kanat çırpmayalı çok oluyor, unuttum, dedim.
Nasıl olur abi? dedi. Bu yaşamak gibi bir şey.
Güvercinler arada bir kanat çırpmadığında, şakakların zonklamadığında, gözlerin kararmadığında-
Yeter artık, devam etme, dedim.
Yoo, dedi, madem konuşuyoruz, insan gibi konuşalım. Bana, devam etme, deme. Bırak anlatayım. Sen de anlat ki, ben de kendimi anlayayım. Çünkü kanat çırpışlarından hoşlanıyorum, ama aynı zamanda korkuyorum.
Nesinden korkuyorsun? dedim.
Bunu duyan yalnız ben miyim, işte bundan korkuyorum, dedi. Bunun için açtım sana yüreğimin kapılarını.
Hayır, dedim, yalnız sen değilsin, sen yaşındayken ben de duyardım.
Aynısını mı? dedi.
Hemen hemen aynısı, dedim. Ama insandan insana değişir bu.
Kuşkusuz, dedi. Ama beş aşağı on yukarı, öyle mi?
Sanırım, dedim.
Bense hiç sanmıyorum, dedi. Kime açtımsa bu konuyu, içimdeki güvercinleri, onların durup sonra bir anda kanat çırpışlarını, yüzüme garip garip baktılar. Ben de kimseye anlatmaz oldum. Yıllar sonra ilk kez sana açıldım.
Tam adamını buldun, diye geçirdim içimden.
Şu anda da kanatlarını çırpıyor mu güvercinler? dedim.
Hiç beklemediğim bir şey yaptı, elimi tuttu.
Evet, abi, dedi, bak karşıdan geliyor işte, onun yüzünden olmalı.
Issız sahil yoluna baktım: Gelen giden kimse yoktu.
Kim geliyor? dedim.
Görmüyor musun abi, dedi, karşıdan gelen iki kızı?
Haa, onları mı, dedim. Görmez olur muyum, bize doğru geliyorlar.
Sağdaki pembe hırkalısı, dedi, Necla. Onu daha önce görmüş müydün?
Hiç kimseyi görmüyordum. Ne pembe hırkalı Necla’yı, ne yeşil mantolu Selda’yı.
Yağmurun ıslattığı asfalta bir konup bir kalkan ve arkalarında bir çığlık bırakan martılardan başka bir canlı yoktu.
Hadi, dedim, sen de, ben de yorgunuz, gidip biraz dinlenelim.
Bırakmadığı elimi acıtırcasına sıktı.
Yorgun değilim abi, dedi. Tam tersine, güvercinlerimle birlikte uçmaktayım şu anda. Görüyor musun, Necla ile kardeşi elele tutuşmuş bize doğru geliyorlar.
Görüyorum, dedim.
Bunu derken, birden, benim de içimde, göğüs boşluğumda bir devinim oldu. İlkin bir, sonra bir çift, sonra bilmiyorum ne kadar güvercin kanat çırpmaya başladı.
Yavaşça elimi bıraktı.
N’oldu abi, dedi. N’oldu, nereye gitti bu kızlar?
Bilmiyorum, dedim, kayboldular.
Böyle, birdenbire, nereye kaybolurlar? dedi.
Bilmiyorum, kayboldular işte, dedim.
O soldakini tanıyordun sen, dedi. Necla’nın elini tutanı.
Evet, tanıyordum, dedim.
O da seni tanıyordu, dedi.
Sanırım, dedim.
Seni görünce korkup kaçtılar, dedi.
Olabilir, dedim.
Olabilir ne demek abi? dedi.
Şu anda benim de göğüs boşluğumda güvercinler kanat çırpıyor, dedim.
Yaşasın güvercinler, dedi.
Yaşasın, dedim.
Yaşasın kanat çırpışları, dedi.
Yaşasın, dedim.
Bir cigaran var mı? dedi.
Var, dedim.
Çıkarıp bir cigara verdim.
Ateşin de var mı abi? dedi.
Kibritimi çıkardım. Cigarasını yaktım.
Derin bir nefes alıp, sonra da derin bir Ohh! çekti.
Dünya varmış, dedi.
O kadar derin çekme, güvercinleri düşün, dedim.
Onlar da seviyor bu dumanı abi, dedi. Hem nasıl seviyorlar bilemezsin.

Ferit Edgü

Yorum Yapın