Gündelik Hayatta Eril Tahakküm

       Az önce, hani şu sizin iman ettiğiniz Game of Thrones dizisinde kısa pek kısa bir adamla cinsel ilişkiye girme sahnelerinde yer aldığı için hakkında, “Oha, karıya bak be, ulan adamın götürdüğü karıya bak amk” diye konuşulan, Sibel Kekilli’nin porno geçmişinden dolayı hakaretlere maruz kaldığını gördüm. Bu hakareti yönelten kişiler yine, erkekliğe imanın beş şartından biri olan porno izleme ediminden başını kaldırıp, vakit ayırıp, bu kadını aşağılamaya çalışan bazı kimseler. Şimdi buradaki çelişkiyi görmemek için ciddi bir zeka geriliğinden muzdarip olmak gerekiyor; zira pornoyu ve kadın oyuncularını -hiçbir erkek oyuncu aşağılanmamıştır- aşağılıyorsan, bunun bir meslek olarak diğer meslek gruplarının var olma sebepleri ciddiyeti içerisinde ele alınamayacak kadar onursuz olduğunu düşünüyorsan, neden porno izliyor ve bu çarkların daha da hızlı iş görmesini sağlıyor, onun sosyal, politik, semantik birçok düzeyde etrafa nüfuz etmesine izin veriyorsun? Nüfuz ettiğini anlamak için, bir maç sonrası, yenilen takımın pornografik “nasıl becerdik, nasıl elinize verdik” şeklindeki tasvirinin yaygınlığına bakmak yeterli olabilir. (Zaten maç ve porno arasında yapısal benzerliğin, kadın ve erkeğin etkileşimlerine verilen adlandırılmalarla teması çok nettir.)

       Halkın içine girelim biraz. Sarışın, dekolteli ve çekici bir kadın görenlerin zihninden iki tip şey geçer: Kadın olan, söz konusu sarışın kadının, erkeklerin cinsel uyanışına sebep olması bakımından ahlaksız olduğunu; erkek olan ise, onun hem ahlaksız olduğunu ve eril bir güçle cezalandırılması gerektiğini düşünür. Çünkü erkek, arzu nesnesine hissettiği bu duygulanımın, kirli ve yasak olduğuna inandırılarak yetiştirildi. Arzu nesnesi, artık nefret nesnesi haline gelerek, ortadan kaldırılmasını mümkün kılan tek yol olarak “parçalanmak” veya “yok edilmek” zorunda kalır. İşte tecavüzün insanın kendi arzularından nefret etmesiyle olan bu bağlantısı yüzünden, tecavüz cinsel yönünden çok şiddet içerme yönüyle karakterize olur. (Zaten erkeğin cinselliği zihninde kodlama şekli, kadının acı çekmesine dayalıdır) Tecavüzü onayan şeyin başında, erkeğin, tatmin edemediği arzusunun nesnesi olması bakımından kadına duyduğu nefretin yanı sıra, kadının başta bahsettiğim çekici kadının yaptığı seçimle, başına gelecek olan bastırılmayı ve yok edilmeyi hak ettiğine inandığını belirten örtük ve açık edimlerde bulunmasıdır. “O saatte dışarıda ne işi varmış?” diyen erkek değildir yalnızca, kadındır da; ama bunu söylemek değildir yalnızca doğuran; kadını ahlaksız ve dolayısıyla tecavüzünü haklı kılan düşünceye karşı durmayıştır aynı zamanda ve belki de daha çok. Tecavüze uğrayan kadın, bizim anne ve kız kardeşimiz olmadığı sürece, yani tanışıklık ve akrabalık dairesine ait olmadığı sürece bizim davamız olmayacak bir kadındır, hele hele bu kadın açık giyindiyse.

       Böylesi toplumlarda her fırsatta, kadın, erkeğin bir alıcı olduğunu ancak kendisinin verici, istekli ve arzulu olmadığını (olmadığı izlenimini) ortaya koymak zorunda kalır. Otobüste erkeğin değil, kadının yanına oturmak, bir erkeğin gözünün içine bakmayıp, yere bakmak, erkeğe nazik bir harekette bulunmanın istekli ve arzulu olarak algılanacağı düşüncesiyle, bundan geri kalmak gibi birçok edim yüzünden, birbirlerinin karşıtı olarak var olan bireyler yarattı. (Sorunun sebebi bu kadar yüzeyde değil.) Kadın ve erkeği aynı daireye sokacak anlayışı ortadan kaldıran bu “toplumsal göz” biz evden adımımızı dışarı attığımız anda gözlerini üzerimize diker ve tam bir kontrol manyağıdır. (Bu aslında bazı düşünürlerce iktidar olarak düşünülmüştür) Giydiğimiz kıyafet, kıyafetlerimizin rengi, günün hangi saatinde giydiğimiz, saçımızın rengi ve şekli, ten rengimiz, yürüdüğümüz yol, yürüme hızımız, yürürken nereye baktığımız, neye bakmadığımız, ses tonumuz, taktığımız çanta, arabamızın markası gibi hemen hemen her şey bu toplumsal gözün haznesine aktarılır. Onun hükmedici gücünü artıran şey, bizim ondan korkmamız ve onun mikro dayatmalarını aynı şekilde başkalarına uygulamamızdandır. Yer vermeyen birine yaptığımız her “çık çık”, seksi kadına attığımız her “ şu orospuya bak” lafı, esmer olduğu halde saçını çok açık renge boyatan birinin seçimini küçümsememiz ve onu bayağı bulmamız, yüksek sesle gülen bir kadının (erkek rahatça gülebilir) terbiyesizlikle suçlamamız, dar kot giyen erkeğin ibne gibi göründüğünü belirtmemiz gibi biz olmayan herkesi ve her şeyi yadsıma ve olumsuzlama üzerine kurulu ve sözde toplumsal ahlak olan dayatmalar bütünüdür. Bu toplumsal göz tanrılaştırılmıştır. Bu günahların cezalandırıcıları, her bir birey olarak bizlerizdir.

       Aslında bunların temelinde – sıkı durun inanamayacaksınız ama!- eril tahakküm var. Evet iyi bildin sayın okuyucu, şu feministlerin tek bildiği şey olduğunu iddia ettiğin öbek. Ne ya bu eril tahakküm, düzen? Senin normal/doğal/verili kabul ettiğin her şeyi onayan, şeylerin düzeni ve toplumsal rollerin, kadın ve erkeğin anatomik/cinsel farklılıklarından, daha doğrusu, karşıtlıklarından çıkarılmasıyla inşa olmuş, kadının ve erkeğin bedensel karşıtlıklarının doğal (?) olması yüzünden, bundan çıkarılan rolleri de keyfi ve verili kılan, her yerdeliği yüzünden işaret edilmesi güç bir evrenin yaratıcısıdır. Eril ve dişilin bedensel karşıtlıklar, şeylerin ve faaliyetlerin belirleyicisi olmuştur. Yüksek/alçak, ön/arka, sivri/çıkıntısız(delik), alt/üst, bükülü/dik gibi karşıtlar, bu bedensel karşıtlıklarla ilişkilendirilmiş, kadın ve erkeğin toplumsal rollerini inşa etmiştir. Örneğin, kadının cinsel organı yapı gereği delik, erkeğinkinin ise, doldurucu ve dışarıda olması kadının edilgen, erkeğin ise, aktif olmasını yaratmıştır. İşte bu söz konusu edilgenlik, karşıtlıklar olarak karşımıza çıkan tüm toplumsal rollerin temelinde vardır. Kendisini doğuştan gelen karşıtlıklara dayandırması sayesinde, kendi haklılığını ispat etmeye kalkışmasına gerek kalmaz eril tahakküm. Bizim sürekli onadığımız toplumsal düzen de, “eril tahakkümü tasdik etmek olan devasa sembolik bir makine gibi işler” (1) Maç dilinden tutun da, işgücünün kadın ve erkek ayrımına dayalı olarak cinsiyetçi bölümüne kadar her şeye nüfuz eder. Yukarıda bahsedilenlerin yanı sıra bunun yarattığı şeyler:

1– Kadının namusu, erkeğin onuru vardır. Kadın namusunu bir erkeğe saklamak üzere korumalı; erkek ise, namusunu korumuş bir kadınla olarak, erkeklik onurunu garantilemelidir.

2- Kadın, işbölümünde arkada ve ufak/kirli/erkeğe yakışmayacak ve asıl düzenin işlemesini sağlayacak edimleri yerine getirirken, erkek, iş bitiricidir ve öndedir/meydandadır.

3- “ Erilliğin tezahürleri, yiğitlik ve kahramanlık çizgisinde yer alır ve bunlar şerefi oluşturur.”  (1) Kadının savaşımı yoktur. Erkeğin savaşımı vardır; güç ve onur için büyük davalar uğruna gerekli güç göstergesi olan edimleri yerine getirmelidir. Aksi, zayıflık göstergesidir. Eril tahakküm, eril’e de dayatır.

4- Erkek onurlu savaşım verirken, düzenbazlıklar ve küçük adi hesaplar kadının görevidir. Cadılar, büyücüler hep kadın olarak tasvir edilir. 

5- Kadın doldurulur, erkek doldurandır. O yüzden kadın hep eksiktir, doldurulmayı ve işlenmeyi bekleyendir. Erkeğe muhtaçtır.

6- Kadın, erkeklerin olduğu ortamda eğik ve bükük davranır, gözleri aşağıda ve elleri cinsel organını kapatır. Erkek ise, erkekliğinin simgesi olarak cinsel organını belli ede ede, dik yürür. “Kadın kamusal alanlardan uzak durur, bakışlarının ve sözlerinin (ona münasip görülen tek sözcük “bilmiyorum”dur; kararlı, keskin, aynı zamanda da düşünülmüş ve ölçülmüş eril söz’ün antitezi) kamusal kullanımından bir anlamda kaçınır.” (1)

7- Kadın itaat eder, erkek yapılması gerekli olan edimlerin belirleyicisidir ve itaat edilendir.

8- Erkeğin hazzı, kadına sahip olmaktan veya ona haz verebiliyor olmaktan gücünü alır. Erkek, kadının üzerinde olmalıdır, tam tersi “lanetlenmiştir.” Kadın arzu duyamaz, bastırmalıdır. O ancak arzu yaratandır.

9- Penetrasyona maruz kalan eril, sahip olmanın kudret göstergesi olarak kabul etmesinden dolayı, dişilleştirildiğini ve “pasif” olduğunu hisseder. Tam bir erkek olma statüsünü kaybeder. 

10– Kadın negatif bir varlıktır, yani kusurlarla, sahip olmadığı şeylerle (erkeğin karşısında) tanımlanır ve erdemleri de çifte olumsuzlama ile sağlanır ancak. 

Kısaca kadın, erkeğin olumsuzlamasıdır. Erkek var ise vardır. Kendi kendisine var olamazdır. Bizler, her gün, her saniye, ağzımızdan çıkan her kelimeyle, attığımız her bakışla, bunu meşru hale getiriyor ve ciddi toplumsal sorunlara sebep oluyoruz.

Gözde Erdoğan


(1) Alıntılar Pierre Bourdieu’un Eril Tahakküm adlı kitabındandır, Bağlam Yayıncılık, 3. Basım

Yorum Bırakınız