Hayat Sizi Benzetmeden Siz Hayatı Benzetin

Hayat, hakikaten tuzaklarla doludur sevgili Peter Panlar , Kırmızı Başlıklı Kızlar ve kurtlar; yalnız bu tuzaklar, annenizin size anlattıklarına hiç benzemez hatta annenizin size telkin ettiği güvenli yaşamın kendisinde gizlidir tuzaklar. Güvene ve korunmaya yönelik bütün telkinler aslında muhteşem bir kayıtsızlar ordusu yaratma projesinin ideolojik semptomlarıdır; riskten uzak, azami güvene odaklı bir hayat kurmanızı ve üzerinize vazife olmayan işlere burnunuzu sokmamanızı bekler sizden bu proje. Dünyayı sen mi kurtaracaksın, aman karışma başkalarının işine, karı koca arasına girme, polisle yurttaş arasına girme, tehlikeye atılma, başını belaya sokma, ay çok yazık, haklılar ama sen ne yapabilirsin ki, uzak dur. Liste uzundur, liste ürkütücüdür, eğer bu listenin hacker’leri olmasa toptan mahvolduğumuzun resmidir. Allahtan anne, baba, komşu, devlet sözü dinlemeyen, beddua almaktan gocunmayan bozguncular vardır da sistem kendine mecburen bir ayar çekmek zorunda kalmaktadır.

Hayat hakikaten tuzaklarla doludur; mutluluk hedefi ev, araba, rahat yaşam gibi -aslında bütün ölümlülerin doğal hakkı olması gereken- ama bir mutluluk inşası için pek zavallıca görünen saçmalıklara indirgendiğinden, hayatı ihtiyaç temininden ibaret gören ve bunun sürekliliğine de tarih adını verenler insan sanılmaktadır. İnsan henüz doğmamıştır, yaratılacaktır; Bloch’un dediği gibi yaratılış başta değil, sondadır ve biz, bir aldanışı hayat sanmayı sürdürdüğümüz sürece bu doğuş hep ertelenecektir. Hayat çetrefil sınavlar koymakta önümüze, bu testteki bütün seçenekler çeldiriciden ibarettir, esaslı seçenek, cevapları, sorulara göre düşünmediğimiz bir noktadan, soruların kendisini problematik olarak gördüğümüz bir düzlemden, sisteme içkin değil aşkın olan bir kaynaktan gelecektir. Bizi özne kılacak süreç, önümüze paket olarak sunulan hayata itiraz edebildiğimiz noktalarda başlayacak, korkunun ruhları kemirdiğini anladığımız yerde gelişecek ve üzerimize vazife olmayan işlere burnumuzu sokmayı başardığımız her bir adımda da bir imkan olarak belirmeyi sürdürecektir. Her yeri ama her yeri sistem yapıştırıcılarının ortalama insan öğretileri kaplamış durumda, onların evrensellik iddialarıyla önümüze sundukları erdemler, tarih duvarını aşındıracaklar tarafından benzetilmeyi beklemekte. İçimize sızmış zehirli suları, ruhumuzdaki çatlaklardan derinlere dalmış ve bizi, bir yanlışın doğru olduğu konusunda çok uzun zamandır aldatmış.

Hayat hakikaten tuzaklarla doludur; evler, yemek masaları, aileler, porselenler, bizi erkenden büyüten gelecek endişeleri, hayat uzatma reçeteleri, her türlü aşırılığı yasaklayan sınıf refleksleri, nezaketi kayıtsızlığa çeviren incelmişlikler, sokakta biri düştüğünde kaldırımı değiştirmemize yol açan sakınımlar, biri öldürülürken bağırmamızı engellemek için ağzımıza uzanan o el, insana ailesinden başka dost yoktur diyen o ses, hepsi. Hepsi kendine benzetir bizi, sormamız gereken soruları unutturur, öfkemizi elimizden alıp yerine niye çarptığını unutmuş bir yürek koyar, haksızlıklara karşı savaşan insanları film karakterleri olarak kurmacanın içinde izletir bize ve biz de yalın bir biçimde insan olmanın gereği kabul edilebilecek şeyleri, sahiden kahramanların edimi sanırız. O kadar uzaklaştırılmıştır ki bizden reddediş, mücadele ruhu ve kendimizi içinde kurabileceğimiz insani bir hayat ümidi, giderek onlara benzeriz; hayat kendine benzetir bizi. Büyük anlarda sınanmamıza gerek bile kalmaz, küçük bir çalımla kendi çıkarımız için bir arkadaşımızı sattığımızda, rekabet kurallarına sorgusuz uyduğumuzda, herkesle uzlaşmayı diplomasi sandığımızda, küçük bir yanlışa bile sustuğumuzda onlara benzemişizdir, hayatı benzetme gücümüz buralarda ufalanır, kişiliğimiz gündeliğin boğuntusu içinde parçalanır ve aniden büyük bir düşün öteki tarafında buluruz kendimizi. Bir düşü aslında havale edemeyeceğimiz bir pespayeliğe teslim ettiğimizi düşündükçe sıkılır canımız, gizli gizli bilmeyi sürdürürüz bize verilenlerin, gerçekte bir düşü satmaya hiç değmeyeceğinin. Herkes gibi usul usul yakalanmışızdır tuzaklara ve dönüş yolunu kaybettiğimizi anladığımızda da ormana gece çökmüş, kuşlar dönüş işaretlerini çoktan yemiştir. Hansel ve Gretel birbirlerine sarılır ve hepimiz için ağlarlar.

Süreyya Karacabey

Yorum Yapın