Hayatta Kalan| Elias Canetti

Hayatta kalma anı iktidar anıdır. Ölümün görüntüsü karşısında düşülen dehşet ölen bir başkası olduğundan tatmine dönüşür. Hayatta kalan ayakta dururken ölen yerde yatmaktadır. Sanki bir kavga olmuş ve biri diğerini yere devirmiş gibidir. Hayatta kalma mücadelesinde her insan diğer bütün insanların düşmanıdır ve asıl galibiyet olan hayatta kalmayla karşılaştırıldığmda, çekilen bütün ıstırap önemsizdir. Hayatta kalan adam ister bir, ister çok sayıda ölüyle karşılaşmış olsun, durumun özü onun kendisini emsalsiz hissetmesidir. Kendisini orada tek başına dururken görür ve bununla övünür; bu anın ona verdiği iktidardan söz ederken, bu duygunun başka bir şeyden değil; yalnızca kendi tekil olma duygusundan türediğini asla unutmamalıyız.

İnsanın ölümsüzlük hakkındaki bütün planları hayatta kalma tutkusuna ilişkin bir şey taşır. İnsan yalnızca her zaman var olmak istemekle kalmaz, aynı zamanda diğerleri artık yokken de var olmak ister. Başka herkesten daha uzun yaşamak ve bunu da bilmek ister; kendisi artık orada yokken bile adının süreceğini bilmek ister.

Hayatta kalmanın en alt biçimi öldürmedir. Bir insan nasıl yiyecek elde etmek için bir hayvanı öldürüp, hayvan yerde savunmasız yatarken kendisi ve yakınları yesin diye onu parçalara bölerse, yoluna çıkan ya da karşısına düşman olarak dikilen herkesi de öyle öldürmek ister. Düşmanı yere serilmiş yatarken kendisinin hâlâ ayakta olduğunu hissedebilmek için onu yere devirmek ister. Ama söz konusu olan öteki, bütünüyle yok olmamalıdır; onun bir ceset olarak fiziksel varlığı, zafer duygusunu yaşamak için vazgeçilmez bir unsurdur. Muzaffer olan artık ona istediğini yapabilir, ama o misilleme yapamaz; bir daha asla ayağa kalkmamak üzere orada yatacaktır. Ölenin silahı alınıp götürülebilir, vücudundan parçalar kesilip şeref madalyası gibi sonsuza kadar saklanabilir. Hayatta kalanın, öldürdüğü adamla yüz yüze geldiği bu an onu özel bir güçle doldurur. Bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey yoktur; bu kadar çok tekrar gerektiren başka hiçbir an da yoktur.

Çünkü hayatta kalan, çok sayıda ölüme tanık olmuştur. Eğer savaşta bulunmuşsa etrafındakilerin düştüğünü görmüştür. Savaşa, düşmana karşı ülkesini korumak niyetiyle gitmiştir. Dile getirilmiş olan amacı ise olabildiğince çok sayıda düşmanı öldürmektir; ancak bunu başarırsa, fethedebilir. Zafer ve hayatta kalma onun için bir ve aynı şeydir. Ancak, zaferin bir de ödenmesi gereken bedeli vardır. Kendi halkından pek çok insan ölülerin arasında yatmaktadır. Dost ve düşman aynı savaş meydanını paylaşır; ölüleri bir araya üst üste yığılmışlardır ve gerçekten de çoğu zaman birbirlerinden ayırt edilemezler; onlan ortak bir mezar beklemektedir.

Talihli ve iltimaslı durumdaki hayatta kalan, düşenlerin ortasında ayakta durur. Onun için muhteşem bir tek gerçek vardır: Çoğu kendi yoldaşları olan, sayılamayacak kadar çok sayıda insan ölmüşken, kendisi hâlâ hayattadır. Ölüler çaresizce yatar; hayatta kalan onlann arasında dimdik ayaktadır ve sanki onun hayatta kalması için savaşılmış gibidir. Ölüm ondan uzaklaşıp diğerlerine dönmüştür. Kendisi tehlikeden kaçmamış, arkadaşlanyla birlikte ölümün yoluna çıkmıştır. Onlar düşmüştür, o ise gururla ayakta durmaktadır.

Ölüler karşısında duyulan bu üstünlük hissi fiilen savaşmış herkesçe bilinir. Bu duygu, yoldaşlar için duyulan ıstırapla maskelenebilir; ama yoldaşların sayısı her zaman az, ölülerin sayısı her zaman çoktur. Ölülerin arasında tek başına ayakta durmanın verdiği güçlülük hissi, sonuç olarak her tür ıstıraptan daha güçlüdür. Açıkça aynı kaderi paylaşmış olan çoğunluğun arasından seçilmiş olma duygusudur bu. Hayatta kalan, yalnızca hâlâ orada bulunduğu için kendisinin onlardan daha iyi olduğunu hisseder. Diğerlerinin arasında kendisini kanıtlamıştır, çünkü düşenler artık yaşamamaktadırlar. Bunu sık sık başaran kahraman olur. O güçlüdür. Ondaki hayat daha çoktur. O tanrıların gözdesidir.

Elias Canetti’in Kitle ve İktidar adlı kitabından alınmıştır.

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Hayatta Kalan| Elias Canetti | YURTSEVER

Yorum Bırakınız