Hümanizm Üstüne Notlar

Hümanizmin ilk izlerine felsefede rastlıyoruz. Tarihi ise Antik Yunan’a kadar uzanıyor. Felsefedeki karşılığı, bilmek, anlamak ve doğaüstü eksenli anlayışı reddederek, her şeyin nedenini, karşılığını evrende aramaktır.

Hümanizmin doğuşu oldukça doğru bir zemine dayanmış olsa da, zamanla bu anlam ortadan kalkmış ve “insan merkezci” akımlar hümanizmi kendi referansı olarak kabul ederek, onu kendi amaçlarının bir aracı olarak yeniden biçimlendirmiştirler. Hümanizmin esasını oluşturan, “İnsanın kendini ve evreni anlaması” fikrinin yerine, “en değerli varlık insandır” fikri ikame edilmiştir.

Budizm’den Hristiyanlığa, İslamiyet’ten Rönesans’a, Marksizm’den Anarşizme kadar birçok gelenek Hümanizmi “insan merkezli” bir düşünce olarak yorumlamış ve kendi önermelerini de bu ön kabul üzerine inşa etmiştirler.

Burjuva görüşünün dünyada egemenliğini kurmasıyla birlikte ise, Hümanizm burjuvazi tarafında adeta bir afyon gibi kullanılır olmuş ve bunun üzerinden geniş yığınlar adeta hipnotize edilmiştir.

Örneğin Batı dünyasında 13. Yüzyıldan bu yana yayınlanmış bütün bildirgeler hümanizmin insan merkezci” yorumuna dayanmaktadır.

İngiltere’de 1215 yılında hayata geçirilen Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi) sözleşmesinde, “Fransız Devrimi”nin bildirgesinde, Amerika Özgürlük Bildirgesinde ve Helsinki İnsan Hakları Bildirgesinde Hümanizmin “insan merkezli” yorumunu görürüz.

Hümanizm denildiğinde akla gelen şu olmaktadır: “Hiçbir şey insandan önemli değildir!”

Tabii ki buradaki “insan” olgusu da genel insanlığı kapsamaktan uzak, oldukça spesifik bir karaktere sahiptir.

Herkes kendini “insani olanı” temsil eden olarak görmekte, Hümanizmin kendinde yaşadığını iddia etmekte ve diğerlerini Hümanizmin düşmanı ilan etmektedir.
Örneğin Batılılara göre Hümanizmi temsil eden onlardır ve kendilerine karşı olan herkes Hümanizmin düşmanıdır.

Kimilerine göre Hümanizm, savaşlara karşı çıkmaktır. Kimine göre Hümanizm, çocukların ve sivillerin ölmesine karşı çıkmaktır.

Özcesi; Hümanizm zamanla kendi köklerinden koparılarak “insan merkezli” bir anlayış olarak yeniden tanımlanmış, ardından da herkesin kendi ikiyüzlülüğünü giyindirdiği bir maskeye dönüşmüştür.

Hümanizmin “insan merkezli” düşünmeye indirgenmesi savunulamaz, zira bu da ırkçı (insanı her şeyin üstünde gören) bir yaklaşımdır. Lakin Hümanizm bu açıdan bile kendi içinde bir tutarlılığa sahip değildir. Çünkü insanların öldürülmesine ve ölmesine neden olan şeyin kendisine karşı savaşmadan insan merkezli Hümanizm bile savunulamaz.

Açlıktan dolayı her altı saniyede bir çocuğun öldüğü bir dünyada, “Ben Hümanist bir insanım, çocukların ölmesin karşıyım” demek ikiyüzlülüktür.

Kürdistan, Filistin ve daha dünyanın birçok coğrafyası işgal altındayken, işgale karşı savaşmadan “çocuklar ölmesin” demek ikiyüzlülüktür.

Çocukları tecavüz kültürü olan pornografinin ve seks ticaretinin kölesi yapan sisteme karşı savaşmadan “çocuklar ölmesin” demek iyi yüzlülüktür.

Suriyeli ve Rojavalı çocuklar sokaklarda aç yatarken, onları sokağa iten nedenlere kaşı savaşmadan “çocuklar ölmesin” demek ikiyüzlülüktür.

Sözün özü, kapitalizme, sömürgeciliğe ve her türlü ötekileştirmeye karşı savaşmadan “çocuklar/siviller” ölmesin demek ikiyüzlülüktür.

Evet, günümüzde Hümanizm, ikiyüzlülüğün estetize edilmiş halidir ve görüldüğü her yere teşhir edilmelidir.

Elias Nin

Yorum Bırakınız