İçine Doğru Patlayacak Uygarlık; Manzara Muhteşem Olacak!

Tek tesellim bu, bir gün bütün bu yaşadıklarımız, şahitliklerimiz, derin utançlarımız başka bir dünya tarafından asla anlaşılmayacak. İçine doğru patlayacak uygarlık, gökyüzünde koyu bir leke gibi görünecek ve sonra hepsi kuşların seyrettiği bir manzara olacak.

Tek tesellim bu, içinden ölü çocuk bakışları, yaralı kadınlar, parçalanmış ve asla birleşmeyecek adamlar, demirler, betonlar, işkence tezgahları, anonim yalnızlıklar, kişisel bozulmalar, kendinden başka kimseye güvenmeyen insanlar, bolca haksızlık, ruh çözülmesi, beden yağması, arzu manyakları, hazla kafayı bozmuş insanımsılar, su kuşları, yağmur bulutları, merhametsiz buz kütleleri, beddualar, sevemeyecek kadar katılaşmış kalpler, hisse senetleri, bankamatikler, kredi borçları, ağrılı akşamlar geçen bu uygarlık dünyaya taşıyamayacağı kadar yük bindirdiği için zaten dağılacak; eşsiz bir dağılma olacak, bir başka şeye dönüşmeyecek, bir gün batımında kendi içine doğru patlarken, manzara muhteşem olacak.

Tek tesellim bu, hepsi bir anda, aniden, birdenbire yok olacak. Geriye sadece artık bu uygarlığı çözmek için kalıntıların şifresini çözen araştırmacılar kalacak.

Örneğin hapishanelerin duvarlarına yapışmış izlere bakacaklar, başka bilgilerle birleştirdiklerinde belki buraları çocuklar ve yetişkinler için düzenlenmiş bir çeşit dünyevi cehennemler sanacaklar. Belki de yankısı hala süren çocuk çığlıklarını Hades’ten gelen arkaik sesler sanacaklar. Asla anlamayacaklar, insanların birbirlerine yaptıkları zulmü bu yüzden arkaik bir inancın uygulamasının bir parçası sanacaklar.

Belki ellerine Kemal Gömi’nin yazdığı o mektup geçecek, bir hastayı, yardıma muhtaç birini bir hücreye kapatma ısrarında Ortaçağın şeytan çıkarma seansları arasındaki bağlantıyı anlamaya çalışacaklar, ama anlayamayacaklar, insanlara yatağında ölme hakkı bile tanımayan bir uygarlığın şifrelerini çözemeyecekler.

Buradan kalmış her bir kalıntının önünde uzun uzun kalacaklar, birbirlerini acıtmak için bir düzen kurmuşlar diye düşünecekler peki, belki yığınlarca belge geçmeyecek ellerine, sadece mezarlarda yatan insanların gördükleri hasara bakıp, öldürmeden önce işkence yapmanın bu uygarlığın bir ritüeli olduğunu sanacaklar, kulaksız, burunsuz, bacaksız, kolsuz ölülere bakacak ve çok korkacaklar. Lanetli bir zamanın nasıl geçtiğine ilişkin tahminlerde bulunacaklar, hiçbirini tam olarak anlamayacaklar.

Günlerin nasıl geçtiğini hiç bilemeyecekler, ama derin bir mutsuzluk çağı olarak not düşecekler defterlerine, ve dünya yılıyla ölçtükleri bir zaman aralığında bütün bu işaretlerin tarih dışı bir cehennem çukurundan gelmesine şaşıracaklar.

Hiçbir şeyi anlamayacaklar, kötülük kalıntılarının, her yere sıçramış kanın karşısında durup korkacaklar.

Tek tesellim bu, bir gün bütün bu yaşadıklarımız, şahitliklerimiz, derin utançlarımız başka bir dünya tarafından asla anlaşılmayacak. İçine doğru patlayacak uygarlık, gökyüzünde koyu bir leke gibi görünecek ve sonra hepsi kuşların seyrettiği bir manzara olacak.

Tek tesellim bu.

Süreyya Karacabey

Yorum Yapın