İdeal Beden ve Sömürü

Sosyal medyada özlü sözlerle birlikte paylaşılan idealleştirilmiş kadın bedeni fotoğrafları, ince belli, lekesiz, sivilcesi dahi olmayan Barbie bebekler, mağaza vitrininde sergilenen mankenler, sevilen film ve dizilerin, reklamların vazgeçilmez ideal bedene sahip oyuncuları, podyumda yürürken ”baş döndüren” mankenler… Tüm bunlara bir de moda ve güzellik dergileri ve bu minvaldeki televizyon programları, güzellik yarışmaları eklenince ideal olanın ve güzelliğin ölçütlerinin ne olması gerektiği algısı tüm toplum nezdinde oluşturulmuş oluyor.

Yerleşik egemen erkek değerlerden de yararlanan kapitalistler için özellikle kadın bedeni eşsiz bir meta ve cinsel objedir. Dolayısıyla bu, büyük karlar getirecek bir pazar alanıdır.

”İdeal” boyda olmayan kadınlar için yüksek topuklu ayakkabılar, mini çantalar, boyuna çizgili elbiseler, yüksek bel pantolonlar… muazzam bir pazar alanıdır.

”İdeal” kilonun üstünde kadınlar için koyu renk elbiseler, korseler, diyetisyenler, zayıflama merkezleri, rejim ürünleri, psikolojik danışmanlar… muazzam bir pazar alanıdır.

”İdeal” cilde sahip olmayan kadınlar için güzellik merkezleri, tüy dökücü kremler, ağda bantları, epilasyon… muazzam bir pazar alanıdır.

Sadece ideal güzellik için değil. Devrimci misiniz, Deniz Gezmiş, Che Guevara baskılı tişörtler, şapkalar, haki renk montlar, etnik kıyafetler… Muhafazakar mısınız, envai çeşit türbanlar, pardesüler, feraceler, milhafeler… muazzam bir pazar alanıdır.

”İdeal” için bunlar da yetmezse ameliyathaneler, ilaçlar; o da olmazsa derin bir mutsuzluk, yalnızlaşma, değersizlik hissi ve intihar girişimleri ardından ruh bakım ve sağlığı merkezlerine ziyaretler…

İdeal denilen güzellik ve ölçütlerinin coğrafyalara, toplumlara, kültürlere ve çağlara göre değişkenlik gösterdiği ve aslında ideal güzellik ve ölçütlerinin yalnızca bir burjuva uydurması olduğu, moda ve tüketim kültürüyle birebir bağlantılı olduğu muhakakkaktır. Her ay, her mevsim, her yıl yenilenen moda bunu kanıtlar niteliktedir. Yine de günümüze baktığımızda kapitalizmin ekonomik ve kültürel tahakkümü güzelliği ve onun ölçütlerini tekelleştirip pazarlamasıyla farklılıkları dahi metalaştırabilmiştir.

sarahBunun için tarihe bir göz atmakta fayda vardır. Bundan 200 yıl kadar önce, 1810 yılında Güney Afrika’da bir kabile savaşında Beyaz Adamlar, Sarah Baartman adında bir kadını esir almışlardı. Bir kabile üyesi olan esir, Avrupalılara göre oldukça garip bir canlıydı, hiçbir ölçütlerine uymuyordu; çok geniş kalçaları, memeleri, klitoristi vardı ve uygar hanımların aksine oldukça güçlü bir fiziğe sahipti. Kendi kabilesine göre gayet doğal bir vücuda sahip olan Sarah, uygarların ölçütlerinin dışındaydı. Bilim insanları onu inceleme altına alarak, Sarah’ın insan ile maymun arasında bir halka olabileceği fikrini öne sürdüler. Böylelikle Avrupa’da çeşitli müze ve sanat galerilerinde bir kafes içerisinde zincirlenerek sergilenmeye başladı; herkes bu ”ilginç yaratığı” görmeye geliyordu. Fakat bu ‘eğlence’ çok sürmedi, vücudu iğdiş edildikten sonra sokağa atıldı. Daha sonra sokaklarda geçimini fahişelik yaparak sağlamaya çalışan Sarah Baartman, bu uygar işkenceye daha fazla dayanamayarak 2 yıl sonra, 25-26 yaşlarındayken öldü. Çünkü o ilkeldi ve uygarların hiç bir ölçütüne uymadığı gibi yaşamaya da hakkı yoktu.

Bugün bu süreç, bu kadar kaba haliyle yaşanmasa da özünde değişen birşey yok.

Genel anlamda yaşanılan sorunun erkek egemen yanını incelediğimizde görünümün, cinsel çekici bir görünümün kadına bir varoluş alanı olarak sunulduğunu görebiliriz. Kadının salt olduğu haliyle veya olmak istediği haliyle varolmasına izin verilmiyor ya da önemsenmiyor. Dolayısıyla kadın varoluşsal bir boşluğa düşerek varlığını dış görünümüyle kanıtlamaya çalışıyor. Bu görünüş ise ”erkeğe güzel görünmek” ile biçimleniyor. John Berger’in örneklediği gibi kadın elinde her zaman bir ayna taşır ve aynadan kendisinin erkekler tarafından nasıl göründüğüne bakar. Ortaya çıkan eşitsiz sonuç: ”Erkekler davrandıkları gibidirler, kadınlar göründükleri gibi. Erkekler kadınları seyrederler, kadınlar seyredilişlerini seyrederler.”

Şüphe yok ki; geldiğimiz çağda artık, ideal ölçütler, giyim, kuşamın nasıl olması gerektiği gibi algılar yalnızca kadını değil erkeği de kapsamı altına aldı. Bütün cinsiyetler için dış görünüm sadece biyolojik bir durum değil; tüketime sunulan bir varoluş alanı. Yine de, asıl hedef ve gözdenin kadın olduğu inkar edilemez bir gerçeklik. Kadının erkeğe göre hala görünüm dışında kendini varedeceği alanlar yasalar ve ahlaklarla oldukça kısıtlı.

Kadın, ne kapitalistin metasıdır ne de erkeğin objesi. Bu ayna tuzla buz edilmediği sürece, mağazaların vitrinlerinde sergilenen mankenlerin nefes alıp veren versiyonları olmaya devam edeceğiz; hem de sadece bir meslek olarak değil, tüketen ve tükenen bir yaşam tarzı olarak.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız