İdeal Tehdit: Gelecek Kaygısı

Teyzem belediye otobüsünde yanına oturduğu bir kadına içli içli anlatıyor. Her ikisi de veli toplantısından çıkmış, ne olacak bizim çocukların bu hali, öğretmenler çok şikayetçi…

Ne yapsak acaba bu çocuklara? Eti annesi ve babasının, kemiği öğretmeninin, müdürünün, devletin. Çocukların bedenine aile-devlet makinelerinin vurduğu kodlar çok işlemiyor besbelli ki, çocuklar zıpır, yerinde duramıyor, kanları kaynıyor; çocukların enerjilerine ne aile ne de devlet yetişebiliyor. Buna bir çare gerek değil mi? Bir bedeni nasıl itaatkar kılarız, onu nasıl mum gibi yaparız? Okulda şiddet, ailede şiddet bu kodlanamamazlığın sonrasında işliyor. Aileler çaresiz, devlet çaresiz.

Anne çocuğu için gerçekten çok üzülüyor, ne yapmalı bu çocuğu? Ne olacak bu çocuğun geleceği? Benim oğlum/kızım okuyup büyük adam olacak. Öyleyse onu bir programa sokmalı, disipline etmeli. Ama 10 çocuktan 9’unun geleceği ya işçi olmak ya da züppe olmak. Benim oğlum/kızım biricik, öyleyse hepsinin arasından yıldız gibi parlamalı çocuğum. Vah ki vah…

Şu gelecek idealini deşmek gerekiyor. Gelecek ideali ile gelecek kaygısı her zaman at başı gider, çünkü gelecek ideali gelecek kaygısının nedenidir. Çünkü bu ideal rekabeti, disiplini, özveriyi şart koşar. Bedenini, bilincini bu ana değil, geleceğe ayarlamak gerekir. Bu beden ve bilincin bu süreçte afallamasıdır. Bir çocuk-öğrenci düşünelim; bu çocuğun çok fazla gelecek ideali, kaygısı yoktur. Ama aile ona sürekli büyüyünce ne olacaksın sorularıyla veya büyüyünce mutlaka büyük bir adam olması gerektiğini dayatarak onu bunaltır. Okul bu idealin basamaklarına ulaşmak için somut gösterge olarak sunulur. Çalışmak, çalışmak ve çalışmak zorunludur; disiplin, disiplin ve disiplin şarttır. Dersler, ödevler, sınavlarla çocuğun tüm zamanı doldurulmak istenir. Nerededir canlılığın göstergesi? Fireler hep verilir. Bu işleyişte aksaklıklar her zaman başgösterir. Fireler, aksaklıklar hep bir sevinç gösterisidir esasında, çünkü otamatlıktan sıyrılıştır.

Neden gelecek ideali var? Demek ki bugün ideal bir durumda değiliz ya da böyle bir algımız var. Bugün hiç bitmediğine göre bugünün sıkıntısının dışavurumu olarak gösterilen gelecek ideali de hiç bitmeyecek. Bugün yapacaklarım geleceğe yatırım olduğu sürece de ben bugünü de yaşayamayacağım; yaşayamayacağım için de hep üst bir idealim olacak. Son ideal ise ölümdür o zaman. Mutlu bir ölüme pek rastlamayız, ne yaşadım ki mutluluğa doymuş olayım? Fakat şu bir gerçek ki gelecek ideal bir durum yoktur. Sadece kaygısı vardır. Çocukların kaygısı, velilerin kaygısı, öğretmenlerin kaygısı, devletin kaygısı…

Yaşam da zaten o çocukların bedenlerine uygulanan dış tahakküm nesnesine rağmen yaptıkları zıpırlıkları, serserilikleridir; özetle itaatsizlikleridir. Bir yetişkin anılarında sürü gibi hareket ettiği anlar değil, sürüden koptuğu anlar, heyecalar, hazlar vardır. Dolayısıyla teyzemin acıklı iç çekişleri benim için bir neşedir.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız