İktidar Zehirlenmesi

dünyaca ünlü psikolog ve felsefeci jean piaget çocukların bilişsel gelişim dönemlerinden bahsederken, 2-7 yaş arasında ben-merkezci bir dönemin ortaya çıktığını söyler. bu dönemde çocuklar dünyayı tabiri caizse, kendi etraflarında dönüyormuş gibi algılarlar. dışarıdaki her şey ve herkes onlar için varmış gibi davranırlar. bu yaşlardaki çocukların etrafında bulunan herkes bu durumun neye işaret ettiğini ve bazen katlanılması ne kadar güç olduğunu biliyorlardır. ama karşıdakinin çocuk olması ve bu durumun bilişsel gelişimin bir aşaması olduğunun farkında olunması durumu oldukça katlanılır hale getiriyor sanırım. bu dönem içimizdeki ‘sahip olma’ canavarının gücünün sınırlarını test ettiği bir dönemdir. dünya ‘ben’ de birleşen bir teklikten ibarettir: ben ve benim için var olanlar yani ben ve benim olanlar. her şeyin böyle bir ‘ben’e ait olması bu ‘ben’in bütün eylemlerini de meşrulaştırır; zira her şeyin sana ait olduğu bir dünyanın, kural koyucusu da sensindir. ben ile öteki arasındaki sınırın, katılımcı ve demokratik bir ‘biz’in çatısı altında değil de, kuşatan ve eriten bir ‘ben’in çatısı altında bir araya getirilmesi, ‘ben’in öteki için zulüm manasına gelen iktidarının başladığı noktadır. çocuklarla başladık ama çocuklarla devam etmeye gerek yok; çünkü çocuklar da böyle devam etmezler. bu kısa dönem, çocuğun dünyayla beraber döndüğünü farketmesiyle son bulur ve daha da önemlisi bu farkındalık ‘vicdan’ın var olabilmesinin imkanını yaratır.

yetişkinlerde ise hikaye tersinden işler. ‘ben’, iktidarı değil; iktidar, ‘ben’i doğurur. güç, bu güce maruz kalanının hayatını etkilediği kadar bu gücü kullananın hayatını da etkiler. güç; etrafındakileri mazlumlaştırdıkça, sahibini zalimleştirir ve çoğu zaman, zalim olmak mazlum olmaktan daha iyi bir şey değildir. gücün bu formunu muktedirin dili üzerinden analiz etmek mümkündür. muktedirin dili, ‘biz’den ‘ben’e döndükçe bilinmelidir ki, iktidar çekiçleşmekte ‘tebaa’ çivileşmektedir. yapılanlara, ‘ben yaptım’; yapılacaklara,‘ben yapacağım’; ortak kararlara ‘benim kararım’; ortaklara ‘benim çalışanım’ denilmeye başlandıysa en önemli belirtisi ben dili olan iktidar zehirlenmesinin son aşamasına gelinmiş demektir.

bu dilin uzandıklarına verdiği zararlar saymakla bitmez ama bu entry’de konumuz bu dilin sahibine verdiği zararlar. öncelikle bu dil yalnızlaştırır. ötekini ‘ben’in içerisinde eritmek insanın en büyük hazzı diyebileceğimiz ‘birlikte eylemenin hazzını’ almayı engeller. başka bir ifadeyle, iktidar zehirlenmesi, ortaklık ve ortaklaşma ile ilgili duyuları öldürür. bu dil, ötekiyle hemhal olma yeteneğini yok eder, vicdanı köreltir. her şey ve herkes iktidar için varmış hissi yaratır. uğruna iktidara gelmek için savaştığın amaçların, zamanla iktidarının aracı olmaya başlarlar. en kötüsü ise bu durumun farkına varıldığı andır, o an muktedire, iktidarından başka bir şeyi kalmadığını gösterir. iktidarı elinden gittiğinde alacak bir selamı kalmadığını gören muktedir, elindeki iktidara daha sıkı sarılmaya, gücünü daha çok hissetirmeye başlar. artık muktedirin, iktidarının sızmadığı ufak bir alan dahi görmeye tahammülü kalmamıştır. ‘kul’larının yaşam tarzından fiziksel görünüşüne, cinsel yaşamından aile hayatına kadar her bir alana müdahale etmek meşrudur; zira bu faniler zaten iktidar için vardırlar.

ancak bu iktidar zehirlenmesi çocuklarınki gibi mutlu sonla, hayırlı bir farkındalıkla son bulmaz. bildiğimiz hikaye, dünya bu muktedire de kalmaz; ama iktidarsız muktedir bir ibret vesikası olarak tarihe geçirilir. kendisi göçse de, iktidarı, kötülükler anıldığında bir işaret parmağı uzakta kalmaya devam eder. velhasıl bu illet, sonu ölümden de beter bir illettir. bu yüzden mazlum olmak çoğu zaman zalim olmaya yeğdir.

 

ekşisözlük/kuazimodo

Yorum Bırakınız