İmajların Savaşımı

Kapitalizm ihtiyaçların üretimi ve tüketimi değil, ihtiyaç dışı ve fazlasıyla birlikte imajların üretimi ve tüketimidir; bu imajların sömürüsüne değil, emeğin sömürüsüne tekabül eder, çünkü imajı medya aracılığıyla üreten kendisidir. İmajdan kastım bir kolanın içecek olarak değil, ‘mutluluk sağlayan iksir’ veya ‘serinletici’ olarak üretimi ve tüketimidir. (hatta kolanın içecek olarak tanıtılması da bir imajdır) Bir evin barınak ihtiyacı olarak değil ‘kentleşme, modernleşme’ olarak üretimi ve tüketimidir. Giyimin bir ihtiyaç olarak değil, “markanın, farklı görünmenin” üretimi ve tüketimidir. Politikanın çözüm sağlayan söylem ve faaliyet olarak değil, çözümsüzlüğüyle birlikte oyalama ve yeni suni sorunlar yaratan söylem ve faaliyetlerin üretimi ve tüketimidir.

Kapitalizm ihtiyaçtan fazlasını üretmek ve bunu satabilmek için imajlar yaratmak zorundadır. Aksi takdirde bu kendi kendini yıkımına sebep olur. Sürekli bir kriz içerisindedir. Gıda endüstrisinde bir kriz başlamışsa inşaat sektörüne, inşaat sektöründe bir kriz başlamışsa teknolojik ürünler sektörüne yüklenip krizini geçiştirecektir. Olmazsa yeni sektörler üretecektir. Kapitalizmin ekonomik, politik, askeri, kültürel alandaki her adımı, tüm yönelimi kriz yönetimini ifade eder ve fatura her zamanki gibi mülksüzlere ödetilecektir. Toplumun borç batağında yüzmesi bu krizin en önemli göstergelerinden biridir. Yoksa niçin yaratmak zorunda kalmıştır tüketim toplumunu? Bu toplum ihtiyaç dışının, lüksün, imajın, borcun, hafısazlığın, bilgisizliğin, ütopyasızlığın toplumudur. Hipnoz olmuşçasına neyi, niçin yaptığını bilmeden gezen, dolaşan, çalışan, tüketenlerin toplumudur.

Kapitalizmin artık tüm gelişimi ve ilericiliği bitmiştir. Üretecek ve tüketecek’in döngüsünde bir sonsuzluğa gitmek en büyük düşüdür. Arzı belirleyen kendisidir, talebi belirleyen kendisidir, bu ikisi arasındaki dengeyi sağlayan kendisidir. Artık nefes aldığı yer imajlar dünyasıdır. Mülksüzün parası yoksa ona kredi kartı verir, o ürüne ihtiyacı yoksa ona o ürünü ihtiyaç olarak kanıksatır. Bugün siyah kolayı üretir, yarın sarı kolayı; bugün sıcak kahveyi üretir, yarın soğuk kahveyi; bugün tavuk döneri üretir, yarın hindi döneri; bugün taşlanmış kotu üretir, yarın yırtık kotu; bugün üç oda bir salonu üretir, yarın amerikan mutfaklıyı, ters dubleksli evi üretir; bugün Survivor’u üretir, yarın şarkı yarışmasını; bugün hastalık üretir, yarın tedavi; bugün savaş politikasını üretir, yarın barış politikasını; bugün Akp’yi üretir yarın Bilmem Ne Partisi’ni. Dün, bugün, yarın ve öbürsü gün ne ürettiyse ve üretecekse bize tüm bunları tükettirir. Ama bunu nasıl yapacaktır? İşte imajlar dünyası budur. İmajlar yaratılacaktır. Yoksa karnı tok, bünyesi sağlam, vücudu sağlıklı bir insana başka hangi güç hamburgeri bir ihtiyaç, damak tadı olarak satabilecektir? Yoksa sıcakta susuzluktan ölmüş bir çocuğa başka hangi güç kolayı satabilecektir? Yoksa onun ölümüne neden olacak başka hangi güç onu savaş yanlısı yapabilecektir? Yoksa onun daha rahat sömürülmesine neden olacak başka hangi güç onu barış yanlısı yapacaktır? İmaj, yalnızca bir yanılsamadan ibarettir. O bir jelatindir. Suni mutlulukların, enerjiyle dolmanın, sevginin, nefretin, demokrat olmanın alınıp satıldığı bir pazardır.

Her şey imajlarla donatılmıştır. Bu iktidar ve muhalefet için de geçerlidir. Akp, iktidar olarak bir imajdır. Muhafazarlık, İslamiyet, demokrasi imajı. Muhalefet de bir imajdır. Akp karşıtlığının, demokrasinin, laikliğin imajı. Halbuki iktidar sermayenin iktidarıdır, muhalefet de bir demokrasi gereği sermayenin temsilcisidir.  Ama bunu bize tıpkı kolayı üreten akıl gibi Akp’yi de, Chp’yi de üretmiştir. Nasıl ki kolayı mutluluğun iksiri olarak tanıtıp tükettirmişlerse bu partileri de demokrasinin gereği, özgürlüğün şartı olarak tanıtıp tükettirmişlerdir. Bir Işid saldırısında iktidarın yaralananları ziyaret edip kınama yapması ile bir Tak saldırısında muhalefetin yaralananları ziyaret edip kınama yapması arasında ne fark vardır? Bir sorun üretilmiş ve tüketilmiştir. Kısır bir döngü.

İmajlar dünyası her birimizi kapsamıştır. Bugün bir Che Guevara dahi bir tüketim nesnesi olarak imaj haline gelmiştir. Devrimci olmak, devrimi yapan değil de devrimcilikten prim yapmak, bazı çevrelerde saygın görünmek olmuştur. Devrimci görünmek devrimci olmanın önüne geçmiştir.

Bugün Kürd sorunu, Ermeni sorunu, cinsiyet, mezhep vb sorunlar üzerinden yürütülen tartışmalar ve mücadeleler de bir imajlar savaşımıdır. Bu, elbette bu sorunların önemsiz olduğunu göstermez ama mücadele sistemin kendisini tekrardan üretmesine sebep oluyorsa, bu, imajların yer değiştirmesinden başka hiçbir işe yaramaz.

Sistemi bir bütün olarak karşısına almayan, yıkımında etki sağlayacak teori ve pratik üretmeyen her kişi, kurum ve hareket sistemin kendini tekrardan üretmesine neden olur, başka bir deyişle bir hareket ne kadar muhalif görünürse görünsün o imajların birbiriyle savaşımın bir tarafıdır sadece. Bu  imajların savaşımında politik taraflılığa en güncel örnek ise Survivor’da ünlüler mi yoksa gönüller mi tartışmasında yer almaktır. İzleyici her zaman ezeli yenilenken, Acun Ilıcalı kazanandır; kapitalizm ise kendi döngüsünde bakidir.

Baran Sarkisyan

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: İmajların Savaşımı | YURTSEVER

Yorum Yapın