Kafka’da Baba’ya Suikast

Kafka’da bürokrasinin kasvetinden, babanın yargısından edebiyata, düşe sığınma yoktur; aksine yazarak yeni bir yaşam sahası inşa eder kendine.

Kafka Baba’dan, yargıdan kaçar. 36 yaşındayken yazdığı Baba’ya Mektup’ta şöyle der: “Bazen ortaya yayılmış bir dünya haritasının üzerine seni boydan boya uzanmış tasarlıyorum. O vakit bana öyle geliyor ki, yaşayacağım bölgeler ya senin vücudunla kaplayamadığın ya da ulaşamadığın yerlerdir ancak.” Ama kaçarken kendisine bir silah edinir, bu silah yazı makinesidir. Bu sığınma değil, kaçıştır. Kafka’nın yazarken hayvan-oluşa girmesinin nedeni budur. Söz konusu olan metafor değil, metaformozdur, yani dönüşümdür.

Çocukluğunda herkes bir kaçışla oluşa girmiştir ama büyük çoğunluğu yeniden aileye, evliliğe, yurda, kuruma dönerek oluş’unu yeniden yerliyurtlaşmıştır. Kafka bu oluş’u arada yerliyurtlaşmalarla sekteye uğratsa da yazıyı bir savaş makinesine çevirmesi yaşamı boyunca sürmüş, kaçış çizgisini çizebilmiştir.

Bu kaçış aile baskısından evliliğe, okulun tek tipleştiriciliğinden fabrikaya kaçış gibi değildir; bir yerden bir yere doğru bir çizgi değil, kalkış ve varış noktası yok ama arası var ve yakalanamaz-oluş o aralıktadır. Kafka babanın kıskacı arasında, gündüz işin monotonluğu altında, Fellice ile evliliğin baskısı altındadır ama üçünden de kaçar ve geceleri vampirleşerek mektuplarla, günlüklerle, öyküler ve romanlarla biz çizgi üzerinde yaratıcılaşır. Minör bir yazma edimi elbette tek bir kaçış çizgisi değildir, minör bir resim yaratımı, minör bir yaşam yaratımı mümkündür. Verili major edimleri içten oyan, yarıklarla yeni bir yaşamı inşa etmek mümkündür.

Edebiyatı yalnızca halkın yaptığını söyler Kafka ve bu minör edebiyattır, grameri dağıtıp yeni bir dil yaratan, bireysel olayları politikleştiren azınlıkların edebiyatı. Kafka’nın ele aldığı her olay politiktir. Babasıyla ilişkisi örneğin, mektubunda çocukluğundan itibaren aralarındaki sorunları işler, onları çözümler ve mektupta ara ara sezilen suçluluk duygusu sadece bir aldatmacadan ibarettir. Çünkü Kafka, özellikle mektuplarında vampirleşir, bir şeytani anlaşmaya göre hareket eder ve yazmak için vampirleşen vejeteryan Kafka’ya kan gerekmektedir ve emerek, yazarak arınır, bir göçebe gibi hafifleyerek yersizyurtlaşır. Deleuze, haklı olarak, Kafka okunurken kahkaha atılmıyorsa bu okumanın eksik bir okuma olduğunu söyler. Ve Baba’ya Mektubun Odipus’a ve aileye karşı bir suikast olduğunu.

İrade-dışı kahkahalar atarak okumak. Bu Kafka’ya bakışı büsbütün farklı bir alana taşımaktadır.

Baba’ya Mektup önemlidir. Kafka’nın Babası hepimizin babası gibidir ve Baba’ya genelde ya boyun eğilir ya da sağlıksız çatışmalarla ilişki bir kangrene döner. Fakat Kafka, mektup aracılığıyla bir baba-oğul ilişkisini masaya yatırmış, davranışların duygular üzerindeki etkilerini anlatmış, ahlaki değil etik bir incelemeye tabi tutmuştur. Bir ilişkide bir çocuğun gözlem yeteneği ile bir yetişkinin (babanın) gözlem yeteneği farklıdır ve eğer bu ilişkide yetişkin bir hiyerarşi oluşturuyorsa çatışma başlar. Baba’nın Kafka için düşündüğü model Kafka’ya uymamaktadır. Ve bu da Baba’nın nafile baskılarını arttırmaktadır. Burada birbiriyle anlaşamayan bir baba-oğul ilişkisi hangi gerekçeyle sürdürülmektedir, nedir bunun zorunluluğu, niye bu işkence soruları sorulabilir. Modele uyacak bir Kafka olsaydı şayet, o zaman hiç birimiz Kafka’yı tanımayacaktık. Kafka çemberin sınırındadır, sınırına çadırını kurar, çingene gibi atını şehrin dışına bağlar, mektuptaki etik de çemberi aşındırmaktadır. Baba onun kaderi değil, aracıdır. Aralarında bir savaş olduğunu da kabul eder ama bu savaş iki düzenli ordunun çarpışması değil, çünkü karşısındaki savaşçılığı (babalığı da diyebiliriz) meslek edinmiş bir ordudur ve dolayısıyla gerilla taktiği ile vur kaç yaparak savaşır.

Dolayısıyla suçluluk duygularıyla kıvranan bir Kafka çıkmaz karşımıza, bir mağdur da çıkmaz. Kafka’yı böyle gösterenler kendi mağdurculuklarına araç etmek isteyenlerdir. Onu elbette diktatör dediği Baba’nın etkisinden bağımsız ele alamayız ama Kafka tüm bu baskılar karşısında kendi kaçış çizgilerini icat etmiştir. Aksi takdirde bugün hala Kafka okuyor ve üzerine düşünüyor olmazdık.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız