Kalbiniz kurumadı mı hala?

“Kalbiniz kurumadı mı hala?
Kaç ölüme daha yer var anılarınızda?”

Olayların etrafından ne de güzel turluyoruz! Hiç bir şey yapmadan, üstümüze toz dahi kondurmadan herkese haddini bildiriyor, her halükarda söyleyecek sözümüz olduğunu cümle aleme ilan ediyoruz. Hiçte zor olmuyor bizim için. Hem neden zor olacaktı ki?

İnsanoğlu tarihinin felsefi ve edebi mirası ellerimizin altında! Her şeye ve herkese söyleyecek iki çift sözümüz var.

Bir de buna teknolojik gelişmişliğin getirdiği nimetleri eklersek, bizleri her halükarda kurtaracak sözler, cümleler “parmaklarımız”ın ucunda…

Acıya, ölüme, tecavüze, çocuk vahşetlerine, kadın cinayetlerine, hayvan katliamlarına ve doğa talanlarına varana kadar herşeye söyleyecek sözümüz var belleğimizde.

Hemen ilk akıllara gelenleri ve her olayda geçerliliğini koruyan bir kaç tanesi yazalım.

“Nerede bir insan ölse oralı olur yüreğim, olmazsa insan olmaz yüreğim.”

Bu cümleyi söyledikten sonra, hemen kendimizi ve sevdiklerimizi ölümün uzağında nasıl tutarımın hesaplarını yapıyoruz kafamızda. Ölümleri durdurmak yahut cellatların karşısına dikilmek gibi düşünceler şöyle dursun, korku duvarlarımızı daha da kalınlaştırıyoruz. Ben sözümü söyledim ve saklanıyorum! Birileri de dirensin değil mi ama!

“Başarısız boktan bir kış geçirdik, kanımız bile doğru dürüst akmadı, bir sürü çocuğu öldürler.”

Evet boktan bir kış geçirdik , evet bir sürü çocuğu öldürdüler. Çocuk ölümleri ve tecavüzleri karşında ne yaptın? İlk şunu söyledin, bizden ve çocuklarımızdan uzak olsun diyebildin sadece. Sonra çocukların için yeni koruma planları düşündün. İşte bu yüzden bir dahaki kışta başarısız ve boktan olacak… Sen dereye köprü kurmak yerine, kendi çocuğunu sırtlamayı tercih ediyorsun. Bu yüzden bir sürü çocuk ölüyor anlıyor musun şimdi?

“Öyle bir ölsem ki , öyle bir ölsem ki çocuklar size hiç ölüm kalmasa.”

Öyle bir ölemiyorsun işte, öldüren senin devletin, senin ideolojin, senin kurumun, senin dinin, senin mezhebin olunca öyle bir ölmüyorsun işte… Hemen amalar ve ancaklara sarılıyorsun öyle bir ölmene daha çok var…

“O benim hayvanım değil , ben onun insanıyım”

Bir köpek ile bir adamın dostluğu üzerine söylenmiş güzel bir söz…

Evet kendini bir köpeğin insanı olarak görüyorsun, ne muazzam bir evrensel düşünce. Takdir edilesi doğrusu! Ama kendini bir koyunun, bir ineğin insanı olarak göremiyorsun değil mi? Bir köpeğin insanıyken, bir koyunun celladı olabiliyorsun… Bazen tek bir soruyu sormadan kendine, ömür boyu ikiyüzlülüğünü saklayarak yaşayabilirsin. Ama bu senin ikiyüzlü olduğunun gerçeğini değiştirmez.

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, son balık öldürüldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Doğaya yapılan talana karşısın değil mi? Fırsat buldukça pikniğe gider, doğa sevgini en çok bu pratiğinle ortaya koyarsın!

Bu yüzden beton bloklarla övünürsün, bu yüzden yüksek binaların arasında yaşamayı medeniyet kabul edersin. Senin gri dünyan için kaç ağaç kesildi, kaç çiçek koparıldı, kaç nehir kurudu, kaç balık yurtsuz kaldı pek umrunda değil aslında. Her şey senin gri medeniyetinin manzarası için. Zaten kendini aklayacağın bolca söz var insanoğlunun tarihinde. Ve mutlaka sana inanacak insanlar da vardır elbette…

“Cennet annelerin ayakları altındadır “
“Kadın olmadan devrim olmaz”

Muhtemelen ben bunları yazarken erkek faşizmi yurdun her hangi bir noktasında bir kadını hayattan etmiş olabilir. Muhtemelen bir annenin göğsünden ayaklarının altındaki cennete kan damlıyor. Ya da o hep beklenen devrimi görmeden yitip gitti bir kadın.
Ama o ayaklar altındaki uydurma cennet ile, o bir türlü gerçekleşmeyen, kurtuluş olabileceğine inanılan devrime de aralıksız bir şekilde, övgüler dizmeye, kutsamaya devam ediyoruz değil mi?

Kalbiniz kurumadı mı hala?
Kaç ölüme daha yer var anılarınızda?

Ali Ahuramazda

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Kalbiniz kurumadı mı hala? | YURTSEVER

Yorum Bırakınız