Kalıbınızı Çatlatabilir misiniz?

Ressam olmanız gerekmiyor. Sadece ressamlar resmetmez, biz de bedenimizle, jestlerimizle tablolar çizeriz ya da boyarız yaşamda. Kimisi poz vererek kendini resmeder, kimisi durmadan devinen bedeniyle, doğanın ve toplumun kuvvetleriyle dans ederek. Poz verdiğimizde, bedenimizi ve jestlerimizi dondururuz, yüzümüze ve bedenimize kondurduğumuz her ifade bir kalıp gibidir. Yüzlerimiz reklam panolarını andırıyor bu yüzden, hani belirli aralıklarla posterlerin değiştiği reklam panolarını; poz verenler, kalıba girenlerdir.

O karede istenilen ifade ne?
O halde soralım: Kendinizi nasıl resmediyorsunuz? Eyleyerek mi yoksa poz vererek mi? Poz vererek resim yapanların izlediği yol, klasik resim eğitiminde verilendir. Merleau-Ponty, “klasik eğitimde desenle renk birbirinden ayrılır: nesnenin uzamsal şeması çizilir, sonra da bu şema renklerle doldurulurdu” diyor, “Algılanan Dünya” kitabında (Metis). Bizim nesnemiz bedenimiz olduğu için, fotoğraf makinesinin karşısında önce bedenin konturlarını belirler, bir kalıba sokar ve sonra yüzeyi istenilen ifadeyle doldururuz. Bir de şema çizmeksizin, yeryüzünde akıp giderken bedenleriyle resim yapanlar vardır. Beden denilen fırçayı kullanarak, yeryüzünün paletindeki sonsuz renk skalasından seçtikleri renklerle yaşamın içinde resimler yaparlar. Bunlar, Cézanne’ın izinden gidenlerdir: “İnsan renk sürdüğü ölçüde desen çizer”; yani önce konturlarını çizmek yerine, renklerle başlar, bedenini görünür kılmaya. Artık nesnelerin konturları görünmez olmuştur, sadece renkleri ve renk değişimlerini görürüz, bir renk denizinde dalgalanır nesneler ya da beden, olsa olsa renk denizinde alacalı bulacalı bir renk kıvrımıdır. Bunlar kalıbının adamı değil, kalıplarını çatlatanlardır. Cézanne’ın elması da böyledir: “Renkleri dokusuna sonsuz bir özenle işleye işleye resmettiği bir elma … sonunda şişer ve akıllı uslu desenin dayattığı sınırlara sığmayıp çatlar.”

Çılgın projeler
Bir kez daha soralım: Kalıbının adamı mısınız yoksa kalıbını çatlatanlardan mı? Bu karşıt tavırlar, politikadan tutun da felsefeye, yaşam tarzlarına dek hayatın her yerine sinmiş. Kalıplarla iş görenleri projeciler olarak da adlandırabiliriz. Ellerinde, doğaya ve topluma, bedenlere yöneltecekleri boş çerçevelerle dolaşırlar ortalıkta. Çerçeve, projenin çerçevesidir ve yeryüzünün ilmek ilmek örülmüş ekolojik ağlarını parçalayacak ve fethedilecek bir içerisi yaratacaktır ve içerisi, çılgın projelerle bir Disneyland’a dönüşebilir kolaylıkla.

Renklerden ve renk değişimlerinden konuşalım
Öte yandan aynı yaklaşımı mekânın örgütlenmesinde de görüyoruz. İktidar plancıları kent mekânını çerçevelere ayırırken sadece kenti değil, kent sakinlerini de kalıplara dökebileceklerini bilirler, çerçevelenmiş akıllı uslu varlıklar yaratacaklarını. Bu kez çerçeve, ilmek ilmek örülmüş toplumsal ağları parçalayacak, bizi sınıfsal, etnik ve cinsel konumlarımıza göre ayrıştıracak ve ilişkisizliğin ortamlarına hapsedecektir. İşte bu yüzden mekân politiktir. İktidarın mekânı, klasik resim eğitiminin mekânıdır; önce şeması, konturları çizilen, sonra da içi renklerle doldurulan mekân. Bu mekânın sakinleri, akıllı uslu desenin dayattığı sınırların içindeki kederli ve kudretsiz varlıklardır. İktidar mekânlarının aksine, kudretli ve neşeli bedenler kendi mekânlarını içeriden dışarıya doğru, kudretleri elverdiğince taşarak yaratacaklar ve tıpkı Cézanne’ın elması gibi, “akıllı uslu desenin dayattığı sınırlara sığmayıp” kalıplarını çatlatacaklardır. Ve artık konturlardan, biçimlerden değil, renklerden ve renk değişimlerinden söz edebiliriz.

İktidarın tarihi, doğanın ölüm fermanıdır. Önce, yeryüzünden koparıp çerçevenin içine hapsettiler bizi; sonra, hiyerarşik perspektife göre çizilmiş bedenlerin konturlarına. Ve iktidar konturların içini kasvetli, kederli renklerle boyayarak kendi resmini tamamlayınca, natürmort (ölü doğa) çıkacak ortaya. Oysa konturlarımızı çatlatacak kudretimiz var bizim. Poz vermekten, ölü taklidi yapmaktan vazgeçin artık ve çatlatın kalıplarınızı! Göreceksiniz, içinden yeryüzünün neşesi çıkacak. Ve yeryüzünün renk cümbüşünden ayırt edilemez olacaksınız.

Rahmi Öğdül

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Kalıbınızı Çatlatabilir misiniz? | YURTSEVER

Yorum Yapın