”Kimse Temizim Demesin”

Hep başkasından bekleyelim değil mi? Bir bardak suyu, sevilmeyi, anlaşılmayı, huzuru, dürüstlüğü, savaşı ve barışı. Biz hiç kıçımızı kaldırmayalım yerinden olmaz mı? Suyumuzu anamız, bacımız, karımız getirsin. Babamız, abimiz, oğlumuz, kocamız hep en çok bizi sevsin. Her iletişimsizlik sonrası anlatamadığımızı değil de anlaşılamadığımızı düşünelim; seviyemiz çok yüksek ya! En yakınlarımıza bile maskelerle, yalanlarla, samimiyetsizliğimizle sokulalım ama onlar bize hep dürüst olsun! İdeolojimizin örgütü dünyayı daha iyi bir yer yapmak için diğer bütün fikirlerle çatışsın, tartışsın, savaşsın ama biz sadece oturup eleştirelim, arada bir hümanist damarımız kabarsın; mesela sarhoşken “barış hemen şimdi”yi sesli söyleyelim; ama arkasından “ayağıma gelsin”i içimizden söyleyelim.

Her şeyi hep başkaları yapsın değil mi? Biz face’te, twitter, instagram, kişisel bloglarımızda, orda burda atıp tutalım; “Kahrolsun emperyalizm yaşa sosyalizm, yaşasın halkların kardeşliği, hasta tutsaklara özgürlük, yaşasın 1 Mayıs, bijî azadî, newroz pîroz be, unutmadım aklımda, hesap vereceksiniz, ölümsüzdür” bla bla bla. Diyip bizden daha temiz insanları alanlara toplayalım, patlatılma anlarını saniye saniye izleyelim televizyondan, ama beş dakka sonra içtiğimiz sigaranın dumanı her şeyi silsin götürsün!

İnsanları her zaman sokağa çağıralım ama gözaltına alınmasınlar, öldürülmesinler diye örgütlü bi yapıyla hareket etmenin hayatiliğinden hiç söz etmeyelim. Herşeyi vik vik konuşalım ama bi örgüt çatısı altında birleşmeyelim. O örgüt pis, bu örgüt kaka, öbürü eksik, beriki oportünist, şurdaki faşist, ötedeki komünist, yakındaki Atatürk düşmanı, onun yanındaki ulusalcı Kemalist.

E orda burda konuştuklarımızı toplasak bi kitap çıkar, o kitaptan da bi parti programı yapılır, büssürü takipçimiz, beğenenimiz, şakşakçımız, dostumuz, yoldaşımız var, onlar da biraz maddi destek sundu mu al sana fıstık gibi parti! Hani sandığa inananlardanız ya; hani 364 gün oturur da 1 gün gider 10 dakikada vatandaşlık görevimizi yerine getiririz de sonuç ne olursa olsun o gece vicdanımız rahat uyuruz, ertesi gün tükürük saça saça cahil halka kızarız; suçu üstümüzden savmak için; “böyle aptal, yüzde şu kadar beyinsiz, nalet olsun sizin gibi millete, yok abi ben gidiyorum artık bu ülkeden” diye kahrederiz ya kendimizi, demek en inandığımız şey henüz sandık ya, o yüzden parti kurun diyorum!

Ve gidin insanları örgütleyin. 15 yıldır iktidarda bu adamlar, 15 yılda burda önüne gelen sövüp sayacağımıza en az 30 insan örgütleyebilirdik. Face, twitter, instagram’da harcadığımız zamanı o mükemmel fikirlerimizi bi çay, kahve eşliğinde örgütlemek için kullanabilirdik. Hesap edin sanal alem solcularının sayısını çarpın 30’la bakın, nasıl bi sayı çıkıyor ortaya.

Adama sorarlar; aptal dediğin halkı kurtarmak için sen ne yaptın da sövüyorsun onlara? Gittin mi evine, anlattın mı bildiklerini, kurtuluşunun mümkün olduğuna inandırabildin mi, yalnız olmadığını yanında olduğunu hissettirdin mi, kendini değerli kılmasını sağlayabildin mi? Ne verdin ki ne istiyorsun?

Senin partin sadece seçim dönemlerinde gidiyor o sokaklara, diğer partinin adamları 365 gün 6 saat o evlerden çıkmıyor. Çalıyor çırpıyor! Ama siyasal ikna tekniklerini layıkıyla yerine getirip o insanları kendine bağlıyor. İş sadece makarna, kömür işi kadar basit olsa keşke.

Velev ki o kadar.

Sen güzel kardeşim, ekmekten bile ucuz olan makarnayı alamayacak duruma düştün mü hiç? Çocuğun zatürre oldu da sobalı evlerde bi torba kömüre muhtaç kaldın mı? O nasıl bir psikolojidir hiç düşündün mü? Hiç birine iş buldun mu, asgari ücret ne kadar haberin var mı? 20 senelik borca sokup senet imzalatıp ev sahibi olma hayalinin ne kadar büyük olduğunu tasavvur edebildin mi? Hayırsa cevabın küfretme kimseye. Diyelim IQ düşük, kafa çalışmıyor, eyvallah. E bu onun suçu mu? Balık, havyar, badem ceviz mi buldu, sebze, meyve, et, süt, yumurta mı yedi? Kafa peynir ekmekle bu kadar çalışıyor. Okula gidecek gücü vardı da o mu gitmedi?

Nedir bu halka alıp veremediğiniz? Bu halk daha ne yapsın? Nereye çekmişsen gitmiş, öl demişsin ölmüş, öldür demişsin öldürmüş. Bu halk daha ne yapsın? Yok efendim sadece fakirler vermiyormuş da memleketin bütün zenginleri veriyormuş oyunu X partiye. Verir efendim, sen zengin olsan sen de verirdin. Rahatın bozulmasın, kazık çak bu dünyaya diye sen de verirdin! Komünist rejimle yönetilmiyorsun. Serbest piyasa ekonomisi, kapitalizm, burjuvazi, emek sömürüsü, artı değer, tanıdık geliyor mu bu kelimeler? Geçiniz efendim geçiniz.

Bence vazgeçelim klavyeden sövüp saymaya. Hepimizde bir gün bizim partimiz sandıktan birinci çıkacak hayat bayram olacak umudu var. Anlıyorum; umut iyidir güzeldir. Ama umut aynı zamanda kar uykusu gibidir; öldürür. Sadece birazcık uyusam ısınırım, sonra zaten kar durur güneş çıkar dedirtir ve uyutur sonsuza kadar. Sandığa inanan oy verdiği partiye üye bile değildir, yok ben memurum, yok ben uzaktan severim’cidir. Maddi manevi hiçbir katkısı yoktur; “ay şöyle kötü bi organizasyon, böyle kötü bi örgütlenme, ay şurdaki tavrı, ay burdaki” söylemleri alır yürür.

Hepimiz kendi yetmezliklerimizi başkalarını eleştirerek kapatıyoruz; hep bi kılıf uydurma, hep bi mantığa bürüme almış gidiyor. Kimse sahip olduklarından vazgeçmeden hep daha fazlasını istiyor, bekliyor alıyor. Hepimiz görünen veya görünmeyen prangalarla bağlıyız sisteme. Bizi kendilerine bakmakla yükümlü tutan anne babalarımıza bağlıyız, etle tırnak dediğimiz kardeşlerimize bağlıyız, dünyaya getirdiğimiz çocuklara, sigortalı mesleklerimize, yaz tatillerimize, TOKİ borçlarımıza bağlıyız. Olur da el atarsak taşın altına, ömrümüz cezaevinde çürür, olur da ölürsek geri bıraktıklarımız kahrolur. En iyisi biz yine gazımızı sanal alemde bırakıp, o rahat hayatlarımıza geri dönelim. Her tutuklama, ölüm, katliam sonrası en fazla bi hafta üzülüyormuş gibi yapıp yine devam ettirelim yalan hayatlarımızı. Artık hiçbir şeyin; yemenin, içmenin, alışverişin, gezmenin tozmanın… keyif vermediği, hep bi ruhsuzluk halinin; bi zombi halinin devamı için dönelim hayatlarımıza.

Neden böyleyiz biliyor musunuz? Temiz, masum olmadığımız için! Çağımızın bütün ölümlerinin suçlusu aynı zamanda biziz. Elimiz yüzümüz kan içinde; ama bunu gösteren aynaları hep kırıyoruz.

Her ölümde bizim de parmağımız var: Ölmesinler diye bi şey yapmadığımız için. Yaptığımızın havanda su dövmekten farksız olduğunu bilmediğimiz için. Sırf RT edilsin diye “Galatasaray lisesi önünde eylem var” deyip bas bas bağırıp, insanları oraya toplayıp evde ayağımızı boyunca uzattığımız için. Ölü bedenlerin fotoğraflarını ana sayfamıza koyup DM’de en yakın arkadaşlarımızla aşk acımızla ilgili sohbet ettiğimiz için. Bi şiir, bi şarkıyla gidenleri yolculayıp en yakınımızın taziyesine gitmemek için methiyeler düzdüğümüz için. Çocuğumuzdan en usandığımız anda tutup en sevimli fotoğrafını çat diye koyup “biraz matem havamız değişsin” dediğimiz için. Kocamızla, karımızla en mutluymuş gibi fotoğraflarımızı “hayat devam ediyor” diye koyup onları başkalarıyla çatır çatır aldattığımız için. Samimiyetsiz olduğumuz için her şey! Ne yazdığımız kadar içimiz acıdığı, ne de gösterdiğimiz kadar kendimizle, hayatlarımızla, yaşamla barışık olduğumuz için. İçimizdeki “değersizlik” duygusuyla başa çıkamadığımız için! Vicdanlarımız kirli olduğu için.

İnsan nasıl değerli olur bilir misin canım kardeşim? Emekle, hayatın her noktasına gram gram da olsa emek vermekle. İnsanı, hayvanı, çiçeği sevmekle ve onları yaşatmak için emek vermekle değerli olur ancak. Hasan Hüseyin’in aşağıdaki dizelerindeki gibi emekle:

 

Yalanla da olsa avutmamışsan umutsuzu

Su diyene bir avuç su

Bir yaralı parmağa işememişsen

Kolay gelsin dememişsen taş kıranlara

Günaydınsız bırakmışsan bahçe bezeyenleri

Eğilip koklamamışsan çitten gülen çiçeği

Bayram bayram donanmamışsan

Sevinciyle dostlarının

Acısını dostlarının

Yüreğinde duymamışsan

Kapı kapı dolaşmamışsan iş dilenerek

İşsizliğe düşmemişsen hakkım dedikçe

Ve bayraklı pankartlı yürüyüşlere

Halaylı horonlu grev şenliklerine

Katılmayı aşk gibi duymamışsan şuranda

Ağrın ağrım

Acın acım

Dememişsen insan kardeşlerine

Ve dilinin en görkemli

Ve dilinin bando-davul sövgülerini

Sıralayıp sallamamışsan deyyuslar saltanatına

Hangi yaşta olursan ol

Kardeşim

Kaptırıp gönlünü sevda fırtınasına

Evin yolunu şaşırmamışsan

Sende iş yok be kardeşim

Sen artık hapı yutmuşsun

Borçlusun sen ağaçlara kuşlara

Borçlusun sen trenlere otobüslere

Yağan kara esen yele borçlusun

Borçlusun sen herşeye

Gözdeki ışıltıya

Alındaki çizgiye

Eldeki şaşkınlığa

Borçlusun herşeye Kardeşim

Yaşamın kendisine…

*Yazının başlığı bir Şükrü Erbaş dizesi.

Elif Demirtaş / gezite.org

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: ”Kimse Temizim Demesin” | YURTSEVER

Yorum Yapın