Komün ve Din

Her din, bağrından çıktığı dünyevi sistemin, idealize edilmesi, olağanüstü bir güç ve büyüyle donatılarak, ruh ötesine sürülmesi esasına dayanır. Semavi dinlerde bu durum, oldukça belirgindir. Sistemin yerini ilahi sistem, kralın yerini Tanrı, memurların yerini melekler, hizmet erbabının yerini huriler ve gılmanlar, refah ve dinlenme özleminin yerini cennet, işkence ve hapishanenin yerini de cehennem alır. Din insana, yaratıcı, ilahi otoritenin karşısında, kayıtsız şartsız boyun eğmeyi telkin eder. İnsan, Tanrı’nın karşısında, eleştirel akla, kuşkuya, itiraz ve direnme hakkına sahip bir özne değil, bu haklardan yoksun, basit bir nesne, tepeden tırnağa bir teslimiyettir. Din, kralların, sultanların, şahların, tarih boyunca, kendilerini, Tanrı’ya yakın göstermelerine, Tanrı’nın yeryüzündeki gölgeleri olarak sunmalarına sürekli icazet vermiştir. Bir yanda Tanrı’nın aslanı, kılıcı, gölgesi olan egemenler, diğer yanda ise bunlara biat eden, Tanrı’nın aciz kulları. Din yeter ki bunları güçlendirsin, daim kılsın; benzetmenin mantığı, yani Tanrı’dan daha parlak bir ışığın Tanrı’ya vurması, onun gölgesini yeryüzüne düşürmesi o kadar önemli değildir.

Din, ezilen, korkan, cüceleşen insanın, güce boyun eğişinin, tapışının adıdır. Bu bakımdan komün, dine karşıdır, dinsizdir. Gelgelelim ki, komünün, insanın ortaya çıkışıyla birlikte ortaya çıkan dini yok etme diye bir görevi yoktur. Bu görev, tarihe aittir. Tarihin görevlerini üstlenen bir devrimi, tarih ciddiye almaz, yeri geldiğinde tepeler, geçer onu.

Komün, yığınlardan çekinmez, dine karşı görüşlerini açıklar. Dini güçlendirmeye hizmet eden politikalar izlemez. Dini, kısıtlama, baskı altına alma, onu özgürlüğünden yoksun bırakma politikaları izlemeyeceği gibi, başka güçler tarafından izlenen bu tip politikalara da karşı çıkar. Komün, inanç üzerindeki baskının, insanın özgürlüğü üzerinde kurulan baskılardan birisi olduğunu bilir. İnsanın manevi dünyasının baskıyla biçimlendirilmesini, ciddi kişilik sorunlarına ve toplumsal depresyona yol açacağını bilir.

Komün, tüm inanma biçimlerini aynı kefeye koymaz. İnanç sistemleri içerisinde nispeten daha eşitlikçi, kast ve katı hiyerarşi anlayışından uzak, kendi dışındaki inanç sistemlerini sapkınlıkla nitelemeyen inançları diğerlerinden ayırır. Her inanç sistemi içerisinde, ezilen insana daha yakın yorumları dikkate alır. Sonsuzluğu Tanrılaştıran ya da bir yaratıcının varlığına inanan, ama hiçbir ilahi vecibeye inanmayan, dinlerin kutsal kitaplarını Tanrı’ya mal etmeyen ve Tanrı tarafından konulmuş hiçbir ilahi vecibeye de inanmayan “aydın inançları” nı da diğerlerinden ayırır. Komün, her dinin olumlu ve olumsuz, ileri ve geri, yaşayan ve ölü yanlarını birbirinden ayırır ve yaşayan, olumlu, ileri ögelerin insani özüne işaret eder.

Komün, hangi din veya mezhepten olursa olsun, yığınların kendi inanç sembolleri, şiarları ve renkleriyle, kendilerini ezen devlete karşı mücadelelerini, genel toplumsal özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak görür ve onlarla omuz omuza mücadele eder; bunu yaparken hiç kuşku yok ki, kendisiyle onlar arasındaki farklılığın, tüm yönleriyle açıklar. Komün, “omuz omuza yürüdüğüm bu hareket, iktidara gelirse, halkı ezer mi ezmez mi?” üzerine hesap yapmaz; tarihte ortaya çıkan hiçbir inanç sisteminin, kendi dışındaki inançların, düşüncelerin özgürlük getirmediğini ve bu gerçeğin sadece dinlere değil, dinleri kullanan tüm sömürücü sınıf iktidarlarına özgü olduğunu bilir. Hangi inanç veya sınıftan olursa olsun, sorun, insanın özgürleşmesi, kendi insani özünün öncüsü, yepyeni bir anlayışla biçimlendiricisi olarak tarih sahnesine çıkması sorunudur.

Komün, dinlerin son tahlilde, kutsal kitapları, kurtuluş yolları, kuralları, vecibeleriyle birer ideoloji olduklarını; çıkış dönemlerinde ileri bir rol oynadıklarını ve hiçbir ideolojinin de dinden, dinin genel ikliminden, yönteminden tamamen bağımsız olmadığını; kurmayı amaçladığı, kendi komün cumhuriyeti sisteminde bile, inananların çoğunlukta olacağını; inancı zorla ortadan kaldıran bir hareketin, farkında olmadan onu kendi içine alacağını ve onun değişik bir türevi olarak ortaya çıkacağını bilir.

Muzaffer Oruçoğlu, Devlet ve Komün

Tartışma3 yorum

  1. Pingback: Komün ve Din | YURTSEVER

Yorum Yapın