Kötülüğün Doğası

İnsanlar doğaları itibariyle kötüdür önermesine duyulan inanç dinlerin ve devletlerin çıkışında ve sürdürülmesinde önemli bir rol oynamıştır. Dinler ahlaki öğreti ve buyruklarla, devletler kanunlar yoluyla hükmetme yoluna gitmiştir. Öyle ya, insan erkler aracılığıyla evcilleştirilmesi gerekiyordu. Ama tarih boyunca kanun ve kanunsuzluk, ahlaklılık ve ahlaksızlık birlikte varolmuş, engellenememiş; engellenemeyeşinin yanında kanunsuzluk ve ahlaksızlık hakkı egemenlere bırakılmıştır. Sözgelimi, öldürme hakkı…

Peki insan doğası itibariyle gerçekten de kötü müdür? Bunun cevabını Marks vermiştir: ” İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen onların bilinçleri değildir, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler.” Yani insan doğası diye birşey yoktur, bu tamamiyle maddi koşullara bağlıdır. Örneğin kapitalist toplumda hırsızlıkların, ikiyüzlülüklerin, bencilliklerin bu kadar çok revaçta olması gayet doğaldır. Çünkü kapitalist sistem böyle işler. Kendi ahlakını da yaratır. Bencillik ahlaklılık iken paylaşımcılık enayilik sayılır. Dolayısıyla gerek ahlaki, gerekse de kanunlar maddi koşullara göre yeniden üretilirler. Dünün kötüsü bugünün iyisi olabilir ya da dünün kanunsuzluğu bugünün kanunu olabilir.

Devletin varlığı kendi kendini yönetememe beceriksizliğini yaratırken Tanrı ise biat kültürünü yaratır.

Peki, Tanrı ve devlet gibi otoritelerden ayrı kendi değerlerimizi nasıl yaratacağız? Bunlardan bağımsız olamayacağı aşikardır, fakat otoritelere karşı direnmek kendi değerlerini yaratacaktır. Sözgelimi Gezi direnişi sürecinde eylemcilerin dayanışmacı pratikleri kendi karşıt değerlerini yaratmayı başarabilmiştir.

Baran Sarkisyan

Yorum Yapın