Küçük kara balıkların serüveni ve Samed Behrengi

Size, ‘küçük kara balık’ desem, yüzünüzde oluşacak tebessümün, çocukluğa doğru bir yolculuk olduğuna emin olurum…

Çocukluğumuzun, çocukluğun bir masalcısı vardı; Samed Behrengi… Size onun 28 yaşında terk etmek zorunda kaldığı bu dünyaya bıraktığı izden bahsetmek istiyorum. Edebi eserlerin değerinin satış rakamlarıyla ölçüldüğü zamanları derinliği ile aşan; biriktirdikleri ile hayatlar değiştiren bir izden… Onu okuyan her çocuğu bir diz yarası gibi; bir kaş yarılması gibi; hiç terk etmeyen bir izden… Hep iyi büyükler olmuşlardır çocukluğunda Behrengi okuyanlar… Çünkü onun hayatı, biraz da bir yazarın bir yaşamı nasıl değiştirdiğinin, nasıl iyileştirdiğinin öyküsüdür…
1939 yılında Tebriz’de yoksul bir evde başlayan; kısa ama birçok kimliği bir arada taşıyan bir yaşam öyküsü bu. İmkansızlıklar içinde, kendi deyimiyle, “eğri büğrü bir susam bitkisi gibi hep az suyla yetinerek” büyümesine rağmen edebi, sosyal ve manevi mirası zengin bir yaşam.

İdealist bir öğretmen…

Dünyanın en nitelikli çocuk hikayelerini yazan bir edebiyatçı…

Azeri dili ve folklorunu saklı bir hazine gibi sandıktan çıkarıp işleyen bir dil emektarı…

İran’da Şah döneminin en gerici uygulamaları karşısında gittiği yere ışığını da taşıyan bir aydınlanma işçisi….

Behrengi’nin adını hepsiyle yan yana yazmak mümkün…

Tebriz’de öğretmen okulunu bitirdikten sonra on bir yıl yani ömrünün sonuna dek Azeri köylerinde öğretmenlik yapar Behrengi. Gittiği köylerde kimi zaman bir okul binası bile yoktur. Bir ahırı, köy meydanını, bazen bir mezarlığı derslik haline getirir. Öykülerine ilham olan esmer köy çocuklarının hayatında derin izler bırakır. Bir taraftan da Tebriz Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde gece derslerine devam eder. İran eğitim sistemini eleştirir ve çözüm yolları üretir. Dönemin önemli gazete ve dergilerinde takma adlarla yazılar yazar. “İran Eğitim Sorunlarına İlişkin Bir İnceleme” isimli makalesi epey ses getirir. Âdînê adlı haftalık bir gazete çıkarır ancak baskılardan dolayı devam ettiremez.

Köy çocuklarına verdiklerinden daha fazlasını tüm dünya çocukları için de hazırlar Behrengi… O yoksul köy gecelerinde yazılan masallar, dünyanın değişik köşelerinde birçok kuşağın çocukluğunun köşe taşı olur.

Çocuk edebiyatının, bir bebekten nasıl bir yetişkin ortaya çıkacağı sorusunda belirleyici bir payı vardır… Çocukların güven, sevgi, öğrenme, bir gruba ait olma, değişiklik, estetik gibi ruhsal ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür çocuk edebiyatı… Aynı zamanda dil ve algı gelişimini desteklemekle, dinleme ve eleştirme yeteneklerini arttırmakla da… Hem yaşamın gerçeklerine hazırlamakla hem de yaratıcı güçlerini harekete geçirmekle… Çocuk edebiyatının yükü ağır. Üstelik bu yükü çocuk beyninin kıvrımlarına uygun bir tarzda taşımak gerek. Velhasıl zordur çocuklar için yazmak… Zorluğu arttıran diğer bir etken, büyüklerin dünyasının çocuk naifliğine hiç de uymayan bir çirkinlikte olmasıdır. Küçük yaşta evlendirilen, çalıştırılan, savaşlarda öldürülen, eline silah verilen çocuklar bu edebiyatın neresinde duracaktır? Gerçek yaşamda çocukları bekleyen yoksulluktan, savaşlardan, hırsızlardan, farklı kültürleri ve renkleri silmek isteyen etnosantrizmden bahsedecek miyiz çocuklara? Savaşın bir kıyıya sürüklediği Alan bebekle, pembe mavi odalarında, tatlı rüyalarla büyüyen çocukları nasıl yan yana getireceğiz?

Samed Behrengi’nin çocuk edebiyatına yaptığı katkı, bu zor sorulara verdiği, verebildiği cevapta saklı. “Çocuk edebiyatı, çocukların hiçbir şeyden habersiz, tatlı rüyalar ve hayaller dünyası ile büyüklerin karanlık ve bilinçli dünyası arasında bir köprü olmalıdır” der Behrengi… Kendi öykülerinde de bu köprüyü kurar… Büyüklerin dünyasının katı gerçeklerini çocuk dünyasına en yakın gelecek alegorilerle (*) iç içe sunar. Anlatmak istediklerini başka bir şey aracılığı ile betimler. Şah döneminin baskıları altında çocuklara öyle masallar yazar ki, kullandığı semboller düş gücünün sınırlarını zorlar. Sansür olgusu, onun yaratıcı yazarlığı ile tersine döner ve ortaya hem çocuklar hem büyükler için çarpıcı anlamlar taşıyan yazınlar çıkar.

Okuyanın yorum yapmasını sınırlayan, mantıklı bir seyir halinde gelişen olay hikayelerinin tersine Behrengi’nin kalemi; okuyucuyu yanına alarak yola devam eder. Zamanı ve mekanı okuyucunun hayalinde geliştirmesine olanak tanır. Hem masal hem öykü formunda yazar. Yoksulluk-zenginlik, ilericilik-gericilik gibi olgular onun yazınında cesurca savaşır ve toplumdaki çelişkiler çocuklara yaratıcı sembollerle anlatılır.

“Bir Şeftali Bin Şeftali” kitabında, ağanın bahçesinde meyve vermeyen, kendini kısırlaştıran bir şeftali ağacıyla tanışırsınız… Pancarcı Çocuk kitabında okula gitmesi gereken yaşta çalışmak zorunda kalıp, pancar satan bir çocuğun elinden tutarsınız… Bir Günlük Düş ve Gerçek kitabında babası ile Tahran’a çalışmaya gelen Latif’in dünyasına inersiniz. Ulduz ve Kargalar kitabında iki arkadaşın, konuşan bilge kargalarla arkadaşlığını görürsünüz. Öykülerin fonunda Şah’ın Akdevrim adını verdiği reformlarla yoksullaşan köylülerin büyük şehirler etrafındaki gecekondularda toplanması vardır aslında… Bilge karga bu yoksulluk karşısında bilinenleri alt üst eden bir cümle kurar; “asıl günah açlıktan ölmektir…”

‘Başka bir yaşam mümkün mü’ diye soran Küçük Kara Balık var bir de… “Ben bilmek istiyorum. Yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?” Yaşadığı nehrin nerde bittiğini, açık denizleri merak eden Küçük Kara Balığın yolculuğu, aydınlığı arayan cesur çocukların öykülerinden birer parça anlatır bize…

Behrengi’nin öyküleri toplumsallığı, bencil olmamayı, sevgiyi, paylaşmayı öğütler çocuklara… ‘Büyüdüklerinde bizden daha iyi dünyalar kurup, daha iyi yaşasınlar diye’ cehaletle savaşmanın yüce bir erdem olduğunu anlatır. Yeni ve daha güzel bir hayat arayışı için sorular sorar. Onun öykülerinde çocuklar, hayvanların ve oyuncakların yardımı ile zorluğu ve bilgisizliği yenerler… “Çocuklara yalan söylemenin, hırsızlık yapmanın kötü olduğunu öğretiyoruz da, bir toplumda yalanların, hırsızlığın neden ortaya çıktığını ve yaygınlaştığını niçin anlatmıyor, onu aydınlatmıyoruz? Çocuklar için yazılan kitaplar öyle güçlü bir anahtar olmalı ki, çocuk gerektiğinde toplumun kötülükleriyle savaşabilsin ve sağlıklı bir toplumun devamlılığını sağlayabilsin…”

Behrengi’nin çocuk edebiyatına yaptığı katkı, bu anahtarı çocukların eline cesurca verebilmesidir…

Behrengi, Şah döneminin tek dil, tek kültür, tek millet politikasına karşı çok dilli, çok kültürlü toplum anlayışını savunur… Azerice ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı iğneyle kuyu kazan bir çalışma yürütür. Köy köy dolaşır, halk masal ve efsanelerini derleyerek, onları kendi anadili olan Azeri Türkçesi ile yeniden kaleme alır. Köroğlu, Dede Korkut gibi zulme karşı direniş içeriği ile dikkat çeken destanları yeniden yorumlar. Şah rejiminin kutsal bir boyut kazandırmak için çabaladığı Farsça dışında herhangi bir dille yayın yapmak yasaktır. Bu yüzden kendi anadilinde yazmayı tercih etmesine rağmen kitaplarını Farsça basmak zorunda kalır. Yine de Azeri halk şiirlerini bir araya getirdiği bir şiir kitabı yazar; büyük Fars şairlerinin şiirlerini Azerbaycan Türkçesine çevirir.

Behrengi’nin kitapları ’70’li yılların sonunda kısa bir dönem için çok sayıda basılır. Ancak çocukların dünyasında yarattığı etkinin gücünden olsa gerek tekrar yasaklanır. Şah döneminde de mollalar döneminde de bu yasak kaldırılmaz. Fakat dünyanın birçok yerinde çocuklar onun masallarıyla büyümeye devam eder.

1968 sonbaharında Aras Nehrinde ölü bulunur Samed Behrengi. Bu, faili meçhul cinayetin Farsçasıdır… Ve 28 yaş ölmek için çok erkendir. Nehirleri aşmak isteyen Küçük Kara Balığın yazarını bir nehirde boğarak öldürmek! Bu da bir ölüm alegorisi olsa gerek. Onunla birlikte denizlere ulaşmak isteyenlerin hayallerini, cesaretlerini öldürmeye çalışmakla eş anlamlı. Oysa ne kadar çocuk önüne konan sınırları aştı, açık denizlere sürdü motorları… Kadıköy’den Kobanê’ye oyuncak taşıyan ve önleri Suruç’ta bir bombayla kesilen o güzel gençler birer küçük kara balık gibi ne çok yol katettiler. Özgürlük düşünün peşinden giden o cesur gençler, ne güzel dünyalar kurmaya adadılar kendilerini… Küçük kara balıkların büyük serüvenleri “korkunç testere balıklarına rağmen” hep sürdü..

İran tarihi, ilerici devrimci öğretmenlerin Behrengi gibi öldürülmesine çok tanık oldu maalesef. Kürt, Fars, Azeri, Beluci ve diğer halkların kardeşliğini savunan, öğrencilerine olduğu kadar tüm topluma ışık taşıyan birçok öğretmen katledildi bu ülkede. Samed Behrengi’den on bir yıl sonra 1979’da, Kürt öğretmen Hurmuz Gurcî Beyanî on meslektaşıyla beraber Kirmanşah’ın Dizel Abad hapishanesinde idam edildi. Yaşam öyküsü Behrengi’ye çok benzeyen; köylerde öğretmenlik yaparken, ilk çocuk resim sergisini düzenleyen, insan hakları savunuculuğu yapan, doğal yaşamı koruma için çalışmalar yürüten Ferzad Kemanger, 2010 Mayıs’ında Evin Hapishanesinde idam edildi. Dünyanın birçok yerinden ilerici insanlar İran’ın karanlık zindanlarına ulaşıp bu idamı durdurmaya çalışırken üstelik…. Bu yazı, Behrengi ile birlikte bu idealist, ilerici öğretmenleri anmaya, hepsinin anılarından bir parçayı kalbimize koymaya vesile olsun…

Kitaplığınızda yoksa çocuğunuza bir Samed Behrengi seti alın. Çocuğunuz yoksa kendinize alın, kitaplığınızın bir köşesinde hep dursun… Mutlaka dünyasına girecek bir çocuk bulur o kitaplar…

Sevinç Tanyıldız