Küçük Kentlerin Büyük Kadınları

‘’Kadın ne azınlıktır, ne de ayrı bir kategori, sadece insan olmanın diğer adıdır…’’

“Ufak tefek bir kadınım

sevildikçe büyürüm

büyüdükçe severim

yüreğim gündüz olur

filiz verir yasak gecelerim

ne gölgemden korkarım

ne aysız gecelerde

siren sesine karışan kurt ulumalarından

düştüğüm zaman

boyumdan büyük yer yakarım…” 1

 

Küçük kentlerde (taşrada) büyük yaşayan kadınlar vardır. Kısa hayatlara sığan büyük kavgalar. Aşklar. İsyanlar.

Küçük bir kentte veya kasabada hem muhalif, hem kadın, hem de emekçiyseniz işiniz zor. İktidarın muhalefete, erkeklerin kadınlara, sermayenin emeğe saldırısı, küçük kentlerde çok daha pervasız ve hayasız olur.

Muhalifseniz çok çabuk göze batar, fişlenirsiniz. Kadın olduğunuzdan devlet baskısı yanında evde, iş yerinde, sokakta “erkek” baskısını hissedersiniz. Önce babanız, sonra babanız gibi düşünen anneniz, erkek kardeşiniz, sonra yaşadığınız kasabanın “en aydını” sandığınız eşiniz veya sevgilinizin “ama”larıyla karşılaşırsınız.

“Özgürsün ama… Sen bilirsin ama… Elalem ne der ama… Burası Avrupa değil ama… Bak giderim, seni terkederim ama…”

Ve Rosa Lüksemburg’un sevgilisine yazdığı bir mektubunda söylediklerini anımsarsınız:

“Toplumsal özgürlük mücadelesi içinde, gündelik tayından payımıza düşeni neden almayalım…”

“Ama”lar kadının kendi için yaşamasını engellemeye yönelir. Kadın, koca için, çocuklar için yaşamalıdır. Onlara, kapasitelerini kendi özgürlükleri için kullanmamaları ve hayatı bilinmez bir zamana ertelemeleri dikte edilir.

“Ama önce…/ çatık kaşlı güzlerden de / kaderci kışlardan da önce / taşranın kibirli / içten pazarlıklı aşkları / koparır taç yapraklarımızı / çiğner ve tükürür… / biz, eyvanların nazlı çiçekleri / sövelerin, pencere oyuklarının…/ ve küskün çiçekleri / korkak kasaba parklarının / pinti nahiyelerin…/ küçük erdemlerin çeneleriyle çiğnenir / ve yutuluruz, tanrı biliyor / tanrı biliyor / büyük günahların karnına…” 2

İtaatsizlik ve Başkaldırı

Küçük kentlerin kadınları ekonomik özgürlüklerini kazansalar bile iş yerinde işveren baskısını, evde baba veya koca baskısını ve toplumun acımasız “ama”larını hissederler.

Ve büyük çoğunluk “yalnız kalma”, “dul kalma”, “çocuklarla bir başına kalma” ve dışlanma korkusuyla başeğer. Bu kaygılarını ve zayıflıklarını itiraf edemez, kendilerinden daha cesur yaşayan kadınları, aslında dayanışma içinde olmaları gereken hemcinslerini kıskanır, aşağılar ve onlara erkek diliyle saldırırlar.

Kadınlara, itaatsizlik ve başkaldırı erdemine sahip kadınlara saldıranlar sadece işveren, devlet veya eş değildir. O erkeklerin, “erkek” gibi düşünen kadınları da katılırlar bu saldırı kervanına. 3

“İtaatsizlik insanın asıl erdemidir. İlerleme itaatsizlik yoluyla kaydedilir. İtaatsizlik ve başkaldırı yoluyla…” 4

Antigone, Ulrike, Behice…

Ben ise, tutsak yaşamaktansa toplumun gerici değer yargılarına, erkek egemen düzenine karşı örgütlü ya da örgütsüz savaş veren kadınları alkışlarım. Örnegin, “Antik Grek’in Argos savaşı günlerinde barış istediği için katledilen Antigone.(…)kapatıldığı mahpusun beyazlıklarında teslim alınamayan kızıl bir ısrar(…) Ulrike Meinhoffe… İşgale ve işbirlikçi kiliseye karşı başkaldırıp, silaha sarılarak(…) dövüşen 19 yaşındaki köylü kızı Jeanne D’Arc… Kadının ‘ikincil konumuna’ evet demeyen(…) yerleşik değer yargılarına başkaldıran(…) Antik Grek’in Medea’sı… Nazi zulmüne karşı karşı onurlu bir yaşam için ölümü seçen, darağacında ipe çekilirken son nefesinde, ‘Duyuyorum, duyuyorum, bizimkilerin nal sesleri geliyor’ diye haykıran (…) partizan Tanya… Sonra dans eden, doyasıya yaşayan ve erkek egemenliğine boyun eğmeyen Carmen… Bosna’daki savaşın korkunç felaketleri karşısında ‘yeter, bitsin bu savaş’ diye haykıran 11 yaşındaki Zlata… ‘Dans etmeyeceksem devriminiz sizin olsun’’ diyen Emma Goldman… (…)Bergama’nın bereketli topraklarını zehirlemeye kalkışan Eurogold’a başkaldırıp Bargama’ıların önüne düşen çamköylü Sabahat abla…(…) Kar, kış, cop demeden, gözaltı, yerlerde sürüklenme demeden kızları, oğulları, sevgilileri, eşleri için her hafta Galatasaray lisesi önünde dikilen ‘cumartesi anneleri’… Ya da Behice Boran…  ve diğerleri.” 5

Ve dünyanın her yerinde, kentlerde, kasabalarda, köylerde ‘Kaderim buymuş’ demeyip erkek egemen düzenine başkaldıran kadınlar.

Kayın, kayınbaba, kaynana, elti veya görümceyle değil, “erkek iktidarı”yla kavgalı yaşayan, adsız kahramanlar.

‘‘Karanlık köşe başlarında/ Eller yukarı/ Coplarla ittifak töreler/ Kafa kağıdı yerine/ Kanlı gerdek çarşafı sorar/ Yüreğime geceler konar/ Gündüzler sürgün…’’ 6

Ve ben, o küçük kasabalarda önlerine sunulan “kırk katır, kırk satır” arasında seçim yapmak, sürüye katılıp çağdaş köle olmak yerine intihar eden kadınları saygıyla anarım. 7

Ve ben kapitalist toplumda iki kez ezilen, sömürülen, ataerkilliğin birincil kurbanı kadınların, kırk katır – kırk satır veya intihar seçenekleriyle karşılaşmayacağı, bir dünya özlerim. Erkeklerin de kadınlarla birlikte, ‘’Kadın ne azınlıktır, ne de ayrı bir kategori, sadece insan olmanın diğer adıdır…’’8 diyebilecekleri ve bunu yaşayabilecekleri bir dünya.

‘’Erkeklerin ve kadınların eşit olduklarını söylemek, onların tıpatıp benzer oldukları anlamına gelmez: Eşitlik ilkesi farklılığın kabul edilmesini dıştalamaz.(…) Kadın, artık ikinci bir varlık olmayacak, eksiksiz bir insan gibi görünmek için erkekle özdeşleşmeye gereksinim duymadan kadın oluşuyla gurur duyacaktır.’’9

Ve ben, “Rahat bırakın bizi, gölge etmeyin sahte kurtarıcılar. Gündelik tayından payımıza düşeni almamızı engelleyecek aklınız sizin olsun”, diyen kadınlar karşısında erkek olduğumdan utanır, suçluluk duygusuna kapılırım…

Ve ben, bir kadın ya da erkek, sadece aşk için ödün verirse mazur görürüm. Sadece aşk için. Çünkü ben, yirmi birinci yüzyılda hala aşka inanırım.

 Adil Okay

Dipnotlar:

1/ Adil Okay- hançerini ayışığına çalan adam-şiir- Ütopya yayınevi

2/Cahit Koytak – ‘Evden kaçan kızların türküsü’ adlı şiirinden. Le poete travaille. Nisan 2003.

3/ ‘Aile Araştırma Kurumu’nun 1318 erkek ve 3140 kadın denek üzerinde araştırması, en çok beğenilen atasözünün “Kızını dövmeyen dizini döver” olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmaya katılan erkeklerin %77’si, kadınların ise %80’inin bu atasözünü beğendikliri anlaşıldı(…) Araştırmada %40 ile kadın ve erkeklerin beğenisini kazanan ikinci atasözünün “Erkektir sever de, döver de” olduğu belirlendi.’ Kadın Yazıları – Sibel Özbudun, Temel Demirer, Yücel Demirer – Ütopya Yayınevi

4/ Oscar Wilde

5/Kadın Yazıları – Sibel Özbudun, Temel Demirer, Yücel Demirer – Ütopya Yayınevi

6/ Adil Okay- hançerini ayışığına çalan adam- şiir – Ütopya yayınevi

7/ ‘Hüsrev Anaşirvan, Dara ve Apamea’da Romalıları yenilgiye uğrattığında (M.S. 573) ikibin kadar Romalı genç kızı Türklere haraç olarak göndermek istedi. Kızlar ise topluca intihar ettiler. Yine Hüsrev’in M.S. 540‘da Antakya’yı ele geçirmesi üzerine bir grup Antakya’lı soylu kadının topluca intihar ettiğini tarihçi Procopius kaydeder.’  Kurtuluş Dergisi No.5 Ocak 2000

8/Anne Maria  İdrac, Liberation, 14 Aralık 1998.

9/ Sylvian  Agacinski, ’’Eşitiz, Çünkü Farklıyız’’ Milliyet, 20 kasım 1998, s.20.

Kaynak: kadinhareketi.org

Yorum Bırakınız