Kutsallık ve Vahşet

Toplumda algı karmaşası yaratan kapitalizm bireyin varoluşuna anlam katacak ve sistemi sorgulamasından uzak tutacak dallar uzatır; kutsallar.

Çocukluğundan bugüne kadarki süreçte duygusal ve psikolojik gelişimi yetersiz olan kişi kendi özerkliğini kazanamaz ve kendisini toplumun uzantısı olan bir ‘şey’ olarak görür. Özerkliğini sağlayamadığı için varoluşuna anlam vermekte zorlanan kişi, kendisini yetersiz hisseder ve kişiliğine anlam katacak olan kutsallara sarılır.

Burjuvanın kutsalı sermayedir. Sermayesine karşıt hareket edin ve neler olacağını görün. Sermayenin çarpık şekilde işçi sınıfında vücut bulan hali ‘emek kutsaldır’ ile kendisini gösterir. Tembellik yapan ve patronu kâra geçirmeyen kişiler dışlanır ve ekmek teknesine ihanetle suçlanır.

Kutsalını ırkı – vatanı olarak seçen bir başkası için vatan o kadar kutsaldır ki, uğruna sorgusuz sualsiz ölünür. Vatan, dolayısı ile askerlik kutsal bir görevdir, vatani görevi yapmamak da neymiş?! Milliyetçi kimliğe bürünmüş biri Vatan topraklarının Amerika’ya satılmasına, her yerin Amerika üssü olarak kullanılmasına gıkını çıkarmazken, bir Kürt ya da Kürdistan lafı geçtiğinde, o da kendisinden geçer.

Bir başkası için aile kutsaldır ve evlilikte keramet vardır. Hayatını değersiz ve anlamsız bulduğu anda evlilik kurumuna girer ve tüm hayatını bir Karı/Anne ya da Koca/Baba kimliğine bürünerek aldığı sorumlulukla anlamlı kılar. Kendisini birey olarak gerçekleştirememiş insanların, Anne/Baba olması da kısır bir döngüye sürükler toplumu.

Bir başkası için Vajina/Namus kutsaldır ve eril kimliğiyle kendini var eder. Gün gelir, kutsal olan vajina için bir kadın, tecavüz edildikten sonra yakılarak öldürür; gün gelir, tanımadığı bir erkeğe saat sorduğu için ‘cilve’ yaptı bahanesiyle namus cinayeti adı altında katledilir.

Yine bir başkası hayatın anlamsızlığı, insanlığın zulmü ve vahşeti karşısında düştüğü boşlukta Tanrı-Din kutsalına tutunur ve öteki dünyada her şeyin karşılığını alacağı inancıyla yaşar. Bu inançlarla, kendisini dünyada yaşanan vahşetlere karşı eylemsiz kılacak, vicdanını pasifize edecek, dualarla her şeyi öteki taraf adaletine bırakacak ve hayatına huzurlu şekilde devam edecektir. O kadar kesindir ki bu inanç, Tanrıya, Peygambere, kutsal kitaba yapacağınız bir eleştiri “allah allah” nidaları eşliğinde boğazınızın kesilmesi ile karşılık bulur. Halbuki siz sadece öteki dünyaya kalmadan, bu dünyayı cennet eylemek istemişsinizdir.

Bir başkası için taraftarı olduğu futbol takımı kutsaldır ve onun için ortalığı savaş alanına döndürmekten çekinmez. Fanatizmi, faşizm ile faşizmi de, kutsala duyulan ihtiyaç ve bağlılık ile açıklamak yanlış olmaz.

Daha bir çok örnek verilebilir; nitelik ve yeteneklerine hayran olunan siyasetçilere, popüler şarkıcılara, modellere ve daha bir çoğuna kadar uzanır tapma ve kutsal addetme eğilimleri.

Kutsal olarak nitelendirilen her düşünce, inanç, kişi ve kurum doğası gereği eleştiriye, dolayısıyla da değişim, dönüşüm ve gelişime kapalıdır. Kutsallık addedilen kavramların üzerine ‘saygı’ kisvesi altında giydirilen gösterişli zırh da, diyalektiğin işleyiş sürecinde çürür ve tarihten silinmemek için ezer, baskı ve şiddet uygular, asimile etmeye çalışır en nihayetinde de vahşet saçar.

Kapitalizmin en aktif olduğu savaş alanı insan beynidir. Zihinde yaratılan tahribat ve yıkımla kapitalizm beslenir, gelişir ve kendini gerçekleştirmeye devam eder. Nihai çözüm bunların yaratılmasına zemin hazırlayan kapitalizmin yıkılması ile gerçekleşecektir.

Lenin’in dediği gibi, “Tek ayrıcalıklı sınıf çocuklardır.” Tek gerçek kutsal, çocuklar olmalıdır. Ya geleceğimizi tek kutsal değer üzerine kuracağız; çocuklar. Ya da, yukarıda örneklediğim ‘mazoşist varoluşsal’ eğilimlerle hastalıklı nesiller yaratmaya ve geleceğimizi aydınlatmak yerine karanlık günlere bırakmaya devam edeceğiz.

Cihan Ören

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Kutsallık ve Vahşet | YURTSEVER

Yorum Yapın