Laiklik, İslam ve Işid Üzerine Düşünceler

 

Bugün ılımlı dindarın birkaç gömlek sonrası Işid’dir. O gömleğin etiketinin üzerinde ”din elden gidiyor” yazıyor, her zaman tutacak slogandır bu, yeter ki koşulları iyi hazırlansın.

Işid’i vareden koşullar nelerdir diye düşündüğümüzde gözümüzü inançsız toplumlara değil de müslüman toplumlara götürürüz. Bu tür dinci örgütler her zaman böyle toplumlar içerisinde birkaç dini propagandayla kendisine militan, sempatizan bulabilir çünkü. Ya da şöyle söyleyelim, bir kişiyi Işidçi yapmak istiyorsanız onu öncelikle müslüman yapmanız gerekmektedir.

Türkiye’de 93’te Sivas’ta gerçekleştirilen katliam hala hafızalardadır. Yeter ki propagandası yapılsın; din adına yakılmayacak insan yoktur bu ülkede. Çünkü İslam adına ne yapılırsa yapılsın, İslam sorgulanmamakta, çoğu zaman yapılanlara sessiz kalınmakta yahut destek olunmaktadır.

Cioran şöyle diyor: ”Bir din, kendini dışlayan doğruları hoşgördüğü zaman tükenir; artık adına öldürülmeyen bir tanrı da gerçekten ölmüş demektir.”

Tanrıyı ”diri” tutmak ise dindarların vazgeçilmezleri arasında. Çünkü Tanrı diri değilse kendileri de ölmüştür. Yaradılışçılık inancı bunu gerektirir.

Ben bu sebeple hem dindar toplum ile hem de laik bir rejimi aynı paralelde göremiyorum. Birbirine zıt çünkü. Türkiye’de kendine bu kadar çok sayıda ”dindar” diyenlerin olması zaten ülkenin laik olmamasından kaynaklanıyor. Zira müslümanlıklarını dahi devletine borçlu olan bir ülkede şeriata karşı güçlü bir muhalefetin oluşturulması çok zordur. ”Din elden gidiyor” borazanı, ”laiklik elden gidiyor” borazanına daha baskın gelir. Hem elde olmayan birşeyin gidiyor denmesi de ayrı bir sorundur. Bu ülkede ne laiklik vardır ne de tam anlamıyla bir şeriat.

Laikliği eğer din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, toplum içinde yer alan farklı dini görüşlerin birbiriyle barış içinde yaşaması olarak anlayacaksak burada dini bir sorun başgöstermektedir. Çünkü İslam kişinin tüm yaşamını düzenleyen kurallar içerir, devlet de kişinin tüm yaşamını düzenleyen kurallar getirir. Bu devlet ya İslama uygun bir devlet haline getirilecektir ya da İslam devlete uygun bir hale getirilecektir. Hakim olan dine mensup kişilerin farklı dinlere mensup ve hiçbir dine mensup olmayan kişilerle barış içinde yaşaması ise yine İslam’a uymuyordur. Çünkü İslam’daki cihad ilkesi ve gayrimüslimlerle dostluk ilişkilerinin yasaklanması buna engeldir. Bu elbette diğer dini görüşler için de geçerlidir. Tarih din savaşlarıyla doludur. Geldiğimiz 21. yüzyılda hala din sorununu tartışmak zorunda kalıyorsak bunun sebebi devletlerin dinden vazgeçmemiş olmasıdır. Çünkü kurumsallaşmamış bir dinin bugünlere dek gelmesinin mümkünatı yoktur.

Laiklik zaten daha çok ülkede hakim olan dini görüşün dışında kalan kesimlerin daha bir samimiyetle savunacağı birşeydir. Örneğin Türkiye’de azınlıkta kalan Hıristiyanların, Musevilerin, Alevilerin ve ateistlerin hakim olan İslam inancından korunma içgüdüsüyle savunabileceği birşey olabilir.

Yine de ülkede hakim olan dine mensup olup da laikliği savunanlar vardır, bu da farklı bir İslam anlayışıdır. Bu görüşe göre her inançlı kişi kendisinden sorumludur, inancının gereklerini istediği kadar, istediği şekilde yerine getirmelidir, devletin herhangi bir dayatmasına gerek yoktur. Şüphesiz bu görüş katı ve dayatmacı İslam görüşüne göre daha ılımlıdır. Fakat İslam’ın özünde olan cihadçılık bu anlayışı her an yıkma potansiyeli taşımaktadır. Çünkü din felsefesinde farklı görüşlere, farklı anlayışlara yer yoktur; tekçidir, sualsizdir. Fakat bu anlayış da yaşamın olağan diyalektiğine uzun süreli dayanamadığından her din günün koşullarına uymak zorunda kalmaktadır. Bu şu anlama gelir: İslam hukuku köleci toplum baz alınarak oluşturulmuş kurallar bütünü iken bugünkü çağdaş hukuk kapitalist toplum baz alınarak oluşturulmuştur. Dolayısıyla İslam hukuku ile çağdaş hukuk arasında tarihsel bir çelişki vardır. Fakat günümüz egemenleri dinden vazgeçmemiş, dini kapitalist topluma uygun haline getirmiştir. Bu sebeple baskın olan anlayış her zaman sistemin ihtiyacına göre belirlenmektedir.

Türkiye’de hakim olan sünniler ikiye ayrılmış durumdadır. Muhafazakar ve ılımlı sünniler ile laik ve ılımlı sünniler. İlk grupta yer alanlar çoğunlukta olup bir gömlek sonrası Işidçilik potansiyelini barındırırken, ikinci grupta yer alanlar belki bir değil ama birkaç gömlek sonrası Işidçilik potansiyeli taşımaktadırlar. Yeter ki bunun koşulları hazırlansın.

Akp eğer tamamiyle Kuran’a uygun bir anayasa istiyorsa refaranduma götürsün, çoğunluk bunu ”evet” ile oylayacaktır ya da Akp bunun için birkaç gün en başta belirttiğim gömleği giyerek ”din elden gidiyor” propagandasını yapsın, kısa sürede tamamiyle dinci bir anayasa yapılır.

Ama şimdilik böyle bir ihtiyaç duymadığını düşünüyorum. Ilımlı İslam günümüz emperyalizm çağına daha uygun düşüyor çünkü. Ilımlı İslam kapitalizmle, emperyalizmle uyumlu çağdaş dindar bir toplumu öngörür. Ve kitleler bu haliyle daha rahat yönetilmektedir.

Baran Sarkisyan