Mutsuz Bir Ülkenin Mülkiyeti

Sanırım bu kadar çok korkutulmayı sevmiyorum. Biber gazının tadını da kokusunu da sevmiyorum, üstelik alerjim var, ölebilirim- bunu polislere söylediğim halde beni dinlememelerini sevmiyorum, bir şeyi sevmediğim için tehdit edilmeyi sevmiyorum, kocaman adamların çocuklara sizi döveriz biz demesini de sevmiyorum, başkalarının acısına zaman aşımı koyanları da sevmiyorum, ülkeyi bu renk sevmiyorum, sürekli suç protokolüne dönüştürülmüş yurttaş-devlet ilişkisini de; bazı evlerin sundurmalarında hep duracak olan ıssızlığı da, bazı ruhların öldükten sonra bile unutamayacağı haksızlıkları da, zindanda uyutulan çocukların ağlama seslerini de, kendini artık sadece keder sanan cumartesileri de. Hiçbirini ama hiçbirini sevmiyorum, devlet dersinden hep borçlu geçiyorum çünkü devlet dersini hiç sevmiyorum.

Bir ülkede bütün yollar suçun mayınlı bölgesine açılır mı, çok saçma, bazılarının da denize açılması gerekir, bir çocuk parkına, ne bileyim neşeli bir panayıra falan işte. Böyle ülke çok ürkütücü, yol levhaları tehditkar, sadece yürümek isteyenlerin bile içine düştüğü çukurlarla dolu her yer. İşin tuhafı sessizliği korkuya bağlıyorlar, aman ne güzel çarparız biz böyle ödünüz kopar güneşe karşı falan diyorlar ama sessizlik korkudan değil bunu hiç düşünmüyorlar, sessizlik bazen kayıtsızlıktandır devletin amcaları! İnsan çarpıla çarpıla çarpılmaktan korkmaz olur, kendimden bilirim, korku bir noktadan sonra anlamını yitirir, kendimden bilirim, çok bağıran babanın arkasından çocuklar dil çıkarır, kendimden bilirim, sessizlik kayıtsızlıktandır korkunun artık katarsis yaratmadığı bir seyirde, tiyatrodan bilirim.

Ülke dediğin arada bayram elbisesini giyer, sadece kefen dikmez, yas elbisesi dikmez terziler, ülke dediğin insanın korkmadan koşacağı yollara sahip olmalıdır, insan evinde hissetmelidir kendini ülkesinde, konuk gibi değil… Bir insan biraz düşünce, biraz eylem ve biraz da cesarettir, korkutulmamalıdır bundan dolayı ve yüzde yetmişi su yapılmaya çalışılmamalıdır, su kabağı değildir ki kafa, omzumuzun üzerine takılmış bir aksesuar hiç değildir, sadece para kazanmak için işlem yapmaz ki zihin ve hep haklısınız ne şahane burası diyemez ki dil. Ayıp olur, çok uğraşılmış insanlığa, tarihe, mücadele edenlere, kırlarda ve kentlerde ölenlere ayıp olur.

Şimdi susanlar korkudan susmazlar, bilirler ayıp olur çok uzak bir yoldan getirdiğimiz düşlere ayıp olur, şaşkınlıktan susarlar onlar, insanın insana yaptığını anlamaya çalışmaktan yorgundurlar, bundandır sessizlikleri. Çünkü herkes bilir ki sormak hakkımızdır, eleştirmek ve bağırmak, hey bu işler çok fena, yakmayın, bombalamayın insanları demek hakkımızdır, bunun için cesaret gerekmez ki sadece azcık insan olmak yeterlidir.

Sanırım “insan olma deniz kestanesi ol” diyenleri sevmiyorum, yürürken yoluma barikat kuranları, “ülke bizim sen dehlizde bekle” diyenleri, “sesini çıkarma uslu ol” diyenleri ve ülkenin bütün camlarını kıran devletli amcaların suçu benim üstüme yıkmasını sevmiyorum. Sizi sevmemek suç mu, sevmiyorum ve sanırım suç işleyesim var, “bu ülke sadece sizin değil” diyesim var, “kardeşlerimin canını yakmayın canınız yanar” diye bağırasım var. Sınavı bu defa benim yapasım var: Çıkarın kağıtları ve yazın, bizi mutlu etmeyen düzeniniz neye yarar?

Süreyya Karacabey

fraksiyon.org sitesinden alınmıştır.

Yorum Yapın