Namaz Ergonomik İnsan

İlla ki hayvanla insanı birbirinden ayırmak gibi bir iddia peşinde olanların bunun ispatını namazdan başka yerlerde aramalarını öneririm.
Misal…
Tüketeceğinden fazlasını üreten, avlayan, depolayan ve onu parayla birbirine satan tek canlı insandır.
Bir de kendi bedeninden utanan ve sevişmeyi ayıp sanan tek canlı da insandır.
Çok meraklıysanız insanı bu iki kulpundan tutup hayvandan ayırın.
Ve bulduğunuz ilk karadelikten içeri atın.
Kaybolsun; yok olsun ki başka bir dünya mümkün olsun.
Birbirinin içine geçe geçe evrilen ve uygarlık tarihi boyunca insana ait tüm siyasetlerin temelini belirleyen, oysa artık çoktan o kalabalık mitolojik değerler rafına kaldırılmış olması gereken inanç sistemlerini, kadim kurnazlığı gereği hâlâ baş tacı eden insanlık neticede “yarım” akıllıdır.
Dünyanın tepsi gibi düz olmadığı ve öküzün boynuzları üzerinde durmadığı gerçeğine artık nispeten -istisnalar kaideyi bozmaz- ikna olmuşsa da kendi düzlüğünü ve öküzlüğünü çağlardan çağlara aktarmakta bir sakınca görmemektedir.
İnsanı hayvandan, erkeği kadından, heteroseksüeli eşcinselden, yerleşiği göçebeden, beyaz yakalıyı hippiden, onu bundan, bunu şundan üstün gören o bozuk gözleri ve yarım aklı yüzünden bir hayvan ya da bitki kadar “güzel” yaşamayı beceremez.
En ilkeliyle en gelişmişi arasına gerilen ince telde denge kurmaya çalışırken tırmandığı yerden sürekli düşer ve yere çakılır.
Çünkü enerjisini, aklını tamamlamak için değil, kasten yarım tutmak için harcar.
Aklının bir yarısı iyi kötü bilimle, bilgiyle, mantıkla, felsefeyle, sanatla dolu iken diğer yarısı lanet gibi hep boştur; bomboştur.
Ve o boşluğa dolanlar yüzünden de her daim saldırgan bir sarhoştur.
Bu sınırlar, bu silahlar, bu tüketim sistemleri, bu değersiz değerler silsilesi hep o saldırgan sarhoşluğun meselesi.
Ne türlerin çeşitliliği ne de genlerin ortaklığı bilgisi, aklını kâinattaki kendi gerçek yerini ve gereğini düşünmekten başka bir işte kullanmaması gerektiği konusunda onu uyandırmaya yetmez.
O uykuyu sever.
Biz şu zamanda ve şu coğrafyada uykunun en derin evrelerini yaşayan bir kültürün mecburi parçası olmanın acısını çekiyoruz.
Cumhurbaşkanımızdan halkımıza kadar kimseyi uyandırmaya da bir türlü kıyamıyoruz.
Ama onlar bizi gerekirse başımıza tokmakla vura vura uyutmaya ve kendi yarım akıllarının boşluğuna çekmeye yeminliler. Biz de buna meyyaliz.
Televizyonlara çıkıp insan ergonomisinin namaz kılmak için yaratıldığını ve bu ergonomiyle insanın hayvandan ayrıldığını anlatmaya çalışan ilahiyatçı savunmasında haklı.
Onu yanlış anlıyoruz, hatta hiç anlamıyoruz.
Sorun onun “Namaz kılmayan insan hayvandır” demesi değil.
Sorun, onun insan dışında bir varlığın alnının secdeye gelmediğini söylemesi, insanın “namaz ergonomik” yaratıldığını öne sürmesi karşısında, bizim aklımızı başımıza toplayıp, “Ergonomi mi inançtan çıkar, inanç mı ergonomiden?” diye tartışmak ve bugünün sorunlarını çözmek için bu meseleyi felsefenin temel sorusu yapmak yerine,“Namaz kılmayana nasıl hayvan der bu saygısız” diye celallenmemiz.
Az kaldı…
Biz de aklımızı kaybettik kaybediyoruz.
Yüzlerce yıl önce gökten indiğine inanılan kitapların öngördüğü kurallarla yaşamayı referans olarak gösterip, parlamenter sistemi kullanarak oy alan ve iktidarını sağlamlaştırır sağlamlaştırmaz, önce o parlamenter sistemi sonra da külliyen bizi yıkmaya heveslenen bir iktidarı sorgularken onun argümanlarıyla boğuşa boğuşa o argümanlara dolanıp biz boğulacağız.
Çocuk doğurmayan kadın tabii ki kast edilen anlamda yarım değildir.
Namaz kılmayan insan tabii ki kast edilen anlamda hayvan değildir.
Ama bir kereden bir şey olur.
Hem de çok fena bir şey olur.
Şu anda bu ülkede olduğu gibi.

Mine Söğüt

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Namaz Ergonomik İnsan | YURTSEVER

Yorum Yapın