Normal Erkekler Anormal Kadınlar

Kadına şiddet, tecavüz ve cinayetlerdeki rakamlar bunun bireysel bir sorun olmadığına kanıt. Kadına şiddet uygulayanlar hastalıklı, psikopat kişiler diye kendimizi aklayamayız. Çünkü bu kişiler toplumsal normlara göre gayet normal insanlardı.

Toplumda erkeğe biat eden, ev içi hizmeti erinmeden yapan, sesini yükseltmeyen kadın normal sayılırken, erkekle eşit olması gerektiğini düşünen ve bunun mücadelesini veren, haksızlığa boyun eğmeyen, ataerkiden beslenen ahlak kurallarına uymayan kadın anormal sayılmaktadır.

Yine toplumda sert olan, küfürbaz olan, kendisi televizyon izlerken kadını ev işlerini yaptıran erkek normal sayılırken, küfrü yanlış bulan, ev işlerini yalnızca yardım etmek amacıyla değil de kendisinin de sorumlu olduğunu düşünerek yapan, kadınlarla erkeklerin eşit olması gerektiğini düşünen ve bunun için mücadele eden erkekler anormal sayılmaktadır.

Tüm bu anlayışlar erkek egemenliğini her an sürekli üreten anlayışlardır.

Ataerkiden nasibini almamış hiç kimse yoktur bu dünyada. Daha çocukluk döneminden başlayan bu ataerkil işgal, kendini yemek hazırlamaktan ahlaki değerlere, çalışma yaşamından ailedeki konumuna, dilin erilliğinden geleneksel törenlere dek her yerde cereyan etmektedir. Bu işgal hemen hergün kadın, erkek, eşcinsel ayırtetmeksizin sürmekte, hepimiz bundan payını almaktayızdır. Yani bir sonuç olan katliamın koşullarını bu ataerkil sistem hazırlamaktadır. Toplum olarak hepimiz bunda pay sahibiyiz.

Bir kadını öldürmenin gerekçelerini ”kadının suçları” olarak gerekçelendirmek ise egemen sistemi ve sonuçlarını hiç anlamamak demektir. ”Kadın da mini etek giymeseymiş”, ”Gecenin o saatinde ne işi varmış sokakta”, ”Erkeğe o kadar yüz vermeseymiş”, ”O zaten orospuymuş” vb. Bu mantığa göre bütün kadın ölümleri bu türden bir gerekçeyle meşrulaştırılabilir. Hem öyle ya, kadının saçları vardır, saçları da tahrik ediyordur.

Toplum olarak öldürülen kadınları bile sınıflandırabiliyoruz. Örneğin Özgecan’ın katliamını çoğumuz samimiyet dışı da olsa lanetlerken imam veya devlet onayı olmaksızın (yani nikahsız) sevgilisiyle yaşayan bir kadının öldürülmesine karşı çıkmıyoruz. Ya da sokakta erkekler tarafından evli bir kadına yapılan tecavüzlere lanetler yağdırabiliyorken kadının ev içinde kocası tarafından tecavüz edilmesine sesimizi çıkarmıyoruz.

Ataerkiden beslenen ahlak kurallarına uygun olmayan kadın, erkek kafasına göre kadın bile değildir. Ama ne var ki yine aynı ahlak kurallarına uygun olmayan, çoğu kadın tarafından da dışlanmaktadır. Bu, bize ataerkiden beslenen ahlakın kadını da egememenliği altına aldığını gösterir. Bknz: ”Kocamdır; döver de sever de.”

Sonuç olarak, bilinçlenmeliyiz. Televizyon dizileri ve eğlence programlarını izlemek yerine durmadan bizi geliştirecek, dünyayı sorgulatacak kitapları okumalıyız. Her haksızlıkta sesimizi yükseltmeliyiz. Birbirimizin dedikodusunu yapmak veya kuyusuna kazmak yerine dayanışma göstermeliyiz. Hiç birimiz bu dünyaya birilerinin kölesi-kulu olmaya gelmedik.

Başka bir ifadeyle, anormalleşmeliyiz. Çünkü düzen çok normal!

Belki de ”Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” diyen Tezer Özlü’yü bir kez daha hatırlamamız gerekiyor:

Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlenizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı dendim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız