O İyi mi Kötü mü?

“Sen kötüsün, öyleyse ben iyiyim.” Bu formülde konuşan köledir. Burada da bir takım değerlerin yaratıldığını yadsıyamayız. Ama ne garip değerlerdir bunlar! Ötekinin kötü olarak ortaya konmasıyla başlar. Kendine iyi diyene, işte şimdi kötü denmeye başlandı. Bu “kötü” eyleyendir, kendini eylemekten alıkoymayandır, eylemi üçüncü kişiler üzerindeki sonuçları açısından ele almayandır. Ve şimdi “iyi”, kendini eylemekten alıkoyandır: Her eylemi, eylemeyenin bakış açısına, eylemin sonuçlarını yaşayanın bakış açısına, hatta eylemin niyetlerini inceleyen kutsal bir üçüncü kişinin bakış açısına taşır. “Hiç kimseye karşı şiddet uygulamayan, saldırmayan, karşı-saldırıda bulunmayan, intikamı Tanrı’ya bırakan, bizim gibi kendini saklayan, kötü ile karşılaşmaktan kaçınan, ve bundan başka da, biz hastalar, mütevazılar ve adiller gibi yaşamdan pek bir şey beklemeyenlerin hepsi ‘iyi’dir.” (Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne) İşte (ahlaki anlamda) iyi ve kötü böyle doğar: İyinin ve kötünün etik belirlenimleri yerlerini ahlaki yargıya bırakır. Etikteki iyi ahlaktaki kötüye, etikteki kötü de ahlaktaki iyiye dönüşür. Ahlaki anlamda iyi ve kötü, etik olarak iyi ve kötü değildir, tersine belirlenimlerinin değişimi, yer değişimi ve altüst oluşlarıdır. Nietzsche şu nokta üzerinde ısrar eder: Ahlaki olarak “iyinin ve kötünün ötesinde”, etik olarak “iyinin ve kötünün ötesinde” değildir. Tam tersine. Ahlaki anlamda iyi ve kötü yeni değerlerdir, ama bu değer yaratmanın çok tuhaf biçimidir! Etik anlamdaki iyi ve kötünün tersyüz edilmesiyle yaratılırlar. Eyleyerek değil, eylemekten alıkoyarak yaratılırlar. Olumlayarak değil, yadsımakla başlayarak. İşte bu yüzden onlar yaratılmamış, kutsal, aşkın, yaşamdan üstün olarak adlandırılırlar. Yaratılma biçimlerinde neler sakladıklarına bakalım. Olağanüstü bir kin, yaşama ve yaşamda etkin ve olumlu olan her şeye karşı bir kin saklarlar. Sonucu olduğu bu öncüllerinden koparılan hiçbir ahlaki değer bir an bile varolamazdı. Ve daha derin bir biçimde, hiçbir dini değer, sonucu olduğu bu kinden ve intikamdan ayrılamaz. Dinin olumluluğu, görünüşteki bir olumluluktur: Kuvvetliler “kötü” ve “lanetli” oldukları için zayıfların, kölelerin, fakirlerin iyi olduğu sonucuna varılır. “İyi mutsuz”, “iyi zayıf” yaratıldı: Kuvvetlilerle mutlulardan intikam almanın en iyi yolu. Musevilikten gelen hıncın gücü, onu yönlendiren ve hareketlendiren bu güç olmasaydı, Hıristiyanca sevgi ne olurdu? Hıristiyanlığın sevgi kavramı, Musevilikten gelen hıncın karşıtı değil, onun sonucu, uzantısı, taçlandırılmasıdır. Din, uzantısı olduğu ilkeleri iyi kötü saklar (ve kriz dönemlerinde hiç saklayamaz olur): olumsuz öncüllerin ağırlığı, intikam ruhu, hıncın gücü.

Gilles Deleuze, Nietzsche ve Felsefe, sf: 151-52, Norgunk

Yorum Bırakınız