Okur ve Yazar: Delikleri Büyüt!

Sevdiğim yazar, yazdıkça aklının yitmini hissettiren yazardır, normalliğin ve dilin sınırlarını aşındırması, aşması gerekir. Bu yitiş, ya yeni bir aklın icadıdır ya da verili aklın yıkılışıdır. Hayvanlaşan, tanrılaşan, kadınlaşan, çocuklaşan ya da hiçleşen insan-oluş. Kendini yıkarak oluş-an, bir damla suda okyanusu taşıyabilen, durgun suda boğulan, akan suda coşan, akışlarını diğer akışlara bağlayabilen, üreten arzu. Kelimeleri bir arzu olarak aktıkça okurunun akışlarına ortak olmasının yanında aktığı yerlerden birşeyleri koparıp akışına dahil etmesi gerekir. Yapay bir gölde durdukça çürüyen, balıkları bile öldüren durgun su olarak değil, akarsular gibi coşması gerekir. O ritmin yakalanması ve kaçırılması gerek. Yaşadığımız çağı ve bu çağdan çıkışı aksi takdirde anlatmak mümkün müdür? Her şeyi normalliği ölçüsünde anlatan “piyasacı yazar” bunu bir iş olarak meslekten yapıyordur kağıt ve mürekkep israfı olarak. Daha kötüsü bir ağaç israfı olarak; bir ağacı daha iyi birşeye dönüştüremememiştir çünkü. Deleuze, “yazar olmak değil ama yazmak oluştur” diyordu. Ve başka bir yerde de ekliyordu: “Kendi saltanatlarına hiyanet etmek, kendi sınıfına, kendi cinsiyetine, kendi çoğunluğuna hiyanet etmek – bundan başka hangi sebep yazmak için bir neden olabilir? Ve yazıya hiyanet etmek.” Yeterince akıllı yazarımız var, bize deli yazarlar gerek, hain yazarlar gerek, yeteri kadar yoksa yazmak gerek.

• • •

“Hep yetenekli yazarlardan bahsediyoruz; artık yetenekli okurlardan bahsedelim” diyor Milorad Paviç. Bahsedelim.

Aktif okur pasif okurun aksine metni veya yazarı otorite kabul etmez; klasik yazar (eğitmen), okur (eğitilen) karşıtlığını reddeder. Aktif okur okuduğunu da kendisini de sorgular, yargılar, kendi süzgecinden geçirir, bazen süzgecinin deliklerini genişletir veya daraltır; tüm bunlar metnin okurunu değil okurun kendisini de otorite yapmaksızın okuduğu metni kendisi inşa etmesini ifade eder. Aktif okur tüketen değil üretken okurdur, elindeki çekiçle metni şekillendirebilir, yıkabilir, baştan yaratabilir.

Bu okul-öğretmen, din-imam-peygamber, devlet-yasa-vatandaş gibi otorite kurumları dışında bizim kitaplarla özerk ilişkimiz için geçerli bir durumdur. Fakat bir okulda bir okul kitabını, bir ibadethanede din kitabını, bir devletin anayasa metnini aktif bir okur olarak eleştirel okuma şansımız var mıdır? Elbette vardır; ama bu geçersiz not almayı, günahkar olmayı, vatandaşlıktan çıkarılmayı göze almamızı gerektirir.

“Hep yetenekli yazarlardan bahsediyoruz; artık yetenekli yazarlardan bahsedelim” diyen Milorad Paviç’i tam da bu noktada kendime alet ederim. Bugüne dek hep yetenekli yazarlardan bahsettiğimiz gibi yetenekli yöneticilerden, yetenekli peygamberlerden, yetenekli yasa yapıcılarından bahsettik; yetenekli öğrencilerden, müminlerden, vatandaşlardan bahsetmedik değil tabii ama onları da yetenekli yöneticilere tabi makul vatandaşlar olarak ele aldık. Faşizmi üreten de, otoriteyi üreten de bu makul haldir. Makul dışılık ise pasif okurun aksine aktif okur gibi eleştirel, sorgulayıcı yaklaşımı ve elinde çekiçle baştan yaratmayı gerektirir.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız