Olduğumuz Şey

Foucault, iktidarın öncelikli işlevini boyun eğdirilmiş bedenler olarak açıklamaktaydı. Çünkü yine ona göre normal insan, yalnızca bir kurguydu. Gerçekten de öyledir. Şov yapmak ve para kazanmak dışında başkaca bir kaygısı bulunmayan, toplumu apolitikleştirmenin bir aracı olarak ayarlanmış Beyazıt Öztürk ve Beyaz Show programı, yine ekran başında saçma sapan konuları ve esprileriyle izleyicileri kahkahaya boğarken Ayşe öğretmenin telefonu anlık da olsa yapaylık ve sahtelikle örülmüş kahkahaları kırarak, çocukların öldürüldüğünu duyurdu sağır kulaklara. Anlık insani bir refleksle Ayşe öğretmenin konuşmasını alkışlatan bay kurgu Beyazıt, ertesi gün bu insani davranışına karşı kalkan iktidar ve mülkiyet sopası sonrası devletinden özür diledi. Öyle ya, Beyazıt’ın tüm hayatı gibi kendisi de bir kurguydu.

Beyazıt’ın geri adım atması, daha doğrusu özüne dönmesiyle birlikte topluma verilen mesaj şüphesiz, “çocuklar ölmesin” demenin terör propagandası olduğu ve bu tür söylemlerden uzak durulması gerektiğiydi. Beyazıt’a devlet eliyle verilen “ayar”, topluma verilen bir ayar ve gözdağıydı. Toplum olarak ayarlanmışlığımızı ise bugüne bakarak  rahatlıkla anlayabiliriz. Pavlov’un köpeği misali şartlandırılmış gruplar,  coğrafyanın bir bölümü kanrevanken keyiflenenler ya da hiçbir şey yokmuş gibi yaşamına devam edenler, ‘elden ne gelir’ciler, kaderciler…

Peki, ya yaşanan katliamlar? Katliamlar su götürmez bir gerçeklik. Yıllardır savaş konulu filmlerde izlediğimiz, Filistin’lerde gördüğümüz fotoğraflar, videolar her gün yaşadığımız coğrafyada inkarı namümkün olan çırılçıplak bir gerçeklik olarak gözlerimizin önünde.

Toplum olarak bir kişiye yönelik linç kampanyaları üzerinden kendimizi aklamaya çalışmak yerine kendimize ve karşı olduğumuz şeye dönmeliyiz. Peki nasıl?

Foucault, günümüzün sorununun artık ne olduğumuz değil, olduğumuz şeyi reddetmek olduğunu söylüyordu. Çünkü, artık olduğumuz şey, karşı olduğumuz şeyi değiştirmeye yetmiyor. Zulüm, her gün katlanarak büyüyen bir çizgide ilerlerken iktidar bizi de öğütüyor. Olduğumuz şey ile karşı olduğumuz şey arasındaki benzerlik gün geçtikçe artıyor. Olduğumuz şeyin yetersiz kaldığı ve bunu reddedişin önemi burada açığa çıkar.

Olduğumuz şey, normalliktir, dolayısıyla kurgudur.

Bilmiyorsak; bilen olmalıyız. Duyarsızsak; duyarlılaşmalıyız.

Ezilensek; direnen olmalıyız. Direnensek; başkaldıran…

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız