”Olmak” Üzerine

Biz henüz dünyaya gelmeden ebeveynlerimiz tarafından ne olmamız gerektiği tasarlanmaya başlanır. Dünyaya geldiğimizde ise, tasarlanan hayata geçirilir ve bize ne olmamız gerektiği öğretilir.

Olmamız gerekler genellikle güç, iktidar ve zenginlikle özdeş olan şeylerdir.

Mesela kimse çocuğuna demez ki, “Büyüdüğünde fırıncı ol da lezzetli ekmekler pişir.”

Herkes çocuğunun doktor, mühendis, futbolcu, film yıldızı, pilot, en kötüsünden öğretmen olmasını ister.
Çocukken oynadığımız oyunlarda hep gücü temsil eden rolleri kapmaya çalışmamız da, bize öğretilenden bağımsız değildir.

Çocukken hayal dünyamız ve vizyonumuz bize öğretilene göre şekillendiğinden, oynadığımız oyunlarda, “güzel” ya da “yakışıklı” olduğuna inandırılmış olanlarımız prens ve prenses olmak için yarışır. Eğer ki bir çocuk “Güzel” ya da “Yakışıklı” olmadığını düşünüyor ise, ne prens, ne de prenses olmak için yarışır. Bu durumdaki çocuklar ise, hiç değilse “iyi adam” ya da “iyi kadın” rolünü kapmaya çalışır. En umutsuz olanlarımız ise, “kötü kadın” ya da “kötü adam” rolüne talip olur. Zira bu da, tersinden de olsa bir güce ve iktidara tekabül eder. “Kötü” olan, oyunun sonunda kaybedecek olsa da, yine de bir “hiç” olmaktansa “kötü” olmak tercih edilir.

Peki, doktor, öğretmen, futbolcu, pilot, mühendis, şarkıcı, siyasetçi olmak fırıncı olmaktan daha erdemli bir durum mudur ki, kimse çocuğunun fırıncı olmasını istemez?

Elbette ki hayır! Lakin buna rağmen insanlar, güç ve iktidarı temsil edene sempati duyarlar. Güç ve iktidarı temsil edene benzemek, benzetilmek isterler.

Bir analoji yaparak bitireyim. Bilindiği gibi “fahişeler” aşağılanırlar, zira “fahişeler” para karşılığı birileriyle “yatarlar.” Ama para karşılığı filmlerde adamlarla sevişen kadınlara herkes hayranlık duyar.

Peki, nasıl oluyor da para karşılığı bir adamla öpüşen, sevişen iki kadından biri aşağılanırken, diğeri değer görebiliyor? Nedeni elbette ki sanata duyulan sempati değildir. İktidarı ve gücü temsil edene olan hayranlıktır. Vesselam karışık meseleler bunlar, ama yine de düşünmek ve sorgulamak gerekir. Zira ne konuştuğumuz dil, ne kullandığımız kavramlar, ne de bir bütün olarak yaşama egemen olan paradigma kendiliğinden oluşmamıştır. Bütün bunlar egemen olana göre oluşturulmuştur ve hiç biri masum değildir.

Elias Nin

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: ”Olmak” Üzerine | YURTSEVER

Yorum Yapın